Türkiye'nin en iyi haber sitesi
SALİH TUNA
SALİH TUNA

Müjde...

Kimileri vatan derdiyle "ölümüne" mücadele verirken, kimileri de ambulansın peşine takılan "uyanıklar" gibi "yolunu" bulurlar.
Her dönemde bu böyledir; "Koyun can derdinde, kasap et derdindedir."
Bir yanda vatan uğruna kelle koltukta "vuruşanlar", bir yanda bu ortamı fırsat bilerek vurgun yapanlar veya vurgun peşinde koşanlar vardır.
Hep böyledir...
Mücadeleden geriye koskoca bir hayal kırıklığı kalır. Tıpkı, Tarık Buğra'nın "Küçük Ağa"sındaki (Milli Mücadele'de kolunu kaybeden) Çolak Salih'in kasabasına döndüğünde yaşadığı hayal kırıklığı gibi.
Bu sefer böyle olmaması için fırsatçıları / çürükleri ayıklamak şarttır. Yoksa çürüme kaçınılmaz!
Şuncağızı unutmayalım: "Beka mücadelesinin" içini boşaltan herkesten çok bu fırsatçıların varlığıdır. Ki, "bozguncular" çatallı dilleriyle bunların üzerinden kara propaganda yaparak "direniş ittifakının" moralini bozmaya çalışıyorlar.
O halde evvela bu fırsatçılara zerre miskali fırsat verilmemelidir.
Bir de gelir adaleti sağlanmak zorundadır. Madem mevzubahis vatandır, birileri fezada birileri çukurda olamaz.
Aç ile tok, yaya ile atlı ilanihaye "yolculuk" yapamaz.

***


Her daim söylediğimdir: Tehdit ve saldırı kesintisizdir, direniş de kesintisiz olmak mecburiyetindedir.
Tehdit ve saldırının amacı Türkiye'yi "istiklal-i tam" yolundan döndürmektir. Bu maksatla en son olarak, Washington merkezli, Turkish Democracy Project (Türk Demokrasi Projesi) derneğini kurdular.
Mahut projenin hedefi, ABD Başkanı Biden'ın Aralık 2019'da dile getirdiği, "Türkiye'de muhalefeti konsolide ederek iktidar yapmak" hedefiyle aynıdır.
Müstevlilere ve işbirlikçilerine "yaratıcı yıkıcılıkta" kullanabilecekleri hiçbir malzeme verilmemelidir.
Bu, "güvenlik sorunu" olduğu kadar, direniş cephesindeki her ferde karşı vicdani bir borçtur.

***


"Direniş cephesi" hamasetle değil analitik zekâyla, inşa edici akılla hareket etmeli; dağıtıcı / dışlayıcı değil, kuşatıcı olmalıdır. Nefret ettirmemeli, sevdirmelidir.
Bir de hep agâh olmalıdır.
"Bozguncuların" muhafazakâr mahalleyi sinsi yöntemlerle zehirlediklerine dair çok feryat ettim ama kimsecikler duymadı.
Epey yol aldıklarını artık herkes görüp kabul ediyor şimdi...
Şükür ki şükür, geçenlerde "müjde" mesabesinde bir gelişme oldu.
Milli Görüş Vakfı Başkanı ve Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk, Saadet Partisi'nin önümüzdeki kongrede alacağı kararla kuruluşundaki değerleri savunur hale geleceğini söyledi.
Milli Görüş'e, yani "paradigmaya" dönüşün müjdesini verdi.
Özellikle "paradigma" dedim. Zira, Abdullah Gül, Karar gazetesinden o sinsi yazarçizerin bir sorusu üzerine, "Paradigmadan kopuşu gerçekleştirmiştik, ama sürdürülemedi..." demişti.
Koptukları "paradigmadan" kasıt, Milli Görüş'tü.
İşin garibi...
Milli Görüş çizgisindeki Saadet Partisi Genel Başkanı Karamollaoğlu, Milli Görüş'ten kopuşu gerçekleştirmekle övünen Gül'ü "çatı adayı" olarak önermişti...
Yanlış anlaşılmasın, Sayın Karamollaoğlu'nun Ortadoğu konusundaki yaklaşımlarını ve ABD karşıtı çıkışlarını çok değerli buluyorum... Benim anlamadığım şu: Aynı Karamollaoğlu neden ABD'nin karşı çıktıklarıyla değil de iktidara getirmek istedikleriyle birlikte hareket ediyor?..
"Müjde" dedim diye, "Saadet Partisi'nin her yanı müjde olsa ne olur?" demeyin.
Oğuzhan Bey'in ifade ettiği gibi tek hedefi iktidarı eleştirmekten ibaret olmayan, kurucu değerlerine sarılan bir Saadet Partisi "özgül ağırlık" bakımından çok önemlidir.
Milli Görüş "paradigmasıyla" malul hale gelen Saadet Partisi her şeyden evvel "bozguncuların" muhafazakâr mahalledeki ayağını keser.
Davutoğlu'nun partisinin de, Gül'ün emanetçisi olan Babacan'ın partisinin de muhafazakâr mahalledeki "meşruiyetini" hepten bitirir.

Bu köşe yazısını aşağıdaki linke tıklayarak sesli bir şekilde dinleyebilirsiniz

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA