Türkiye'nin en iyi haber sitesi
FERHAT ÜNLÜ

Uyuşturucu komplosunun kısa tarihi / Volume 2

"İşin içinde uyuşturucu varsa ekstradan bir komploya hiç gerek yok. Uyuşturucunun bizatihi kendisi insanlığa karşı kurulmuş en büyük komplo zaten."

Girizgâhtaki kısa alıntı, 1 Mart 2015'te bu köşede yayınlanan 'Uyuşturucu komplosunun kısa tarihi' başlıklı yazıdan. Aradan geçen yedi buçuk yılda, bir ülkeye komplo kurulmak isteniyorsa uyuşturucunun başlı başına yeterli olduğunu gösteren pek çok gelişme yaşadık.

Türkiye Cumhuriyeti, İçişleri Bakanlığı başta olmak üzere bu alanda sorumlu ve yetkili bütün kurumlarıyla uyuşturucu ile mücadeleyi bir milli güvenlik meselesi olarak görüyor ve gerekli tedbirleri alıyor. Her gün onlarca uyuşturucuyla mücadele haberi düşüyor ajanslara. Bununla birlikte zamanın ruhu, uyuşturucuyla mücadelenin doğasının olmasa bile metodolojisinin, tıpkı terörle mücadelenin yöntemleri gibi değişmeye başladığını da gösteriyor.

'MET PİYASASI'NDAKİ İRANLILAR

Uyuşturucuda öncelikli tehdit kimyasallar, bilhassa da 'fukara kokaini' olarak bilinen Metamfetamin, kısa adıyla Met. Kimyasallar, Met'ten başlayarak bir milli güvenlik sorununa dönüşmüş vaziyette. Kimyasallarda, özellikle de Met'in üretiminde yabancıların rolü dikkate şayan. Etnik tasnif yaparsak İranlılar ve Suriyeliler bu işte başı çekiyor diyebiliriz. Dolayısıyla kaçak göçmen meselesini narkotik boyutuyla da değerlendirmek gerekiyor.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, tıpkı terörle mücadelede olduğu gibi uyuşturucuyla mücadelede de sahaya bizzat inen ve operasyon süreçlerini, personele moral-motivasyon vererek destekleyen bir bakan. Soylu'nun geçtiğimiz gün, bir televizyon yayınında gösterdiği ve 'FETÖroman' olarak nitelendirdiği kırmızı dosyada ana muhalefetin, devlete yönelik uyuşturucu kaçakçılığı bühtanına karşı cevaplar olduğu gibi, FETÖ'nün narko-terör iltisaklarına dair de ayrıntılar olduğunu sanıyorum.

Her şeye himmet, paralel vergi gözüyle bakan bir terör örgütünün narkotikten gelecek bol, haram paraya dört elle sarılacağından şüpheniz olmasın. Fetullahçı Terör Örgütü'nün uyuşturucu ile ilişkisi, geçtiğimiz günlerde emsalini gördüğümüz üzere Met satan bir FETÖ'cüden de ibaret değil.

FETÖ kumpasının mağdurlarından olan akademisyen Ruhi Abat, uyuşturucuyla mücadele konusunda bana birtakım dosyalar gönderdi. Bu dosyalardan biri, 1972 yılında yazılmış olmakla birlikte halen güncelliğini koruyan kapsamlı bir kitap. 'Eroin Politikası/Küresel Uyuşturucu Ticaretinde CIA'in Suç Ortaklığı' başlık ve alt başlığını taşıyan kitabın yazarı Alfred W. McCoy.

VEKÂLET SAVAŞLARININ 'NARKO FİNANSMANI'

Ana muhalefet partisi CHP'nin Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun ABD dönüşü, iktidarı uyuşturucu kaçakçılığına göz yummakla itham etmesi, psikolojik operasyonun nihai kaynağı hakkında fikir verir nitelikte. ABD bu konuda kendine bir baksın. Önce gizli servisi CIA'in uyuşturucu konusundaki kirli mazisini ve hatta bugününü temizlesin.

'Eroin Politikası' adlı kitap, CIA'in uyuşturucu kaçakçılığındaki rolünü eskilerin deyişiyle tafsilatlı biçimde gözler önüne seren bir çalışma. Yazarı, Langley'i çıldırtan kitabını kaleme almadan önce yıllar yılı Vietnam başta olmak üzere Güneydoğu Asya ülkelerinde dolaşmış. Hatta 1955 yılında Saygon'dan çıkan Fransız generale uyuşturucu işinin patronunun kim olduğunu sormuş. Ve generalden "Sizin CIA, uyuşturucunun da aralarında bulunduğu her şeyin yönetimini üstlenmiş vaziyette" cevabını almış. Ruhi Abat, bu kitaptan sentezlediği bilgi ve analizleri şu paragrafla özetliyor:

"Küresel derin güçler, vergilerinden aparatlarına bağışta bulunmazlar, bulunamazlar. Bu nedenle derin güçlerin sponsor olduğu sosyal, siyasal, psikolojik ve silahlı vekâlet savaşları bu gayr-i meşru uyuşturucu havuzundan karşılanıyor. Önümüzdeki dönemde siyasi kampanyaları desteklemek için ülkemize girebilecek fonlar da bu çerçevede mercek altına alınmalıdır. Çünkü verginin her bir sentinin hesabını soran Atlantik ötesi derin güçlerin bu fonları uyuşturucudan tedarik ettiği sır değil. Bu süreçte devleti uyuşturucu konusunda suçlayan aparatlar mercek altına alınmalı."

