EMRE AKÖZ
367'cileri kapıdan kovduk bacadan içeriye alıyoruz
Aşağıdaki uzun ve çetrefil yazıdan dolayı şimdiden özür dilerim. Ele alacağım <ı>mesele başka nasıl anlatılır; bilemiyorum.
Önce biraz hazırlık...
1924 Anayasası 3 ve 4'üncü maddeleri şöyle diyordu:
"<ı>Egemenlik <ı>kayıtsız <ı>şartsız <ı>milletindir... <ı>Milletin <ı>biricik <ı>ve <ı>gerçek <ı>temsilcisi <ı>olan <ı>Meclis, <ı>egemenliği <ı>millet <ı>adına <ı>kullanır."
Bu yaklaşım 1961 Anayasası'nda değiştirildi. Çünkü Meclis'te çoğunluğu alan parti ya da grup "<ı>millet <ı>adına" her şeyi yapabilirdi.
Yerine şu anlayış getirildi:
"<ı>Egemenlik <ı>kayıtsız <ı>şartsız <ı>Türk <ı>Milletinindir... <ı>Millet, <ı>egemenliğini, <ı>Anayasanın <ı>koyduğu <ı>esaslara <ı>göre, <ı>yetkili <ı>organlar <ı>eliyle <ı>kullanır."
Bu anlayış 1982 Anayasası'nda da devam etti: Millet egemenliğini 'yetkili organlar' aracılığıyla kullanacaktı.
'Yetkili organlar' tabiri ilk bakışta <ı>masum duruyordu. Sonra baktık ki '<ı>Anayasada <ı>adı <ı>geçen' bazı kurumlar (mesela YÖK ve Anayasa Mahkemesi), "<ı>Ben <ı>de <ı>yetkili <ı>organım, <ı>egemenlikten <ı>payımı <ı>alırım" diyerek Meclisin (yasama) ve Hükümetin (yürütme) yetkisine ortak olmakta.
Egemenlik 'siyasidir'
Prof. Ergun Özbudun ve arkadaşları, bu tuhaflığa son vermek için, hazırladıkları öneride şöyle dediler:
"<ı>Egemenlik <ı>kayıtsız <ı>ve <ı>şartsız <ı>Milletindir... <ı>Türk <ı>Milleti, <ı>egemenliğini, <ı>Anayasanın <ı>koyduğu <ı>esaslara <ı>göre, <ı>yasama, <ı>yürütme <ı>ve <ı>yargı <ı>organları <ı>eliyle <ı>kullanır."
Gördüğünüz gibi 'yetkiler organlar' gibi muğlak bir tabirin yerine olayın adı konmuştu: Yasama, Yürütme ve Yargı.
Millet egemenliğini bu üç güç eliyle kullanacaktı.
Gelelim anlamadığım noktaya:
Egemenlik, "siyasi" bir kavramdır. Egemen olan Milletin, bunu kullanmak için oluşturduğu organlar, yani Meclis ve Hükümet (ki buna Cumhurbaşkanı da dahildir) birer siyasi kurumdur. Yani siyasetin parçasıdır.
Peki nasıl oluyor da <ı>siyasetten <ı>ayrı <ı>tutmamız <ı>gereken Yargı, buna dahil oluyor? Nasıl oluyor da Yargı, "millet adına" egemenlik kullanıyor, yani "siyaset yapıyor"?
Soru işte bu...
Bu soru, elbette pratik sonuçları da olan, "felsefi" bir soru.
Anayasa önerisine imza atanlardan Doç. Zühtü Arslan'a meseleyi anlattım:
"<ı>Sizin <ı>'siyaset' <ı>tanımınız <ı>farklı" dedi, "<ı>Bütün <ı>dünyada <ı>yargı <ı>da <ı>millet <ı>egemenliğinin <ı>bir <ı>parçası <ı>kabul <ı>edilir."
Diğer bir imza, Doç. Serap Yazıcı da benzeri bir yorumda bulundu.
'Teknik' olmalı
Evet 1982 Anayasası da, yeni öneri de aynı şeyi söylüyor: "<ı>Mahkemeler <ı>yargı <ı>yetkisini, <ı>millet <ı>adına <ı>kullanır."
Hukukçular böyle diyor ama benim aklıma yatmıyor: Çünkü yargılama "teknik" bir işlemdir, "siyasi" değil.
Bence mahkemeler güçlerini milletten değil; Anayasadan ve kanunlardan alır (almalıdır).
Çünkü... Siyasette 'tercih' vardır: Millet de, Meclis de Hükümet de tercih kullanır. "Onu" değil "bunu" seçer ya da yapar.
Yargı ise diğerleri gibi <ı>tercih <ı>kullanarak yani <ı>siyaset <ı>güderek karar veremez. Eğer verirse, her şeyden önce "adaletin" dışına çıkmış olur ki bu bir felakettir.
Sezer çizgisi meşrulaşıyor
Eski Cumhurbaşkanı Sezer, Anayasa Mahkemesi'nden siyasi iktidar karşısında 'denge rolü' oynamasını istemişti. Mahkeme 367 kararında tam da bunu yaptı. Biz de "<ı>Anayasa <ı>Mahkemesi <ı>siyasi <ı>karar <ı>aldı" diye protesto ettik.
O halde...
"<ı>Milletin <ı>egemenliğini <ı>kullanma <ı>araçlarından <ı>biri <ı>Yargıdır" ve bu mantığın uzantısı olarak, "<ı>Mahkemeler <ı>yargı <ı>yetkisini <ı>millet <ı>adına <ı>kullanır" dediğiniz anda...
Yargı da "<ı>Madem <ı>ben <ı>gücümü <ı>Milletten <ı>alıyorum, <ı>o <ı>halde <ı>dilediğim <ı>kararı <ı>veririm" diyebilir. Yani "teknik" (<ı>bağımlı değişken) olmaktan çıkar, "siyasi" alana ( <ı>bağımsız değişken) müdahale eder. (Bakınız: 367 kararı.)
Halbuki adaletin hakkaniyetli bir biçimde dağıtılması için Yargının "siyasi" değil, "teknik" davranması gerekir. Yargılama bir "ölçme" işlemidir, siyaset ise "tercih". Ölçü, kendi mantığı içinde objektiftir (nesneldir); tercih ise subjektif (öznel)...
Bence yeni öneri de, 'felsefi' açıdan '367 kararını' alanları ve 'denge rolü' çağrısı yapanları meşrulaştırıyor.
Kapıdan kovmaya çalıştığımız bir uygulamayı, bacadan içeriye alıyor.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.