Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HINCAL'IN YERİ HINCAL ULUÇ

Palabıyık ve Kalkavan ne yapacaklardır, sizce?..

Haftanın hakemleri, cuma günü öğleden sonra ben bu yazıyı yazmak için aşağı inerken açıklandı. Cumartesi geceki Beşiktaş-Hatay maçını Ali Palabıyık, pazartesi geceki Fener- Erzurum maçını Mete Kalkavan yönetecekler..
Şimdi Palabıyık ve Kalkavan bu maçları hangi ruh hâli altında yönetecekler diye düşünüyorum..
Bu yazı pazar sabahı çıkacağına göre, Palabıyık'ı zaten görmüş olacağız.. Soru teke inecek.. Fener maçındaki Mete Kalkavan'a..
Şimdi siz çok da haklı olarak soracaksınız..
"Bu iki hakem bugüne dek sayısız Fener ve Beşiktaş maçı yönettiler. 39'uncu haftanın farkı ne?."
Farkı şu..
Nihat Özdemir Federasyonu diye bir kurum fiilen yok. Kararları Fener Başkanı Ali Koç alıyor. Nihat Özdemir nam zat da aynen uyguluyor.. Hayır, tahmin falan değil. Açık seçik ve net!. Belgeli..
Bu ülkede üç takım, Beşiktaş, Fener ve Galatasaray şampiyonluğa oynuyorlar. Beşiktaş iyi durumda ama öbür ikisinin de matematik olarak şansı var.
Bu üç takımdan ikisi, gelecek sene Şampiyonlar Ligi'ne gidecek. O iki yer için mücadele daha da kesin, daha da sert..
Böyle bir durumda Türkiye Futbol Federasyonu, kararlarında üçüne de eşit davranmalı, içlerinden birini kayırmamalı değil mi?.
Oysa Nihat Özdemir hem de hiç çekinmeden kayırıyor. Fener'i kayırıyor.
37'nci haftada, başka gün ve saat kalmamış gibi, Beşiktaş ile Galatasaray'ı ayni gün ayni saate koydu. Fener'i ertesi güne.. Yani Beşiktaş ve Galatasaray karanlığa kurşun sıkacaklar, Fener kendi maçına, elinde rakiplerinin puanları olarak hazırlanacak. Bu çok büyük bir avantaj değil mi?.
Yazdık.. Okudunuz. Federasyon özür diledi, açıklama yaptı mı?. Hayır!.. Bakın ne yaptı?.
38'inci haftada inat eder gibi Beşiktaş ile Galatasaray'ı gene ayni gün, ayni saate koydu, gene başka gün, başka saat yokmuş gibi.. Ve Fener gene ertesi gün..
Yani gene Beşiktaş ve Galatasaray karanlığa kurşun sıkacaklar, Fener gene maçına, elinde rakiplerinin puanları olarak hazırlanacak. Ona göre taktik yapacak..
Fener medyası gene "Gık" demedi.. Sıkı mı desinler.. Ekmek paraları gider.. Şimdi bunların tesadüf olduğunu iddia eden saf çıkar mı, içinizde?.
Utanma sıkılması olmayan, Ali Koç'un istediği her şeyin altına imza atan Nihat Özdemir, 39'uncu haftayı açıkladı.
Beşiktaş ve Galatasaray 28 Nisan Çarşamba oynamışlardı, 38'inci haftada. Beşiktaş'ın Hatay maçını 1 Mayıs'a koydu. Yani tam 3 gün sonraya.
Galatasaray'ın maçını 2 Mayıs'a koydu. Yani tam 4 gün sonraya.. Galatasaray kayırılmıştı bu defa..
29 Nisan Perşembe oynayan Fener'in Erzurum maçını da getirdi 3 Mayıs Pazartesi'ye yerleştirdi. Yani Fener'e tam 4 gün dinlenme payı verdi.
Hem de gene rakiplerinin maçlarını gördükten sonra oynama şansı. Beşiktaş başvurdu, kendi maçının da pazara alınmasını istedi. Madem Federasyon iki hafta üst üste onları Galatasaray'la ayni gün ayni saatte oynatmıştı, demek oluyordu.
Ama Nihat Efendi Hazretleri "Hayır" dedi. "Fener 4 gün dinlenecek, sen 3 gün.."
Şimdi Nihat Efendi Hazretleri dahil bu dediklerime itiraz edecek, "Şurası yanlış" diyecek var mı?. Yok..
Yani Nihat Özdemir'in Fener'i kayırmak için elinden ne geliyorsa yaptığı, Ali Koç'un emir subayı gibi davrandığı kesin.
Pardon bir şey daha var..
Beşiktaş bir hakemi eleştirdi. "Bir daha bizim maça vermeyin" dedi. Ertesi hafta inadına onu verdiler. Galatasaray bir hakemi eleştirdi. "Bir daha bizim maça vermeyin" dedi. Ertesi hafta inadına ayni hakemi verdiler. Fener hem saha, hem VAR hakemlerini yerin dibine soktu. Ertesi hafta bütün hakemler açıklandı. Fener'in hakemi açıklanmadı. Bir gün sonra ilan edildi. Onlara ayni hakem verilmemiş, daha doğrusu verilememişti. Yani açıkça, aslında verilmişti de, Ali Koç'tan fırça gelince o isim silinmiş, alelacele yeni biri de bulunamayınca, Fener hakemi yeri boş çıkmıştı, o gün..
Şimdi durum böyle apaçık meydanda iken, yani Federasyon alenen, resmen nasıl Fenerli olduğunu en kritik haftalarda üst üste gösterirken, kendinizi Palabıyık ve Kalkavan'ın yerine koyun da Fener ve Beşiktaş'ın 39'uncu hafta maçlarını baskı altında kalmadan, tarafsız yönetin bakalım!.
"Federasyon tarafken, benim tarafsızlığım onlar için suç olur" demez misiniz, eğer düşünce yeteneğinizi tümüyle kaybetmediyseniz?. Bu hakemler Federasyon'un niyetini anlama yeteneğinden mahrum olabilirler mi?. O zaman işleri zor.. Çok zor hem de..
Palabıyık'ı görmüş olacağız.. Kalkavan'ı yarın göreceğiz ve iki hakemimizi bu duruma sokanları da çarşamba günü konuşacağız!.