CIA'İN KOKAİN KAÇAKÇISI

CIA ve eroin deyince akla nasıl ki 'Eroin Politikası' adlı kitap geliyorsa, CIA ve kokain deyince akla ilk gelen isimlerden biri ise CIA'yle koordineli biçimde yıllarca Güney Amerika'dan kokain kaçakçılığı yapan pilot Barry Seal. (Filmi de yapıldı, hatırlarsınız. Sonunda öldürülüyor, gerçek hikâyede de öyle…)

Kokain ve eroin gibi uyuşturucu/uyarıcı maddeler insanlığın başına modernizmin bela ettiği maddeler. Sadece izole ve sentezlenme dönemleri 19. yüzyıl olduğu için değil, fakat aynı zamanda-haliyle bireye de sirayet eden- toplumsal buhranların sebebi de bizzat modernizmin ürettiği kültür olduğu için…

Kokain baronu deyince de akla gelen ilk isim Kolombiyalı uyuşturucu kaçakçısı Pablo Escobar. Netflix dizisinde üşüyen kızını ısıtmak için dolar yakan 'merhametli baba' olarak gösterilen Escobar, en az 4 bin kişinin ölüm emrini veren bir katil, terör örgütü liderinden bir farkı yok.

Kızı için 2 milyon doları yaktığı söylenir. Ona kalırsa sattığı kokaini hiç kullanmadığı da bilinir. Bal tutan parmağını yalar misali ilk dönemlerdeki denemeler hariç... Sadece esrar içermiş. Marihuana (Güney Amerika'da esrara verilen isim) hariç bütün uyuşturuculardan nefret edermiş.

FREUD'UN KOKAİN'LE İMTİHANI!

Dünya kültür ve popüler kültür tarihi, trajik uyuşturucu hikâyeleriyle dolu. Bu hikâyelerin hepsi birer kötü örnek ve hüsranla bitiyor. Sadece ibret alarak okunmalı. Psikanaliz'in babası Sigmund Freud, tekniğini geliştirme adına kokaini bir süre denemiş, daha sonra bağımlılık durumu ortaya çıkınca 'illet'ten zorlukla kurtulmuştu. Bir cümle ile özetlediğimiz bu hikâyeden çıkarılacak sonuç şu: Ruhbilimci olduğu için normal insanlara göre ruh denilen şeye ve kendi ruhuna daha fazla hâkim olan Freud bile yakayı kaptırdığına göre uyuşturucu ile 'irade savaşı'na girilmez.

İbretlik uyuşturucu öykülerinde rock âleminden önümüzde bir Syd Barrett örneği var. Barrett, Pink Floyd'un, başlarda en önemli ismi iken uyuşturucu yüzünden zamanla müziği bıraktı. Önceleri uyuşturucunun etkisiyle yazıyordu, ama sonra ruhunu uyuşturucuyla (LSD) âdeta öldürdü. 1970'lerin başında müzikten ve hayattan elini ayağını çekti. Sıkı Floyd hayranları dışında kimsenin öldüğünden haberi bile olmadı, çünkü zaten ölü gibiydi. Bir Floyd hayranı olmama rağmen 2002 yılında İngiltere'ye gittiğimde ölmediğini, ancak araştırarak öğrenebildim, düşünün. Herkes onu ölü sanıyordu. Sonradan, 2006'da öldü zaten.

Bir diğer Rock grubu The Doors'un beyni Jim Morrison, iddiaya göre bir 'overdose' (doz aşımı) kurbanı idi. Sex Pistols'ın üyesi Sid Vicious da öyle… Amerikan popüler kültüründe Jimi Hendrix ve daha nice örnek var.

BİR MİLLİ GÜVENLİK SORUNU OLARAK MET

Artık toparlayalım: 25 Haziran 2017'de 'Bir milli güvenlik sorunu olarak Bonzai' başlıklı bir yazmıştım. Aradan çok değil, beş sene geçti, şimdi bir başka uyuşturucu türü olan Met, milli güvenlik sorununa dönüştü. Narkotik yetkilileriyle yaptığım görüşmede de Met'in önemli ve öncelikli sorun olarak görüldüğünü müşahede ettim.

Bu bağlamda Met ve diğer uyuşturucuların yaygınlaşmasını Türkiye'ye yönelik bir komplo olarak yorumlamak hiç de yanlış olmaz. Zira daha önce de yazdığım gibi uyuşturucunun bizzat kendisi bir komplo.

Devletin tıpkı terörle mücadelede olduğu gibi uyuşturucuyla mücadelede de; yakın, orta ve uzun vadede etkili sonuçlar alacağından eminim.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA