EMRE AKÖZ
Ya bu bardakla şarap içilmişse?
Geçen gün çok ilginç bir tesadüf oldu. Ben bir dergideki makaleye göz atarken, <ı>Zevcenur <ı>Hanım arkadaşından öğrendiği eğlenceli bir olayı anlattı...
Oda sayısı az ama fiyatı kallavi otele "dindar/muhafazakar" bir aile gelir.
Kayıttan sonra odalarına yerleşirler.
Derken bir feryat yükselir. Kadın, elinde bir bardak, hışımla otel yetkilisinin karşısına dikilir: " <ı>Odadaki <ı>küçük <ı>buzdolabında <ı>alkollü <ı>içki <ı>var."
" <ı>Evet, <ı>efendim, " der yetkili, " <ı>tüm <ı>odalarımızda <ı>mini <ı>bar <ı>bulunur. <ı>Standarttır. "
" <ı>Yaniii " der kadın, " <ı>odadaki <ı>bu <ı>bardakla <ı>bir <ı>müşteriniz <ı>şarap <ı>içmiş <ı>olabilir. "
" <ı>Olabilir " der yetkili, " <ı>ama <ı>emin <ı>olun, <ı>bardaklarımızı <ı>daima <ı>gayet <ı>güzel <ı>biçimde <ı>yıkarız. <ı>Her <ı>seferinde <ı>yeni <ı>bardaklar <ı>alamayacağımızı <ı>herhalde <ı>siz <ı>de <ı>takdir <ı>ederseniz. "
Neyse bu tartışma sonunda, mini bardaki biralar, viskiler, şaraplar boşaltılır. Yerlerine su, gazoz gibi alkolsüz içkiler konur.
Olay kapandı mı? Hayır.
Bir de bardak meselesi var!
Komilerden biri yakındaki kasabaya gönderilir. Oradan kullanılmamış bardaklar satın alınır.
Dindar/muhafazakar çiftimiz otelde kaldıkları sürece, sularını, kolalarını o bardaklardan içer.
***
" <ı>Tesadüf <ı>bunun <ı>neresinde " diye soracaksınız. Efendim, bu olayı dinlerken, elimde <ı>Türkiye <ı>Günlüğü dergisinin <ı>" Demokrasi: Mevzuata Aykırı " başlıklı son sayısı vardı.
Ve tam o sırada, Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden Dr. Mevlüt Özben'in <ı>' Yapay Kutsallıklar'ı anlattığı makalesini okuyordum.
İçki içilmiş bardaklarla bu yapay kutsallığın ilişkisini anlatmak için önce kavramı biraz açalım.
Her din, dünyayı anlamlı hale getirirken kimi nesnelere kutsallık atfeder, kimilerini ise tabu haline getirir.
Mesela yiyecek içecek alanındaki "haram ve helal" buna güzel bir örnektir.
Ama insan toplulukları asla bu kadarla yetinmemiş, inandıkları dini "kafalarına göre" yorumlayarak yeni kutsallıklar (ve yeni tabular) yaratmıştır.
***
Serbest piyasa ekonomisinin Türkiye'nin ücra köşelerine doğru yayılmasıyla birlikte, toplumsal/kamusal hayata kitleler halinde girmeye başlayan dindar/muhafazakarları bir sorun bekliyordu:
Bilmedikleri, alışmadıkları, ayrıntılarına vakıf olmadıkları modern hayatta nasıl davranacaklardı?
Para kazanmak, zenginleşmek, dünya nimetlerinden yararlanmak iyiydi, hoştu ama " günahtan " nasıl kaçınacaklardı?
İşte bu " kaygı ", yukarıda anlattığım türden olaylara sebep oluyor.
Mini barda alkollü içki olsa ne fark eder? Onları içmezsin, olur biter. Ama hayır! Günahtan kaçma dürtüsü kadar, " yakalanma korkusu " o kadar güçlü ki mutlaka tedbir alınması, içkilerin buzdolabından boşaltılması gerekiyor. (Ya tanıdık birisi görüp de 'dostlar' arasında dedikodu yaparsa?)
Bardakların da aynı şekilde, " alkol değmemiş ", temiz, yani " helal " olması şart. Dolayısıyla onlar da çarşıdan alınan " <ı>sıfır <ı>kilometrelerle " değiştiriliyor.
***
Dr. Özben olayın bu yönüne değinmemiş ama sanırım şöyle diyebiliriz: " <ı>Yapay <ı>kutsallıklar " oluşturma çabası tersten de çalışıyor ve " yapay tabular " yaratılıyor.
Modernleşmenin tekin olmayan sularında yüzmek, dindarlar için kolay değil elbette. İnsanı adeta paranoyaklaştırıyor.
Böylece hem kendilerine, hem de "ötekilere" sorunlar çıkarıyorlar. "Yeni hayata" alışmaları, daha akılcı haram ve helal ayrımları yapabilmeleri için zamana ihtiyaçları var.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.