EMRE AKÖZ
Unutma: Mutlak güç mutlaka yozlaştırır
Bir değişiklik olmazsa, ilki <ı>9 <ı>Ekim günü yapılan ve kısaca '<ı>Terör <ı>Zirvesi' diye adlandırılan toplantıya bugün devam edilecek.
Başbakan Erdoğan başkanlığındaki ilk toplantı 6 saat sürmesine rağmen kesin bir sonuç alınamamıştı.
Bunun bir sebebi, askeriyenin talep ettiği yeni yetkilere, sivil siyasetçilerin sıcak bakmamasıydı.
Bakalım bugün ne olacak? Sivil siyasetçiler, askere boyun eğecek mi, eğmeyecek mi?
***
"Sivil siyasetçiler" tabirini kullanmama, "<ı>Siyasetçi <ı>zaten <ı>sivil <ı>değil <ı>midir" diye itiraz edenler çıkacaktır.
Türkiye'de değildir! Bizde siyasetçiler, '<ı>seçilmişler' ve '<ı>atanmışlar' diye ikiye ayrılır. İkincilere '<ı>apoletli <ı>siyasetçiler' de diyebiliriz.
İtirazı olanlara meşhur '<ı>Darbe <ı>Günlükleri'ndeki şu cümleyi hatırlatırım:
"<ı>2 <ı>Eylül <ı>2003: <ı>Anlaşılan <ı>bundan <ı>sonra <ı>bahriye işlerine daha az zaman ayırıp siyasi gelişmeleri takip etmek zorundayız."
***
Aktütün saldırısının ardından askerler "Daha fazla yetki istiyoruz" dedi. Talepleri OHAL dönemini hatırlattı. 1990'larda "Olağanüstü Hal Bölgesi" ilan edilen yerlerde, "<ı>PKK <ı>ile <ı>mücadele <ı>etme" adına, başına buyruk uygulamalar yapılmıştı.
Şimdi benzeri yetkiler tekrar talep ediliyor. Bu talepler öyle aşırı ki <ı>savcılara hatta <ı>yargıçlara ait kimi yetkilerin, askere ve jandarmaya da tanınması isteniyor.
***
"<ı>Peki, <ı>siyaset <ı>bunun <ı>neresinde" diye sorarsanız, <ı>öncelikli cevap karmaşık değil:
Bu yetkileri istemek, "<ı>Ben <ı>daha <ı>önce <ı>neler <ı>yaptımsa, <ı>aynısını <ı>yapmaya <ı>devam <ı>edeceğim" anlamına geliyor.
Halbuki 24 yıl boyunca yaptıklarıyla tatminkar bir sonuç alamadıkları; yani PKK'yı sindiremedikleri ortada.
Demek ki örgütü çaptan düşürmek, mesela yeni militan katılımlarını engellemek için başka politikalar izlemek gerekiyor.
OHAL tipi yetkilerin ise örgütle doğrudan bir alakası bulunmuyor. Yani örgüte darbe vurmuyor. Tam tersi oluyor:
Bu yetkiler, bölge halkını <ı>cendereye almaya yarıyor. Asker ve jandarma tarafından fena halde itilip kakılan gençler, soluğu dağda alıyor.
Yakalanan militanlar hep benzer ifadeleri veriyorlar: "<ı>Bir <ı>gün <ı>jandarma <ı>dipçiğiyle <ı>vurdu. <ı>Asker <ı>babamı <ı>dövdü." (Daha bunun yakılan köyleri, yedirilen dışkıları, gözaltında ölümleri var!)
***
Apoletli siyasetçilerin aksine, sivil siyasetçiler işte bütün bunları düşünmek zorunda. "OHAL yetkileri" bir işe yarasa, <ı>gönülsüz de olsa "<ı>peki" diyecekler belki.
Ama 24 yılın ardından, bunca deneyimden sonra, o yetkilerin bir işe yaramadığını apaçık görüyorlar.
Soracaksınız: "<ı>Bir <ı>işe <ı>yaramıyorsa, <ı>o <ı>yetkiler <ı>niye <ı>isteniyor?"
İşte asıl "<ı>büyük <ı>siyaset" o noktada.
Apoletli siyasetçiler ülke yönetimini sivillere terk etmeye yanaşmıyor. Hep söz sahibi olmak, olup bitene karışmak istiyorlar.
Tabii karışabilmeleri için de gerginlik olması, sorunlar çıkması şart. Çünkü meslekleri gereği ellerinde çekiç var ve bu çekicin işlerine yaraması için çakılacak çiviler bularak, başlarına başlarına vurmaları gerekiyor.
Kimi üst düzey Emniyetçilerin bilgisayarlarında, İngiliz tarihçi Lord Acton'ın ünlü sözü dönüyor: "<ı>Güç <ı>(iktidar) <ı>yozlaştırır, <ı>mutlak <ı>güç <ı>mutlaka <ı>yozlaştırır."
Acaba aynı <ı>ekran <ı>koruyucudan herhangi bir apoletli siyasetçimizde de var mıdır?
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.