Türkiye'nin en iyi haber sitesi

VAR dediğimiz sistem iki türlü çalışıyor.
1- Tamamen mekanik.. Ofsayt var mı, yok mu?. Elektronik beyin çizgiyi çekiyor.
Sonuç hakeme bildiriliyor. Hakem aynen uyguluyor. VAR'a gitmek falan yok. Karar net. VAR'ın..
2- Mekanik - İnsan işbirliği..
Gri bir pozisyonda VAR hakemi orta hakemi uyarıyor. Gelip bir daha bakmasını tavsiye ediyor.
Hakem uyup uymamakta serbest.
Kararından eminse, devam.. Şüphe ediyorsa, VAR'a gidiyor. Pozisyonu her türlü kamera ve her açıdan izliyor ve kararını gene kendisi veriyor. Yani karar doğrudan hakemin.
Şimdi bu net uygulama bizde niye bu kadar kötü?. Niye bu kadar eleştiriliyor?.
Şunu hemen söyleyeyim.
Eleştirilerin önemli bir bölümü haksız. Bu ülkenin çok saygın eski hakemlerinin bir kısmı VAR kitapçığını okuma zahmetine girmeden, yani bilmeden sallıyorlar. Onları geçiyorum.
Ama haklı eleştiriler ve şüphe uyandıran durumlar var.
İngiliz maçını izliyorsunuz. Ofsayt çizgisinin çizilmesi 15 saniye.. Oyun hemen devam ediyor.
Bizde abartmıyorum, beş dakika beklendiği oluyor.
Neden?.
İnsanın aklına gayri ihtiyari "Acaba işlerine gelen çizgiyi çekmek için pozisyonda uygun dondurma anını mı arıyorlar" sorusu geliyor.
"Neden" sorusunu ben de Sevgili dostum, MHK Başkanı 'e sormak isterim.
Neden İngiliz 15 saniye, biz bitmez tükenmez dakikalar bekliyoruz?.
Şimdi çok güncel ve önemli bir örnekle anlatayım..
Ayni golü Fener yese ve 2-1 kaybetseydi. bugün lisansını asmış gitmişti.
Fenerli medya üstünde bile durmadı.
Sabah, Hürriyet ve Milliyet mesela, tersi olsa, maç sayfasının manşeti yapardı, o gol anını.. Kimbilir kaç fotoğraf.. Fotoğraf üzerine kırmızı daireler, ok işaretleri.. "Dikkat" yazıları..
Bin tane yorum yazısı.. Ertesi, daha ertesi manşetler devam ederdi. Fırat, denize dökülene kadar. Bizde Allah'tan bir tek Erman Hoca "Çok net fauldü" dedi hiç değilse..
Şimdi bakın. Dakika 62 Durum 1-1!. Emre, Denizli yarı sahasında topu 'dan kapıyor. İniyor çizgiye kadar, kesiyor ortaya ve Muriqi, skoru 2-1 yapıyor. Denizlili oyuncular itiraz için Aydınus'un etrafında toplanıyor.
Tribünlerde kıyamet kopuyor. Aydınus, kulağını işaret ediyor, hem sahadaki hem tribündeki Denizlililere.. "VAR'ı dinliyorum" diyor..
Dakikalar geçiyor, geçiyor.. Dinleme bitmiyor ama, hakem durumu VAR'a havale ettiğini gösterdi ya, itirazlar diniyor, herkes sessiz, hareketsiz beklemeye başlıyor. Buraya dikkat. İtiraz, protesto bitiyor. Sessizlik!.
İşte Sevgili Okurlar, VAR ülkemizde işte asıl bunun için kullanılıyor.. Bizde emzik vardır ya.. Dünya ona Pacifier der. Yani "Sakinleştirici!." Çığlık çığlığa bebeğin ağzına verirsin, susar, sakinleşir ve sonunda uyur.
Bizde de aynen öyle..
Sahadaki hakemi koruyor, Emzik!. Pardon VAR.. Kıyamet koparanlar, sakinleşip bekliyorlar. Sonra da "40 kameradan izlendi, demek öyleymiş" diye susuyorlar.
Tepki ne kadar sertse VAR da o kadar uzun sürüyor ki, herkes iyice sakinleşsin de imam bildiğini okusun.
O 62'nci dakikada VAR'ın dakikalar boyu ne izlediğini, ekranda hayretler içinde gördük, sonunda.
"Ofsayt" araştırması yaparlarmış meğer.. Yahu ofsayt olduğunu iddia eden de yok, itiraz eden de.
Olmadığı o kadar net. Zaten pozisyon sonunda yan hakem bayrak da kaldırmadı, şüphesini bildiren.
Denizli'nin böyle itirazı da olmadı.
Denizlililer sahada, biz ekran başında VAR'ın faul olup olmadığına baktığını sanıyor ve "Hakemi niye davet etmiyorlar" diye soruyorduk.
Etmiyorlarmış, çünkü izledikleri pozisyonun hakemle ilgisi yokmuş.
Kararı tamamen kendilerine ait "Ofsayt" pozisyonuna bakıyorlar(!)mış. Yani, Fırat'ı kurtarmak için, milleti uyutuyorlarmış..
Yani o pozisyonda "Yuh olsun, yazıklar olsun" denecek kişi, Fırat Aydınus'tan çok VAR hakemi Arda Kardeşler!.
Şimdi burda duralım..
Maçın sonucunu en az orta hakem kadar etkileyen VAR hakemleri, naklen yayında niçin ilan edilmez?. Gazeteler maç yazılarında, çerçeve yaparken, VAR hakemini neden yazmazlar?.
Arda Kardeşler adını bu satırları okuduğunuz şu ana dek, duydunuz, gördünüz mü?.
Artık hakemler ve takım kadroları ile VAR hakemlerini de yazmaya ve söylemeye başlayalım..
Arda Kardeşler, maçın sonlarına doğru, Gustavo'nun Mustafa Yumlu'yu devirdiği, penaltı itirazı olan pozisyonda Fırat Aydınus'u çağırmadığı için de eleştirildi, ama orda haksız olanlar, VAR'ı bilmeyenler.
VAR, pozisyonun 18 içinde mi, dışında mı olduğuna baktı. İçerde olsa, Penaltı durumu. O zaman çağıracak. Yetkisi var. Ama dışarda ise, faul durumu var. Faulde çağırma hakkı yok.
Kardeşler, pozisyonu izledi. Dışarda olduğunu gördü ve müdahale etmedi.
Ne zaman ederdi?.. O faulle kapılan top gidip gol olursa.. Gustavo faulle aldığı topu oradan sallasa..
Muriqi de kapıp sürse ve gol atsa, kaç pozisyon geçerse geçsin, o pozisyona dönüp, "Buraya bakar mısın" deme hakkı var, VAR'ın.
Yani "40 pozisyon sonra olur mu" diye sallayanlar da haksız..

