Simon Kuper

05 Ocak 2013, Cumartesi

Paris ST.Germain nasıl küllerinden doğdu?

Paris'e on yıl önce taşındım, Paris St Germain'i seyretmeye başladım ve kısa bir süre sonra da bıraktım. Durum içler acısıydı. 12 milyon kişinin yaşadığı bu bölge, Avrupa futbol haritasındaki en büyük boşluk. Ancak kısa bir süre önce Katarlıların kulübü satın almasıyla, PSG'nin belki de Rusya'nın batısındaki en zengin futbol kulübü olmasından sonra, Parc des Princes stadyumuna tekrar gitmeye başladım. Geçen gece, Paris'in banliyölerinden gelen, kaldırım üzerinde kutu bira ve esrar içen genç adamların oluşturduğu maç günü kalabalığı, kıvrımlı balkonları ve kusursuz kadınlarıyla tanınan, stadın çevresindeki şık caddeleri işgal etmişti. Rakip PSG taraftar grupları arasındaki geleneksel ırklar arası şiddet geçmişte kalmış olsa da, eski düşmanlıklar kısmen devam ediyor. Büyük gruplar halinde toplaşan asık suratlı polisler, seyircilere ya da kuyrukta bekleyen bir adamın haklı tarifiyle "koyunlara", adeta çobanlık yaparak bizi yavaşça koltuklarımıza yönlendiriyordu. Sanki 1985 yılında İngiltere'deydik.

PSG, Avrupa'nın en korkutucu, en garip ve en az tanınan büyük kulüplerinden biri olmaya devam ediyor. Ancak, artık eskisi gibi başarısız bir kulüp değil. O gece stadyumdaki kalabalık Zlatan İbrahimoviç, Thiago Silva ve belki de aralarındaki en heyecan verici futbolcu olan 19 yaşındaki İtalyan Marco Verratti gibi yıldızları, Şampiyonlar Ligi maçında Dinamo Kiev'i 4-1'lik ağır bir yenilgiye uğratırken seyretti. Şampiyonanın eleme turuna kalmayı şimdiden garantilediler. Fransa ligine iyi bir başlangıç yapan Paris takımı, evinde art arda aldığı iki mağlubiyetle üçüncülüğe geriledi. Yeni bir takımın oturması zaman alır. Gene de, proje ümit veriyor. Peki, 2022 Dünya Kupası'nı kapan Katar, yakında Şampiyonlar Ligi'ni de kazanabilir mi?

PSG, büyük bir kulüp için şaşırtıcı ölçüde kısa bir geçmişe sahip. 1970'de daha küçük iki kulübün birleşmesiyle doğan kulüp, ilk lig şampiyonluğunu ancak 1986'da kazanabildi. PSG, daha o zamanlarda holiganların yuvası haline gelmişti. 1978'de, Liverpool'dan ilham alan taraflarlar, stadyumum Boulogne köşesini "Kop de Boulogne" tribününe çevirmişti. Zamanla, Boulogne tribünü aşırı sağcı beyaz dazlakların toplanma yeri haline geldi. Irk ayrımı fiili bir gerçeklikti. Kulübün güvenlik birimi, Arap ve siyahi taraftarların "kendi güvenlikleri için" Boulogne tribününe alınmadığını belirtiyordu. Boulogne tribünü bazen "Mavi-beyaz-kırmızı, Fransa beyazdır," diye, bazen de aşırı sağcı politikacı Jean-Marie Le Pen için "Başkan Jean-Marie!" diye tezahürat yapıyordu. Kendi takımlarındaki siyahi futbolcuları sık sık yuhalıyorlardı.

1990 yılına gelindiğinde PSG batmak üzereydi, ancak ligin televizyon yayın haklarını satın alan Fransız kanalı Canal Plus, Fransa'nın en zengin ve en yoğun nüfusa sahip olan bölgesinin bir takıma ihtiyacı olduğuna karar verdi. Bu düşünceyle, takımı kurtarmak için devreye girdi. Kulübün yeni sahipleri, Boulogne tribününü dengelemek için karşı taraftaki Auteuil tribününde "şenlikli" bir ortam yaratmaya karar verdiler. Auteuil siyah-kahverengi-beyaz bir tribün haline geldi.

Zaman içinde, Parc des Princes stadında birçok dondurucu gecede tanıklık ettiğim bir dinamik gelişti. Küçük bir taşra takımı, örneğin Auxerre veya Ajaccio, peşinde belki 20 taraftarla buraya deplasmana gelirdi. Auteuil ve Boulogne tribünleri, misafirleri köylü olarak gördükleri için küçümseyerek yok sayar ve maçı birbirlerini veya kendi oyuncularını ve yöneticilerini aşağılayarak geçirirdi. 2002 yılında Paris'e taşındıktan sonra Parc stadyumunu ilk ziyaretimde, metrodan çıkar çıkmaz kafaları makineyle tıraş edilmiş beyaz adamlarla, yani Boulogne tribününden tiplerle dolu bir bar gördüm. Gelip geçen siyahi ve Arap taraftarlara tehditkâr bakışlar atıyorlardı. Küçük bir beyaz dazlak, onlara hareketle karşılık vermeye cesaret eden bir siyahi adama bira dolu plastik bardağını fırlattı ve onu kovalamaya başladı. Bu olay, şiddet içermeyen taraftar maçoluğunun klasik bir örneğiydi, ancak PSG taraftarları çok daha kötüsünü yapabilecek kapasiteye sahipti. O yıl, Bastille Günü geçit töreninde, Boulogne tribününden Maxime Brunerie adında bir eşkıya, 22 kalibrelik bir tüfekle devlet başkanı Jacques Chirac'a karşı suikast girişiminde bulundu.


DEVAM EDECEK