kapat
   
SABAH Gazetesi
 
   News in English
   Son Dakika
  » Yazarlar
   Günün İçinden
   Ekonomi
   Gündem
   Siyaset
   Dünya
   Spor
   Hava Durumu
   Sarı Sayfalar
   Ana Sayfa
   Dosyalar
   Teknoloji
   Emlak
   Otomobil
   Detaylı Arama
   Arşiv
   Etkinlikler
   Günaydın
   Televizyon
   Astroloji
   Magazin
   Sağlık
   Kültür Sanat
   Turizm Rehberi
   Cuma
   Cumartesi
   Pazar Sabah
   İşte İnsan
   Sinema
   20. YILA ÖZEL
   Çizerler
Bizimcity
Sizinkiler
emedya.sabah.com.tr
Google
Google Arama
 
Mehmet Barlas @ SABAH
 

Askerle polisin arası neden açık olsun ki?

Genelkurmay Başkanlığı'nın Eryaman'daki operasyonda gözaltına alınan kişiler arasında subayların da bulunduğunu "Basından öğrendik" içerikli bir nevi sitem havalı açıklamasını, bazıları "Askerle polisin arası açıldı" şeklinde yorumlayacaktır.
Aynı açıklamanın sonunda şöyle deniyor:
- Olaya adı karışan askeri personel hakkında Askeri Ceza Kanunu'nun 131'inci maddesinde yer alan, "Askeri malzemeyi gizlemek ve zimmetine geçirmek" suçundan Genelkurmay Askeri Savcılığı'nca yapılan hazırlık soruşturması üzerine Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nce adı geçen 3 askeri personel tutuklanarak Askeri Ceza ve Tutukevi'ne konmuştur.
Genelkurmay'ın açıklamasını değerlendirirken bir tercih yapmamız kaçınılmaz bu durumda.
"Askeri personel" in gözaltına alındıklarının basından duyulması mı, yoksa bu personele ilişkin suçlamaların Askeri Yargı tarafından da kabul edilip bunların tutuklanması mı daha önemlidir? Eğer siz Türkiye'de kurumların karşı karşıya gelmelerini isteyenlerden yana iseniz, bu konuda sadece polisle askerin arasını açmakla yetinmeyebilirsiniz. Milli Eğitim Bakanlığı ile YÖK'ü, yargı ile yürütmeyi, Cumhurbaşkanlığı ile Başbakanlığı da, karşı cephelerdeymiş gibi sunmanız için, her türlü malzeme elinizin altındadır.

BASINDAN
ÖĞRENMEK
Ayrıca Genelkurmay'ın veya bir başka kurumun "Olayı basından öğrendik" içerikli açıklamasının benzerini, sayısız kurumdan veya meslek sahibinden duymanız mümkündür. "Andıç" ı da o andıçla hedef gösterilenler basından öğrenmemişler miydi? Veya yayınlanması yasak olan Milli Güvenlik Kurulu tutanaklarını da, çok kez basından okuyup öğrenmedik mi? Burada bir temel tercih yapmamız kaçınılmaz.
Bir ülkede anayasal düzene yönelik eylem koyma girişimleri varsa, bunların öğrenilmesi mi yoksa öğrenilmemesi mi daha doğrudur? Veya demokratik bir ülkede "Siyasetin şeffaflığı" nı savunurken, "İdarenin kapalılığı" nı savunmak ne kadar tutarlı bir davranış olur? Türkiye'de en etkili kurumun "Çifte Standartlar Enstitüsü" olduğunu bilsek bile, davranışlarımızla bunu daha da güçlendirmekten herhalde kaçınmamız gerekiyor.
Şu andaki iktidarın icraatını değerlendirmek için değil "Gizli niyeti" ni kanıtlamak için yapılan yayınları bir izleyin. Bunlardan gidilerek Türkiye'de bir "Şeriat tehlikesi" nin bulunduğunu vurgulayan medyatik yargıları bir hatırlayın. Buna karşı aynı kesimlerin, yasadışı eylemlerin planlandığı, hukuk dışı ilişkilerin açığa çıkartıldığı, cinayetlerin arkasındaki ellerin araştırıldığı ve tutuklamaların yapıldığı durumlar karşısında bile, "Olur böyle şeyler" veya "Bunlar siyasi komplodur" tutumu içinde bulunduğunu görmüyor musunuz? Bu tutum sonucu "Şemdinli olayı" nın arkasındaki gerçeği aramak yerine, buna ilişkin iddianamenin "Bir sivil darbe" olabileceği varsayımına takılmadık mı? Şemdinli'nin suçlusu olarak, ortaya görevinden alınan savcı çıkartılmadı mı?

TUTUKLANDILAR
YA
Genelkurmay'ın sitem içerikli açıklaması, söz konusu askeri personelin tutuklandığının vurgulanması ile bittiğine göre, askerle polis arasında bir gerginlik söz konusu değil. Neticede asker de polis de devletin güvenlik güçleri. Ana görevleri, anayasal düzeni, hukukun üstünlüğünü ve güven ortamını korumak.
Devletin güvenlikten sorumlu kurumlarının birbirlerine karşıymış gibi sunulmalarındaki çarpıklığı, 27 Mayıs 1960 askeri darbesi ertesinde "Ordu-gençlik el ele" denilerek, polisin karşı cephede sunulmasında görmüş ve yaşamıştık. O dönemin yarattığı kargaşa, 1960'lardaki darbe girişimlerine ve 1970'lerdeki anarşi ortamına da dayanmadı mı? Ama bu konuda sorumluluk ne sadece askerlere, ne de sadece polise aittir.
Madem ülkede demokrasi var, sivil toplum ve medya da sorumluluk taşımakta.
Örneğin TÜSİAD, AB yolundaki çabaları, laik düzene gösterilmesi gereken özeni ve ekonomik istikrarın siyasi istikrara endeksli olduğunu haklı olarak vurgularken, mutlaka siyasetin ve idarenin şeffaflığını, hukukun üstünlüğünü de savunmalı ve "Çeteleşmeler" in tehlikesi hatırlatmalıdır.
Neticede Komünist Çin'de de serbest pazar ve ekonomik istikrar var. Suudi Arabistan da dünyanın en serbest pazarlarından biri.
Ama Türkiye kendisini Kopenhag Kriterleri içinde bulmaya kararlı, askeri de polisi de devletin emrinde, çoğulcu demokrasiye sahip bir ülke. Burada devletin kurumları birbirleriyle kavgaya itilir, şeffaflık tehlikeli ve demokrasi ile hukuk da rejime yönelik tehditler şeklinde gösterilirse, iş çığırından çıkar.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
 İnsanı en fazla yamyamlar severler   / 04-06-2006
 Koç'a ve Sabancı'ya sinirlenmek yanlış olur...   / 03-06-2006
 Analog beyinler dijital çağda zorlanıyor   / 02-06-2006
 Bizim uzlaşmamız Ankara-Atina uzlaşmasından daha mı zor?   / 01-06-2006
 "Bakalım ne olacak" diye kriz beklemek alışkanlığı...   / 31-05-2006
 Fatih 19 yaşında altı dili çok iyi biliyordu...   / 30-05-2006
 CHP için öncelik disiplin mi, iktidar olmak mı?   / 29-05-2006
 Kayıp yılların küllerini kime gönderelim ki?   / 28-05-2006
 Hayatta en hakiki mürşit ilim değil midir?   / 27-05-2006
 Acaba A'dan Z'ye herşeyi yanlış mı algılıyoruz?   / 26-05-2006
ALİ KIRCA
Ormancı!
İki hafta sonra pazar günü, yani haziranın...
ERGUN BABAHAN
Bir dava, iktidar ve olağan demokratlar
Türkiye'de kadın...
MEHMET BARLAS
Askerle polisin arası neden açık olsun ki?
Genelkurmay...
UMUR TALU
Aslında basit!
Müsaadenizle... Kızan olacak ama...
ERDAL ŞAFAK
Ölü filonun amirali
Sadece Arnavutluk'un...
MEHMET ALTAN
Cumhuriyet gazetesinin görmediği haber
Çankaya seçimleri...
İkinci 11 Eylül kâbusu
Kanada'nın Toronto kentinde dev terör operasyonu... 400 Kanada polisi...
İslam'ı bazı liderlerden daha iyi koruyorum
İsrail Cumhurbaşkanı Katsav, ikametgâhında Türk gazetecileri kabul...
Sesli de sessiz de 2008'deyiz
Sesli de sessiz de 2008'deyiz
Terim, "Elemelerde seyircili oynamamız gerektiğini savunup her...
 
    Günün İçinden | Yazarlar | Ekonomi | Gündem | Siyaset | Dünya | Televizyon | Hava Durumu
Spor | Günaydın | Kapak Güzeli | Astroloji | Magazin | Sağlık | Bizim City | Çizerler
Cumartesi | Pazar Sabah | Sarı Sayfalar | Otomobil | Dosyalar | Arşiv | Künye | Ana Sayfa
   
    Copyright © 2003, 2004 - Tüm hakları saklıdır.
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Üretim ve Tasarım   Merkez Bilgi Grubu