X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bank Asya'ya cevşen okunur mu
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

ya'ya cevşen okunur mu

  • Giriş Tarihi: 6.2.2015 09:47 Güncelleme Tarihi: 6.2.2015 10:57
Bank Asya'ya cevşen okunur mu
Bank Asya'ya cevşen okunur mu

TMSF'nin ya'ya el koymasından sonra Peygemberimizi kamyonete bindiren zihniyet cevşenlerle bankayı 'kurtarmaya' çalışıyor.

'nın dini duyguları çıkarlarına alet etmesine tepki gösteren iki kadın köşe yazarı Star gazetesinden ve Yenişafak gazetesinden de ya'ya cevşen okumasını köşelerine taşıdı.

BBDK'nın bankacılık kuralları gereği yüzde 693'ünü TMSF'ye devrettiği Bank Asya için cevşen okuyan cemaat üyelerin,n seçilmiş hükümete, devlet bankasına saldırıldığında kimsenin eline cevşen almadığı tüm kamuoyunun hafızalarındadır.

İşte Özlem Albayrak'ın Cevşenle direnmek! isimli yazısı;

Bugüne dek pek çok yazar, kanaat önderi, paralel yapı ile ve o yapının alt katmanlarındaki kitleyi hep birbirinden ayrı tutmaya çalıştı. Bu doğru bir yaklaşımdı, zira, suç işlemekle, o suçlularla aynı dini gruba mensup olmak ya da onları desteklemek hukuk nazarında aynı olamazdı. Hala öyle...

Ancak, cemaatin kalabalıkları; Ali Bulaç'ın deyimiyle sosyolojisi, her sokağa indiğinde, hem gerekçeleri, hem de ortak davranış biçimleriyle izleyenleri meraka ve şaşkınlığa sevkediyor. Hükümeti düşürmeye kalkıştıkları, yasadışı dinlemeler ve şantaj-montaj işleriyle uğraştıkları suçlamasıyla içeri atılan polis şeflerine gösterdikleri derin rikkatleriyle, Tahşiyecilere kumpas kurma iddiasıyla gözaltına alınanlara destek atışlarıyla ve son olarak TMSF'nin Bank Asya'ya el koymasının ardından ellerindeki Kur'an ve cevşenle bankalarının önüne dökülmeleriyle... Aynı grubun Halkbank'a düzenlenen ve sadece milli serveti değil, Türkiye'nin uluslararası itibarını da hedef alan polis operasyonunda ellerine geçirdikleri cevşenlerle sokaklara fırladığını görmemiştik oysa...

Bu manzaraya o klasik açıklama getirilebilir; dini ya da seküler cemaatlerin; çağımızın güvenlik ihtiyacındaki yalnız bireyinin sığındığı birer mutluluk barınakları olduğundan, bir grup terapisi işlevi gördüklerinden sözedilebilir. Post-modern dönemdeki yeni tür kabilecilikten de bahsedilebilir elbette. Bu tezler durumu kısmen açıklar.

Ama yine de hiçbir açıklama, ahiret-dünya dengesini kurma amacındaki inanmış bir Müslüman için irabda mahalli olmaması gereken bir konuda, bir banka önünde cevşen okumak şeklinde tezahür eden grotesk manzarayı rasyonelleştiremiyor.

BİR BANKADAN BİR DAVA ÇIKARSA

Fethullah Gülen'in bağlıları, artık geleneksel cemaatçiler değiller, "ne olursa olsun ortaya çıkmamak" olarak bildiğimiz geleneklerini korumuyorlar; çünkü davalarını -bir bankadan bir dava çıkarılabilirse elbette- meşrulaştırma ihtiyacı duyuyorlar. Bu meşrulaştırımı da ellerinde cevşenle kendilerini ve eylemlerini dini çerçeve içine alarak yapıyorlar. Erdoğan'ın, kaynağını rasyonel temellere dayalı halkoyundan alan meşruiyetine karşı, dini gösterenlerden meşruiyet devşirmeye çalışıyorlar. Çünkü, bu ülkede seçimin meşruiyetiyle yarışabilecek tek kaynağın dini temelli meşruiyet olduğuna eminler. Modern kıstaslara göre irrasyonel sayılandan medet umuyorlar, çünkü rasyonel ve nesnel meşruiyet kaynağının Erdoğan ve hükümette olduğunu biliyorlar. Bunu söylerken yeryüzünün büyüklü küçüklü rasyonaliteler toplamından ibaret bir yer olduğunu söylemek istemiyorum, sözgelimi ahirete iman etmek, pozitivist ilkelerle kanıtlanabilir, nesnelleştirilebilir bir inanç sayılmaz.

Kastettiğim; dini jargon ya da görüntünün, hükümet düşürmek gibi, espiyonaj faaliyetlerine girişmek gibi, memleketin yönetici elitine demokrasi akılları vermek gibi son derece dünyevi dertleri olanların pozisyonlarını meşrulaştırmaya muktedir olamayacağı gerçeği. Böyle yapıldığında ortaya gülünsün mü ağlansın mı bilinemeyecek derecede traji-komik ve grotesk manzaralar çıkar. Banka önünde Kur'an okumak gibi. Kaldı ki, meşru olan, meşrulaştırılmaya ihtiyaç duymaz.

#Sayfa#İkinci olarak; cemaatler ister seküler ister dini olsun; normal şartlarda kendilerinden olmayanların, onlar hakkında ne düşündüğüyle ilgili değildir. Hatta onu bırakın; sözkonusu kardeşlik, kendi seçimlerinin mutlak doğru olduğuna ötekilerin ise ya nasipsiz ya da düpedüz aptal olduğuna inanmakla mümkün olur. Dolayısıyla güçlüyken, o gruba dahil olmayanların sorduğu "siz Müslümanları katleden İsrail'le bir araya nasıl gelebilirsiniz?" şeklindeki soruları umursamazlar; soranı küçümserler, onların davası kutludur; hatta açıklama yüce gönüllülüğü bile esirgenir.

"BAKIN BİZ DE DİNDARIZ"

Oysa güçten düştüğünde, ortak eylemleri kriminalin alanına girdiğinde, toplumun geri kalanı tarafından dışlanmaya başladığında; elinde sadece bir zamanlar ötekilere anlatmaya bile ihtiyaç duymadıkları dinini ve dindarlığını göstermek seçeneği kalır. "Bakın biz de dindarız" gösterileri alır sırayı, seküler direnme yöntemleriyle birlikte elbette.

Ali Bulaç'ın "sosyolojiyi yenemezsiniz" diye yorumladığı, banka önündeki cevşen görüntülerinin açıklaması biraz da budur. Ve kendini meşrulaştırma ihtiyacı da, ancak yenilenlerde görülür.

Star gazetesinden Sibel Eraslan'ın 'Bankaya cevşen, dini sohbete Tuğçe' ve 'sulh yolu' başlıklı yazısı;

AK Parti-Cemaat arasında, 7 Şubat krizinden bu yana su yüzüne çıkan çatışma civarında gündeme gelen bir soru: Sulh imkanı var mı? Ali Bulaç ile Ahmet Taşgetiren Beyler yazdılar.

Sulh ve çatışma çözümünde söz almak yürek istiyor. Hem hassas ve ağırbaşlı bir dili icap ettiriyor bu iş... Hem de arenaya çevrilmiş zeminde, ateşli taraftarların gladyatör beklentisini karşılamak kolay değil... Taraflardan birisinin devlet, diğerininse devlete talip kadro oluşu ise ayrıca bunun müthiş bir güç savaşımı olduğunu gösteriyor...

ABSÜRD MANZARALARA VESİLE OLUYOR
Dinsel içerik, etkileşimini hem dünya hem de ahiret üzerinden kurduğu/kuracağı için, çatışma hasarı açısından, siyasi kavgalardan daha ağır müeyyideleri ihtiva eder. Bu yüzden siyasi veya hukuki mücadelelerimize dini giysiler giydirmekten çekinmemiz, en azından inandığımız din adına bundan imtina etmemiz gerekiyor. Yoksa absürd manzaralara vesile oluyoruz. Bir bankanın önünde Cevşen veya Kırkbir Yasin okuyan mütedeyyin hanımların görüntüsünde olduğu gibi. Ben o hanımların hayatlarının her safhasında duaya sarılmış kişiler olduğunu tahmin ediyorum, fakat onları para ve banka tartışması üzerinden belki de evlerinden ilk kez dışarı çıkarmış teklifin dinle imanla ne kadar ilgisi var?

PARA TARTIŞMALARINIZDA NEDEN KADINLARI ARAÇSALLAŞTIRIYORSUNUZ

Hukuki mücadelenizi verirsiniz, itirazınızı yaparsınız tamam, ama banka ve para tartışmanızda; Cevşeni, Yasini, tesettürlü hanımları, yaşlı teyzeleri niçin araçsallaştırırsınız... Geçenlerde mütedeyyin bir grup hanım, benden Tuğçe Kazaz'a ulaşmak için yardım istedi, sohbete çağıracaklarmış, nasıl bir esperantoysa bu! "Bankaya Kırkbir Yasin, Dini Sohbete Tuğçe Kazaz'' şeklinde postmodern bir şaşkınlığın içinde yuvarlanıyoruz...



Film 2011'de koptu

Paralel Kulak'ta hep aynı hâkimin imzası

Bank Asya'ya cevşen okunur mu

Finansta paralel kaos planı

Yalıya çökmüşler

İhanet için milyonlarca dolar harcıyorlar

Paralel polisler emniyetten evrak kaçırdı

İskender Bağcılar: Beddua olsaydı Gülen'i oynamazdım