Selahattin Yusuf

25 Aralık 2012, Salı

2012’de edebiyat ne işe yaradı?

Edebiyat, insanlığın büyük sınanma anlarında hep devrededir. Gidişatın hırçınlığını yumuşatmıştır hep. Zamanın (bize hep -tabiatımız gereği- fazla gelen) hızını ehlileştirmiş, yumuşatmış ve insanlık için biraz daha katlanılabilir kılmıştır.

2011'de ne işe yaradıysa aynı işe yaradı edebiyat. 1286'da ne işe yaradıysa, aynı işe yaradı. MÖ 485 yılında ne işe yaradıysa, yine aynı işe yaradı. Edebiyatın yaradığı iş hiç değişmedi ve değişmiyor ve değişmeyecek.

Tarih, insanlığın hikayesi boyunca hep hızlı ilerlemiş. İnsanlık hep şikayet etmiş bu "aşırı" hızdan. Zamanı durdurmaya çalışmış. Var olanı değiştirmeyi hiç istememiş. Öyle ki, Shakespeare gibi bir yazar bile, kendi dönemi için "Zaman çığırından çıktı" diyerek şikayet etmiş. Birleşik Krallık'ta rüşvet, irtikap, çürüme ve yozlaşmanın zirveye çıktığını söylemiş. Kıyamet yakın diye yakınmış. Heyhat. Çürümenin ortasındaki ülkesinin, İngiltere'nin ismini bile yazamıyordu açık açık. Kendi ismini bile açık açık yazamıyordu. Tiyatroyla iştigal etmek yasak gibi bir şeydi çünkü. O yüzden de matrak biçimde kendisinin gerçekten yaşayıp yaşamadığı konusunda bu güne kadar gelen bir tartışma vardır. Neden? Korkuyordu. "Danimarka'dan kötü kokular geliyor" dedirtiyordu ünlü kahramanına. "İngiltere"den" değil ama! O dönemde yaşasaydık, herhalde her şeyin aşırı yavaşlığı esnetirdi bizi. Ama Shakespeare'e göre öyle değildi. Tersine; her şey aşırı hızlı, fazla dejenere ve çılgındı!

Galiba insanlığın hızı, hiç bir zaman 1750'lerle 1850'ler arasındaki kadar hızlı olmamış. Bakarsanız, insanlığın biyolojik varlığı için çok önemli buluşlar çağıdır bu aralık. İnsan ömrü uzamış, yaş ortalaması birden fırlamıştır. Bilimsel keşifler, tıptaki çok hızlı gelişmeler, şehirleşme, toplumsallaşma, yeni kurumlaşmalar...vs. bu dönemdeki kadar artmamıştır hiç. Modernleşme, tabir yerindeyse "sokağa inmiş" ve insana değmiştir. Hiç değilse Batı'da ve Rusya'da edebiyatın büyük dalgası bu dönemde yükselmiştir.

Eğer asıl mesele zamanın (tarihin) hızlanması ise, bir de 20'nci yüzyıldan bahsetmeliyiz. 20'nci yüzyılın hemen başında ve ortasında iki büyük savaş, insanlık tarihinin geride kalan kısmından bile büyük bir hızı ifade ediyor. İki büyük dünya savaşı, etkileri bakımından gerçekten büyük insanlık dönemeçleri oluyor. Edebiyat, hem ilk dünya savaşından sonra; hem de ikincisinden sonra, daha önce görülmemiş dalgalar yaratmış, ilginç yollar, kavşaklar, menderesler oluşturarak yoluna devam etmiştir. İki dünya savaşının sonunda edebiyat, daha önce hiç görülmemiş bir dalga yaratmıştır.

Ne demeye çalışıyorum? Edebiyat, insanlığın büyük sınanma anlarında hep devrededir. Gidişatın hırçınlığını yumuşatmıştır hep. Zamanın (bize hep -tabiatımız gereği- fazla gelen) hızını ehlileştirmiş, yumuşatmış ve insanlık için biraz daha katlanılabilir kılmıştır.

Eğer 2012 yılının çok çabuk geçtiğini ve ondan hiçbir şey anlamadığınızı düşünüyorsanız; bu konuda bir kitap okuyun. Yani zamanın hızla akıp gitmesiyle ilgili edebi bir metin, bir deneme vs okuyun. Sizi bu konuda sakinleştirecektir okumak. Emin olun. Çünkü edebiyat, sizin zihninize takılı kalan şeyleri, sizinle müzakere eder. Mesele üzerine sizinle dertleşir. Meselenin önemi kendiliğinden azalır böylece. Çünkü, muhtemelen zaten mesele zamanın hızla akıp gitmiş olması değil; akıp giden zamanın içine doğru dürüst bir şeyler koyamamış olduğunuz hissidir. Edebiyat bunu, size bile hissettirmeden, zarif ve bilgelik dolu bir yardımseverlikle yerine getirir.


Edebiyat, hem büyük insanlık zamanının akışını; hem de teker teker bizim, yani birey olarak insanların zamanlarının akışını, o zamanı bizlere yeniden anlatarak, hikaye ederek, tercüme ederek yavaşlatır, ehlileştirir. Zaman fırtına gibi geçerken edebiyat bize sıcak bir saçak altı hazırlar. Zamanın fırtınası, yağmuru ve dolusu kalplerimizin çatılarını uçururken, edebiyat bize sımsıcak bir yatak hazırlar. Alnımıza tülbent koyar. Kalbimizi selamette tutar. Ruhumuza yiyecek verir. Ve bu, insanlığın edebiyata, muhtemelen kabul etmek isteyeceğinden çok daha fazla şey borçlu olduğu noktadır. Edebiyat bu bakımdan insanlıktan alacaklıdır. İnsanlık, yol boyunca atlattığı dar geçitlerde, büyük sınanma anlarında başını hep yumuşak edebiyat yastığına koyup dinlenebilmiştir.

Edebiyat, hızla geçerken içimizi çizen, yüreğimizde ve tenimizde sıyrıklar bırakan zamanı yumuşatabilen ve onun bize skandal duygusu veren bu hareketini bize izah eden en önemli melekelerimizden biri olmayı sürdürüyor.

Mesela, 20'nci yüzyılın başında insanlık hiç olmadığı kadar birbirine düştü. Kan gövdeyi götürdü. Edebiyatın buna tepkisini hepimiz biliriz. Anlamsız dünya hırsına karşı ruhun büyük, eşsiz itirazlarını ortaya koyan edebiyat oldu. Kısaca "Modernist edebiyat" olarak nitelendirdiğimiz dalga, bu dönemde ortaya çıktı. Roman, hikaye, şiir, deneme ve sair edebiyat, bu dönemde hiç olmadığı kadar değişti, yenilendi. Form ve içerik olarak bambaşka bir şey oldu ve insanlığın yeni acılarına yeni bir dil, yeni bir imkan oldu. Olmaya da devam ediyor. Şu satırları yazmaya çalışan, 2012'nin geçerken çizdiği kaportamıza pasta-cila yapmak için didinen şu fakir çırağı da zaten o dalga etkiledi ve bu yollara düşürdü.

SON DAKİKA