***

AMERİKAN MİLLİ TAKIMI'NDA SEKS SKANDALI!..

Barbaros Talı kardeşim, Youtube'daki kendi adını taşıyan köşesinde bu defa da Amerikan sporunun en büyük cinsel taciz ve tecavüz skandalını anlattı.. Rica ettim, sizler için özetledi. İbretle okuyun.. Sonra isterseniz, adını yazıp Youtube'a girin. Karşınıza çıkar.

***

Amerikalı jimnastikçilerin elde ettikleri başarıların gerisinde 1981'de Romanya'dan Amerika'ya kaçan antrenörler Bela ve Martha Karolyi'nin sistemi yatıyor.
Nadia Komaneci'yi, yedi yaşında, okul bahçesinde keşfeden; onu 14 yaşında 1976 Montreal Olimpiyatları'nın 10 tam puanlı yıldızı yapan Bela Karolyi, sistemini Amerika'da da uyguladı.
1984 Los Angeles Olimpiyatları'nda bireysel finalleri kazanan, alet finallerinde 10 tam puan alan Mary Lou Retton, Bela'nın yarattığı ilk yıldız oldu.
Ardından, 19 altın, 3 gümüş ve 3 bronz olmak üzere toplam 25 madalya alan; hem olimpiyatlarda hem de dünya şampiyonalarında bireysel finalleri kazanan Simon Biles çıktı sahneye. (Biles'i Tokyo'da son kez izleyeceğiz.)
Amerikalı jimnastikçiler, olimpiyatlarda iki kez, dünya şampiyonalarında beş kere takım finallerini kazandılar. Dördü olimpiyatlarda, sekizi dünya şampiyonalarında 12 kez bireysel finalleri aldılar.
Jimnastiğe duyulan ilgiyi, sponsor sayısını ve elde edilen geliri artıran başarılar; Martha Karolyi'nin yoğun antrenman programı, katı kuralları ve sıkı kontrolleriyle elde edildi.



Disiplin ve baskı dolu ortam; sporcularla sohbet eden, onları koruyup kollayan, beslenmeleri için yiyecek veren takım doktoru Larry Nassar'ın işine yaradı.
Tedavi seanslarına çıplak halde aldığı çocukların özel yerlerine dokunmaya, göğüslerine masaj yapmaya başladı. Ağrı yapan, kalça kemikleri arasındaki bağa baskı yapmak ya da kuyruk sokumu sorunlarını gidermek bahanesiyle, çıplak elle, vajina ve anüsün içine dalmak gibi tacizler uyguladı.
Sporcular, yaşadıkları duygusal çöküntüyü birbirleri ile paylaşmaya ve Nassar'ın tedavi yöntemlerini sorgulamaya başladılar.
1997'de ilk şikâyeti yapan Larissa Boyce, saygın bir doktoru haksız yere itham ettiği için aşağılandı.
2015'e kadar 17 cinsel taciz şikâyeti yapıldı. Sadece üçü polis kayıtlarına girdi.
Brianne Randall'ın 2004'te rapor ettiği şikâyet, Larry Nassar'ın "Tıbbi prosedürü uyguladım" cevabı sonrasında savcılığa iletilmedi.
Thomashow'un 2014 yılında yaptığı şikâyet ise Nassar'ın üç doktor tarafından onaylanmasının ardından sonuçsuz kaldı.
2016 Rio Olimpiyat oyunları sırasında, IndyStar gazetesinde yayımlanan, USAG'nin (Amerikan Jimnastik Federasyonu) taciz uyarılarını görmezden geldiğini başlığa taşıyan haber sonun başlangıcı oldu.
Eski jimnastikçi Rachael Denhollander, gazeteye gönderdiği e-posta mesajında onu taciz edenin antrenör değil, milli takım doktoru olduğunu yazdı.
Gazeteden arandığında röportaj yapmayı kabul etti. İsminin açığa çıkmasına rıza gösterdiğini belirtti. Mahkemede tanıklık yapmaya hazır olduğunu söyledi.
Denhollander'in şikâyeti ve IndyStar gazetesinde yayımlanan röportajının ardından yargı süreci başladı.
FBI'ın olay yeri inceleme görevlileri, Larry Nassar'ın evinin dışındaki çöp konteynerinde üzerinde adı ve telefon numarası yazılı sabit diskler buldular.
İçlerinden 37 bin çocuk pornografisi ve evindeki yüzme havuzunda kızları taciz ederken çekilmiş görüntüler çıktı. Tutuklandı, mahkemeye çıkarıldı..
16 Ocak 2018'de başlayıp yedi gün süren seri taciz davası duruşmalarında kurbanlarıyla yüz yüze geldi. Yaptığı rezillikler tek tek anlatıldı.
Yargıç Rosemarie Aquilina, Nassar'ın cezasını 175 yıl olarak açıkladı.
2018 yılında Arthur Ashe Cesaret Ödülü'ne layık görülen jimnastikçiler artık "Sister Survivors / Kurtulan Kardeşler" olarak adlandırılıyorlar.

***

PAZAR NEŞESİ

Bu hafta pazar neşemiz, Dr. Erdoğan Karatay'ın gönderdiği bir kayıttan çıktı. Işıklar içinde yatsın, Eyüp Karadayı dost, bir TV programında, Kenan Işık dostumuza anlatıyor.. (Allah şifa versin.)
Tilki, köy kenarında kümese dadanmış, her gün bir tavuk kaldırıyor. Çiftçi bir tuzak kurmuş. Horoza bir sarsıntı ayarlı bomba bağlamış. Tilki saldırınca bomba patlayacak ve tilki gidecek.
Tilki o gece gelmiş. Bakmış horoz, hem de kümesin dışında dolanıyor. "Bunda bir iş var" demiş. Bir kenara çekilmiş bakıyor, çözmeye çalışıyor. O sırada kurt gelmiş.. "Ulan tilki" demiş, "Mis gibi horoz elinin altında, niye yemiyorsun?."
Tilki "Ramazandayız, unuttun mu, ben orucum" demiş.. "Sen bekle" demiş kurt, ben bir güzel yiyeyim de gör.."
Atlamış horozun üstüne.. "Booooommmmm!." Horoz bir yana uçmuş, kurt bir yana.. Tilki, horozun yanına gitmiş yemeye başlamış. Ağır yaralı kurt inlemiş.. "Ulan hani oruçtun?."
"Sağır mısın" demiş tilki.. "Top patladı, duymadın mı?."

***

LATİN SÖZLERİ

"Voluntas impudicum, non corpus facit!."

"Niyet arsız yapar, beden değil!"
Latin Özdeyişi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA