EMRE AKÖZ
Sandığınız kadar postmodern değiliz
Zihinleri karıştıran, kaotik bir dönemden geçiyoruz. Eski deneyimler üzerine kurulmuş <ı>öngörüler, <ı>beklentiler, <ı>tahminler <ı>yanlış <ı>çıkıyor.
" <ı>Ahmet <ı>bu <ı>konuda <ı>kesin <ı>' <ı>evet <ı>' <ı>der " diye düşünüyorsunuz, bir de bakıyorsunuz Ahmet ' <ı>hayır' deyiveriyor.
Şaşırıyorsunuz.
Konular çeşitlendikçe beklentiler sınıfta kalıyor. Diyelim ki uzun yıllar boyunca " <ı>üniversitede <ı>türbana <ı>özgürlük " diyen bir kişi, <ı>Kürt <ı>meselesinin kimi boyutlarında " <ı>militarizm <ı>kokan " tavırlar alabiliyor.
Bir örnek vereyim:
***
Mesela hayatı boyunca gerçeği aramış bir arkadaş, " <ı>Aktütün <ı>'e <ı>ilişkin <ı>belgeleri <ı>Taraf <ı>gazetesine <ı>kim <ı>verdi " diye soruyor.
Burada defalarca yazdım: Türkiye'de " <ı>araştırmacı <ı>gazetecilik " yapılamaz. Çünkü öğrenilmeleri heyecan yaratacak kritik bilgiler devlettedir. Onları alamazsınız. Ancak uygun gördüğü zaman belgeleri bir grup size ulaştırır.
Dolayısıyla belgelerin kimin tarafından verildiği önemli bir sorudur. Bunun cevabını verdiğinizde, tezgâhlanan oyunu daha iyi kavrarsınız.
Bir başka meslektaş da, " <ı>Aktütün <ı>belgelerinin <ı>doğru <ı>olup <ı>olmadığını <ı>nasıl <ı>merak <ı>ediyorsak, <ı>belgeleri <ı>verenleri <ı>de <ı>merak <ı>ediyoruz. <ı>O <ı>da <ı>haber, <ı>bu <ı>da <ı>haber " diyor.
Haklılar elbette ama bu işin de bir hiyerarşisi, bir öncelikler sıralaması yok mu birader?
O arkadaşlar gibi, KKK Org. Işık Koşaner de kusura bakmasın: Biz sandıkları kadar "postmodern" değiliz.
" <ı>O <ı>da <ı>soru, <ı>bu <ı>da <ı>soru; <ı>o <ı>da <ı>haber, <ı>bu <ı>da <ı>haber " diyerek her şeyi eşitleyemeyiz. <ı>Rölativizmin bu kadarı bize dokunur.
***
" <ı>Toplum <ı>ve <ı>habercilik " açısından, belgelerde ne yazdığı mı önemli, yoksa onları kimin verdiği mi?
Taraf gazetesi Aktütün belgelerini (hem görüntüler, hem de raporlar) yayınladığı gün şöyle düşündüm:
" <ı>Acaba <ı>bu <ı>belgeleri, <ı>Genelkurmay <ı>'ı <ı>yıpratmak <ı>için <ı>Ergenekoncular <ı>mı <ı>sızdırdı? "
***
( Not: Malum, Silahlı Kuvvetler içinde çeşitli gruplaşmalar olduğu, bunların farklı yarılmalar oluşturduğu, mesela bazı subaylar için " <ı>Natocu/Ergenekoncu " ayrımı yapıldığı söylenir. " <ı>Şu <ı>anda <ı>yönetimde <ı>Natocular <ı>olduğuna <ı>ve <ı>belge <ı>de <ı>onları <ı>zor <ı>durumda <ı>bıraktığına <ı>göre, <ı>demek <ı>ki <ı>Ergenekoncular <ı>sızdırdı " türünden yorumlar yapılabiliyor.)
GK Başkanı Org. İlker Başbuğ'un asabi konuşmasını da bu bağlamda dinlemiştim: " <ı>Parmağını <ı>sallayarak <ı>demokrat <ı>medyayı <ı>tehdit <ı>ediyor <ı>ama <ı>asıl <ı>derdi <ı>belgeleri <ı>sızdıran <ı>alt <ı>kadrolarla. <ı>Teşkilata <ı>hâkim <ı>olabilmiş <ı>değil. "
***
Demek istediğim şu: Bunları biz de az çok düşünüyoruz.
Ama bizim zihnimizde bir " <ı>haber <ı>hiyerarşisi " var: Belgenin " <ı>içeriği ", onu " <ı>servis <ı>edenden " daha önemlidir.
Öncelikle belgenin gerçekleri yansıtıp yansıtmadığına, kimi gizli kapaklı olayları aydınlatmada bir işe yarayıp yaramadığına bakarız.
Zaten eğer birisi bunun tersini yapıyorsa " <ı>gazeteci " değildir. Ancak çıkarları doğrudan zarar görenler ya da kıyısından köşesinden kirli oyunlara bulaşmış olanlar öncelikle, " <ı>Kim <ı>sızdırdı <ı>bu <ı>belgeyi " diye sorar.
Bir gazeteci, içeriğe boş verip önce bunu soruyorsa, anlayın ki karşınızda bir " <ı>statüko <ı>bekçisi " durmakta.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.