EMRE AKÖZ

12 Haziran 2007, Salı

Ufuk Güldemir

Ne zaman tatile çıksam; önemli, çarpıcı ve genellikle üzücü olaylar meydana geliyor... Bu düşüncenin mantıklı hiçbir yanı yok elbette. Türkiye hareketli, değişken bir ülke olduğu için ben öyle sanıyorum.
Bizim meslek açısından en önemli olay hiç kuşkusuz kansere karşı verdiği savaşı kaybeden HaberTürk'ün sahibi, gazeteci Ufuk Güldemir'in vefat etmesiydi.
Ben Güldemir ile 1995 yılında tanıştım. Milliyet'in yayın yönetmeniydi. Gazetenin ek yayınlarını yönetecek birisini arıyormuş.
Nisan ayının başında işe başladım. Ortamı tanımaya çalışıyorum... 10-15 gün geçti geçmedi Ahmet Altan, " Atakürt " başlıklı bir yazı kaleme aldı.
O yazıda Altan, Kurtuluş Savaşı'nı kazanan liderin, Türk değil de Kürt milliyetçiliği yaptığı takdirde ortaya nasıl bir durum çıkacağını anlatıyordu.
Yani yaptığı bir tür politik fanteziydi. Hani bazı romanlarda işlenen " <ı>İkinci <ı>Dünya <ı>Savaşı <ı>'nı <ı>Hitler <ı>kazansaydı <ı>neler <ı>olurdu " teması gibi bir şey...
Ancak bizim betonlaşmış siyasi ideolojilerimiz, gerçekleri bir yana bırakın; fantezilere, hayallere, faraziyelere dahi tahammül edemiyor. Hele bu, Milliyet gazetesinde yapılırsa...
Ahmet Altan'a karşı müthiş bir saldırı başlatıldı. Bunun üzerine gazetenin sahibi Aydın Doğan, Altan'ı işten çıkardı. Ardından Can Dündar'ın uygulamayı protesto eden yazısı gazeteye konmadı. O da ayrıldı.
Bunun üzerine Ufuk Güldemir ve yardımcısı Alev Er istifa etti.
Derken aradan zaman geçti. Güldemir, Sabah'a yayın yönetmeni oldu. Ben de 1999'un sonbaharında işe başladım. Milliyet'e göre daha demokrat, daha liberal havalı Sabah'ta vurucu, şaşırtıcı haber ve yorumlar yapılabiliyordu.
Ancak bir kez daha siyaset, haberin önünü kesti. Mesut Yılmaz, Sabah'ta çıkan ve ANAP'ı zor durumda bırakan bazı haberlere tahammül edemedi. Ankara'dan gelen baskı sonucunda Güldemir'in işine son verildi.
Böylece hem gazete, hem de okurlar; son derece zeki, olaylara tersinden bakabilen, satır aralarından koca bir haber çıkartabilen ve belki hepsinden önemlisi cesur bir yayın yönetmeninden mahrum kaldı.
Peki Güldemir'e bunları yaptılar da ne oldu? Ne işe yaradı?
Cevap: Hiç!
Mesut Yılmaz 2002 seçimlerinde yok oldu gitti. Şimdi, yani Güldemir'i kaybettiğimiz 2007 yılında, tekrar seçileyim, Melis'e gireyim, diye uğraşıyor.
Kürt sorunu gayet şiddetli biçimde devam ediyor. Ahmet Altan benzeri yazılarını başka mecralarda da olsa sürdürüyor. Can Dündar ise Milliyet'te yazıyor! Sabah da el değiştirdi.
Ufuk Güldemir vasiyet etmiş: " <ı>Öldüğümde <ı>Frank <ı>Sinatra'nın <ı>' <ı>My <ı>Way <ı>'ini <ı>çalın. "
Bense yukarıdaki satırları, basçı Charlie Haden'ın, Kübalı piyanist Gonzalo Rubalcaba ve arkadaşlarıyla yaptığı " Land of the Sun " (Güneş Ülkesi) adlı "hüzün" dolu albümünü dinleyerek yazdım... Güldemir'in <ı>hiperaktif kişiliğine hiç uymadığını bilmeme rağmen! Nur içinde yatsın.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.