*

Şimdi siyah beyaz durumlarında devreye giren VAR'ın, uygulamada gri yanları çok.
Bu gri durumlar, sevgili Zekeriya Alp Başkan, sahada olduğu gibi, VAR'da da sırasıyla Fener, Galatasaray ve Beşiktaş lehine yorumlanıyor, hakemlerin tarafından..
Geri kalan 15 "Küçük" kulüp, figüran..
Onlar da, çoğunluk oldukları Kulüpler Birliği'ni Üç Büyüklere teslim ederek, küçüklüğü kabul ettiklerinden ve güçlerini göstermekten korktuklarından, maç sonu bir iki sallayıp, oturuyorlar, oturdukları yere..
Yani..
Böyle gelmiş böyle gidecek bu işler..
Bir VARmış, bir YOKmuş..
Büyüklere VAR, küçüklere YOK!.

***


Üç Kuşak Selçuklar!.

Çocukluğumuzda vardı.. O oldu mu, radyo başında toplanırdık, bütün aile.. Mest olur, dinlerdik.
Gençlik yıllarımda, sonra yanan Şan sinemasında kendi hazırladığı korosu ile verdiği konserlere çok gittim.
Modern Folk Üçlüsü'nün menajeri olunca da tanıştım. Bir konserde en ön sırada oturuyorum. Yanıma geldi oturdu Münir Baba da.. Tanıştırdılar beni.. "Modern Folk'un menajeri" diye..
Bende bir telaş.. Bre aman.. Ülkenin o zaman tek kanalı TRT'nin bile bizi inkar ettiği, her şarkı ve türkümüzü yasakladığı "Türk musikisini dejenere ediyorlar" dediği günler yaşıyoruz. Birazdan MFÖ, Münir Usta'nın Lale Zamanı şarkısını söyleyecek.. Acaba Büyük Usta nasıl bir reaksiyon gösterecek?.
Konseri heyecandan dinlemiyorum bile..
Nihayet, girdi çocuklar, "Erdi bahar, sardı yine neş'e cihanı" diye. Bitti. Ben de bittim ki, Münir Baba bana dokundu..
"Beni çocuklara götür" demez mi?.
Elimden tuttu. Gittik..
"Devam çocuklar" dedi, "Musikimizi dünyaya sizler taşıyacaksınız.." Gençliğimde ikinci kuşak Selçuk'la tanıştım.
Timur Selçuk..
"Ayrılanlar için"le 1967'de pop müzik dünyamıza bomba gibi düşen Timur. Sonra Timur/MF3 konser turneleri yapınca iyice dost, kardeş olduk..
Şimdi yaşlılık zamanımda üçüncü kuşak Selçuk'u tanıdım.
Timur'un kızı Mercan Selçuk!.
Dede alaturka musiki idi, baba alafranga..
Torun ise, dansçı.. Dans Okulu olan bir dansçı..
Hem yetiştiriyor, hem dans ediyor, hem de koreografi yapıyor, düşünebiliyor musunuz?.
Caddebostan Kültür Merkezi'nde Timur Baba (Biz öyle deriz) ile izledik Mercan ve öğrencilerini.. Uyanış!.
İnsanın Uyanışı tabii.
Birinci bölümü dört sözcükle özetlemiş Mercan.. "Toprak, İnsan, Madde, Mana.." Yani insan topraktan ortaya çıkıyor. Ruh varlığı onu, maddeden manaya döndürüyor.
İkinci bölüm "Susma, Aşk'a yürü, Diren, Uyan!." En küçüklerin "Susma" diye haykırdıkları dans bu.. Gittiğim okullardaki sohbetlerimde hep bunu anlattım gençlere..
"Çocuk doğar.. Onun ilk kelimeyi söylemesini bütün aile bekler.. Müjde gibi gelir o sözcük.. Sonra bebek dili.. Sonra bülbül bülbül konuşma çağı geldiği andan itibaren, "Ne dedi, ne dedi" diye çığlık çığlığa mutlu çevre değişir. Evde, okulda, işte hep "Sus" diyenler etrafına yığılır. Büyüklerin yanında sus, yemekte sus, okulda, amirin, komutanın yanında sus.. Konuşun çocuklar, gençler, konuşun" dedim hep..
Onun koreografisini yapmış Mercan, hem de çocuklarla.. Sonra Aşk'a yürüyüş.. Ama o da tasavvuf aşkı sanki. İnanç.. İnanınca direnmek başlıyor tabii. Uyanış, işte o!.
Nasıl mutlu olduk, Timur'la.. Nasıl koştuk bitince kulise.. Nasıl sarıldık Mercan'a..
Sevgili Mercan, iki eleştirim var..
Birisi.. Sahne o kadar loş olmasın. O çocukların, o gençlerin dansını, pırıl pırıl ışıkta da görmek istiyor insan..
İkincisi.. 21 bölümdü, Uyanış.. Her bölümün sonunda ışıklar yansın. Dansçılar öne yürüsün ve alkışlansınlar. 21 kez alkışlansınlar..
Alkış sanatın gıdasıdır. Hele de sahne sanatlarının.. Biz Mercan Selçuk Dans Topluluğu'nu sadece bir kere, finalde selam verirken gördük ve alkışlayabildik ancak.
O çocuklar ve gençler de, sen de 21 defa alkışa layıksınız. Bunu esirgeme..

***


Ahmet Hakan Zekası..

Ahmet Hakan dostuma takılmıştım.
Köşesinde bana "Muhteşem" bir yanıt verdi. İşte aynen o satırları.. Bakın ne diyor, Sevgili dostum..

*

Şöyle yazmıştım:

*

Gazeteci dediğin kişi devlet başkanı gibi, general gibi, diplomat gibi, bakan gibi konuşmaz. "Harekâta ara verdik" demez, "ABD ile anlaştık" demez, "Sahada kazandık" demez, "Masada kazandık" demez.

*

Hıncal Uluç'tan bir mesaj geldi.
Kısa, basit ve vurucu bir mesaj.
Şöyle diyordu Hıncal Uluç:

*

"Gazeteci 'Yunan'ı denize döktük' demez... Öyle mi dostum?"

*


Bir dakika düşündüm. İki dakika düşündüm.
Beş dakika düşündüm. Bir saat düşündüm. Yedi saat düşündüm. Kısacası mesajı aldığımdan beri düşünüyorum.
Yok, bir cevap bulamadım, bulamıyorum.

*

Yok mu bana yardımcı olacak bir fikir babayiğidi?

*

Teşekkürler, Ahmet Hakan Dostum!.

***


Yassah Hemşerim!..

Okuması, yazması olmayan askerlerin ağzından kapılmış, 80 senelik bir laftır, "Yassah hemşerim.." Şimdi okuması yazması olmayan asker kalmadı ülkemde.. Ama o lafı eden kafalar değişmedi..
"Yasak!." Bir şeyi yapamadın mı, düzeltemedin, düzenleyemedin, takip edemedin mi, "Yasak"la, kurtul, kökünden..
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hayvan Hakları Komisyonu, sosyal medyada kopan kıyametlere kaptırmış kendini TBMM'ye bir kanun tasarısı sunmuş.
"Faytonlar kaldırılsın." Dünyanın gitmediğim yeri kalmadı. New York'undan, Viyana'sına her ülkede, her şehirde faytonları gördüm..
Fayton ayrı bir keyiftir, zevktir çünkü..
Başka hiçbir araç onun yerini tutmaz..
Sorun var, görüyoruz. Çözüm ne?.
Atlara çok iyi bakmak.. Çalışma saat ve koşullarını çok insancıl (Dikkat hayvanca değil, insancıl) hale getirmek..
Bunu kim sağlayacak?. Açık, net kurallar ve bu kuralları aynen uygulayacak yerel yönetimler..
Eeee!.. Biz, bunu beceremiyoruz.. O zaman, gel bakalım "Yassah hemşerim!." Bu ülkede gelişme, "Faytonları" değil, "Yasakları" yasaklayacak kafaya ulaşırsak mümkün olur ancak!.
Hani Yıldız Tilbe gibi "Bütün yasakları yasakla" diye haykırabilsek!.

***


Tebessüm
- Akıllı adamla aptal adam arasında ne fark vardır?.
- Hiçbir şey!. İkisi de her şeyi bildiklerini düşünürler.

Sevdiğim Laflar
"Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir."
EFLATUN

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA