EMRE AKÖZ

13 Ocak 2006, Cuma

Atatürk'ün rakısından getir, bir de Fenerbahçe rozeti...

Haldun Sevel, Haziran 1994'te, <ı>Maviş adlı küçük teknesiyle, Ayvalık'tan yola çıktı. Bir süre sonra Midilli'nin 'Kolpos Yares' koyuna demirledi. Geceyi orada geçirdi.
Ertesi sabah teknede tembellik ederken, kulağına bir türkü çarptı:
<ı>'Ela <ı>popses <ı>tukoma/ <ı>Masu <ı>pekso <ı>baklama/ <ı>Naka <ı>tebu <ı>niyageli/ <ı>Napo <ı>leksu <ı>çiftetelli, <ı>çiftetelli, <ı>çiftetelli...'
Sevel ayağa kalkıp bakındı. Az ötedeki kayıktan geliyordu bu ses. Civardaki teknelere balık satan yaşlı bir adam, hem sazının tellerine vuruyor, hem de türküyü söylüyordu. Kayıkta kürek çeken, 12-13
yaşlarında bir kız çocuğu da vardı.
İhtiyar birkaç el kol hareketi yapınca tombul kız kayığı Maviş'e yanaştırdı. Haldun Sevel, yarım Yunancası ile balığın fiyatını öğrenmeye çalışırken, ihtiyar gayet temiz bir Türkçe ile sordu: <ı>'Siz <ı>Türk <ı>müsünüz?' Evet... <ı>'Yoksam <ı>İstanbul'dan, <ı>Fenerbahçe'den <ı>mi?'
Sevel, bu soruya da olumlu cevap verdiğinde ihtiyar ile küçük kız birbirlerine bakıp gülmeye başladılar. Ardından ihtiyarın soruları geldi:
<ı>' <ı>Belvü <ı>duruyor <ı>mu <ı>Belvü?.. <ı>Murat <ı>'ın <ı>babası <ı>Mustafa <ı>Kaptan <ı>yaşıyor <ı>mu?.. <ı>Todori <ı>ne <ı>durumda?..'
Eski günleri anlatmaya başlamıştı: <ı>'Ben, <ı>bundan <ı>40-50 <ı>yıl <ı>önce <ı>Belvü <ı>Gazinosu'nda <ı>Müzeyyen <ı>Senar <ı>Hanımefendi <ı>okurken, <ı>ona <ı>sahnede <ı>beyaz <ı>karanfil <ı>verdim, <ı>benim <ı>elimi <ı>sevdi, <ı>onu <ı>yanaklarından <ı>öptüm.'
Artık balık satmayı boşlamıştı ihtiyar adam. Anlatıyor, anlattıkça daha da anlatası geliyordu:
İstanbul Rumlarındandı... Ona burada Aristidi Kaptan derlerdi... Yanındaki, Atina'da yaşayan kızından olma torunu Panayota idi, tatil için gelmişti... Yoksa Aristidi orada yalnız yaşıyordu...
Aristidi Kaptan sordu: <ı>'Sende <ı>rakı <ı>var?'
Evet, vardı. <ı>'Ama <ı>Atatürk <ı>'ün <ı>rakıdan?..'
'Herhalde Kulüp Rakısı istiyor' diye düşündü Sevel. Sonra Aristidi'nin koya bakan küçücük evine gittiler. Az sonra yemek masası; çiroz salatası, lakerda, sirkeli cacık, salata çorbası ve zeytinyağında kızartılmış iri barbunlarla donatılmıştı.
Anlatmayı sürdürdü Aristidi Kaptan: Babası, dedesi hep İstanbulluydu... Son olarak Moda'da, Mektep Sokak'ta oturmuşlardı.
6-7 Eylül ( <ı>1955 ) olaylarından sonra ayrılmak zorunda kalmışlardı... Şimdi 80'ini aşmıştı...
Haldun Sevel, <ı>'Yaşlısın, <ı>hastasın, <ı>niye <ı>kızının <ı>yanına <ı>taşınmıyorsun? <ı>Burada <ı>doğru <ı>dürüst <ı>hastane <ı>yok, <ı>doktor <ı>yok' demesi üzerine, Aristidi Kaptan elini Türkiye kıyılarına doğru sallayarak şöyle dedi:
<ı>'Gitmem... <ı>Bak <ı>buradan <ı>memleketi <ı>seyrediyorum, <ı>gitmem...' Bu arada rakılar bitti, uzoya geçildi.

***
Böyle sıcak anılarla dolu birkaç günden sonra ayrılık vakti geldi. Sevel sordu: <ı>'Tekrar <ı>geleceğim...
<ı>Benden <ı>ne <ı>istersin?'
Aristidi Kaptan iki şey istedi:
<ı>'Atatürk'ün <ı>rakısından <ı>getir... <ı>Bir <ı>de <ı>Fenerbahçe <ı>rozeti...'
Haldun Sevel, Aristidi'ye niye ceket yakasında yıpranmış, solmuş bir Fenerbahçe rozeti taşıdığını sordu. İhtiyar anlatmaya başladı: ' Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra İstanbul işgal edildi... Halimiz perişandı... İşgalci İngilizlere, Fransızlara beddua ediyorduk...
Mütarekenin sonuna doğru, babam heyecanla geldi... Maça gidecektik... İngiliz takımı ile Fenerbahçe karşılaşacaktı... Herkes Fenerbahçe'nin perişan olacağını sanıyordu... Çok sert bir maç oldu... Fenerbahçe kazandı... Ortalık bayram yerine döndü... Sokaklarda fener alayları yapıldı... İstanbul halkı evindeki gaz lambalarında kullandığı gazı dahi, meşaleleri yakalım, galibiyeti kutlayalım diye bize verdi... İşte bu rozeti o gün yakama taktım, bir daha da çıkarmadım.' Futboldan anlamasa da Fenerbahçe taraftarı olan Haldun Sevel bunun üstüne Aristidi'nin elini öptü.

***
Aradan iki yıl geçti. Söz vermesine, çok istemesine rağmen Sevel, Midilli'ye gidemedi. Nihayet, 1996 yazında fırsatını buldu. Rakıları ve Fenerbahçe rozetlerini teknesine yükleyip yola çıktı.
Ve Aristidi Kaptan'ın kapısını çaldı...
Geçen sürede Aristidi iyice kötülemişti. Önce onu tanımadı. Sevel, Kulüp rakılarını, Fenerbahçe rozetlerini çıkarınca hafızası yavaş yavaş yerine geldi: <ı>'Niye <ı>bu <ı>kadar <ı>geç <ı>kaldın?'
Zar zor yerinden kalkan Aristidi, eski ceketini giydi... Yakasına yepyeni Fenerbahçe rozetini taktı... Arkadaşlarının koluna girip kahvenin yolunu tuttu.
Oflaya puflaya, dura kalka, nefes nefese kahveye vardı ve rozetini gururla arkadaşlarına gösterdi: <ı>'Size <ı>demiştim. <ı>Geldi, <ı>işte <ı>rozetim <ı>geldi.' Kahveden koca bir alkış sesi yükseldi.
Kısa bir süre sonra, Aristidi dünyaya gözlerini yumdu. Mezarına, Haldun Sevel'in Fenerbahçe ve Moda'dan alıp götürdüğü memleket toprağı serpildi.

***
Bu göz yaşartıcı öyküyü... <ı>'Ustura <ı>Kemal' karakterinin yaratıcısı, yazar, ressam, amatör denizci Haldun Sevel'in <ı>('Rüzgar <ı>Baba'!)
<ı>'Böyledir <ı>Denizler <ı>Ülkesinde <ı>Yaşamak' adlı yeni çıkan anı kitabında (Naviga Yayınları) okudum. Kitapta daha niceleri var.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.