EMRE AKÖZ
Çankaya ve Fazıl Say
İstanbul sosyetesinin önde gelen simalarından, <ı>' Aralık' adlı " <ı>gönüllü <ı>eğitim <ı>ve <ı>kültürel <ı>araştırmalar <ı>derneğinin " kurucularından Elif Dürüst geçenlerde Çamlıca'daki evinde bir parti verdi.
Kültür-sanat âleminden, medya ve iş dünyasından çok sayıda kişinin katıldığı davette, piyanist Fazıl Say da vardı. <ı>100'üncü <ı>Yıl <ı>Fenerbahçe <ı>Senfonisi'nin bestecisi halinden gayet memnun görünüyordu.
Meğer değilmiş!
Almanya'nın saygın gazetelerinden Süddeutsche Zeitung'a şöyle demiş: " <ı>Bizim <ı>Türkiye <ı>rüyalarımız <ı>biraz <ı>öldü. <ı>Tüm <ı>bakan <ı>eşleri <ı>türban <ı>takıyor. <ı>İslamcılar <ı>zaten <ı>kazandı, <ı>biz <ı>yüzde <ı>30 <ı>, <ı>onlar <ı>ise <ı>yüzde <ı>70 <ı>. <ı>Başka <ı>yere <ı>taşınmayı <ı>düşünüyorum. "
"İslamcılar kazandı" derken herhalde 2002 yılından beri çoğunluk partisi ve hükümet olan AKP'yi kastediyor Fazıl Say.
Bazıları " <ı>acaba <ı>jetonu <ı>yeni <ı>mi <ı>düştü " diye düşünebilir. Meğer mesele başkaymış: " <ı>Çankaya'daki <ı>davete <ı>bile <ı>beni <ı>çağırmadılar. <ı>Böyle <ı>giderse, <ı>bir <ı>kızım <ı>var <ı>onu <ı>da <ı>alır <ı>yurtdışına <ı>giderim. "
Belli ki Çankaya'ya davet edilmediğini, bunun sebebinin de laikliğe vurgu yapan demeçleri olduğunu sanmış ünlü piyanist.
Birinci yanlış: Buradan da anlıyoruz ki Cumhurbaşkanı Gül'ün toplumun tüm kesimlerine " <ı>yakın <ı>durma " çabasını izlemiyor. Eğer izleseydi, ya hata yapıldığını ya da davetiyenin eline ulaşmadığını düşünerek olayı mesele etmezdi.
***
Bunun üzerine gazeteciler mikrofonlarını Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'a yönlendiriyor.
Günay " <ı>Bir <ı>değerli <ı>sanatçının <ı>kendi <ı>toplumuyla <ı>ilgili <ı>bu <ı>kadar <ı>yabancılaşma <ı>duygusu <ı>hissetmesini <ı>üzüntüyle <ı>karşıladım... <ı>İlk <ı>fırsatta <ı>ünlü <ı>piyanistimizi <ı>arayacağım " diyor.
Güzel bir demeç. Ama ardından ekliyor: " <ı>Fazıl <ı>Say'ın, <ı>Köşk'teki <ı>resepsiyona <ı>davet <ı>edilmemesi <ı>bir <ı>eksikliktir. "
İkinci hata: Çankaya'dan yapılan açıklamaya göre davetiye Fazıl Say'a gönderilmiş. Demek ki Bakan Günay bunu bilmeden konuşmuş.
Evet, Cumhurbaşkanlığı şu açıklamayı yaptı: " <ı>Sayın <ı>Fazıl <ı>Say'ın <ı>Ankara <ı>adresine <ı>davetiye <ı>gönderilmiş, <ı>adrese <ı>ulaşılamadığına <ı>dair <ı>bir <ı>geri <ı>bildirim <ı>alınmamıştır. "
Üçüncü hata: Cumhurbaşkanının yardımcıları, " <ı>Köşk'ten <ı>gönderilen <ı>bir <ı>zarfın, <ı>üzerinde <ı>antet <ı>filan <ı>olduğu <ı>için <ı>mutlaka <ı>yerine <ı>varacağı " gibi bir ön kabulle çalışıyor.
Bense onlara, çağdaş teknolojinin imkânlarını kullanmalarını tavsiye edeceğim.
Eskiden mektup ve faks önemliydi. Artık internet ve cep telefonu var.
Çankaya sekreteryasının bir kişinin cep telefonuna ulaşamaması mümkün değil.
Nezaket ve protokol gereği davetiye göndersinler elbette. Ama mutlaka cepten de arasınlar. "Davetiyeniz gönderildi, bekliyoruz" desinler. Sıcak ve garantili bir yol olur böylesi.
Ellerindeki numaradan eminlerse, kısa mesaj da geçebilirler. Ya da e-posta gönderilebilir.
Bir başka alternatif de, " davetli listesinin " Çankaya'nın resmi internet sitesinde yayınlanmasıdır. Bu yöntem çeşitli sebeplerle (güvenlik, kıskançlık, vb.) tercih edilmeyebilir ama bu tip tartışmaları önlemenin kesin yoludur.
***
Bence bu olay " halkla ilişkiler " açısından önemli. Konunun uzmanları bunlara " iletişim kazası " adını veriyor.
Özetle söylersek: Uygulamanın, niyete uygun sonuç vermemesi durumu.
Köşk kadrosu, sadece "Cumhurbaşkanlığı makamının" ve Abdullah Gül'ün "imajını " değil, o imajın " nasıl algılanacağını " da hesaba katmalı.
Unutmayalım: Çağdaş halkla ilişkiler uzmanları ve iletişim stratejistleri epeydir imajdan ziyade algıya önem veriyor. Çünkü şunu kavradılar: İmajın yaldızları dökülebilir... "Olumlu algı" ise kolayca sarsılmaz.
Not: Bence Fazıl Say'ın bir yere gideceği yok. Reklamını yapıyor. Ama bu durum yukarıda yazdıklarımı değiştirmiyor. O başka, bu başka...
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.