EMRE AKÖZ
Havuz başa beladır!
Popülist propaganda, siyasette sıkça kullanılan bir yöntemdir. Belli bir dozda olursa neyse de... Ya kör gözüne parmağım biçiminde yapılırsa?
Bu konuda ipin ucunu kaçıranlara çok kızıyorum.
Mart 2009'daki yerel seçimler öncesi, Saadet Partisi'nden İstanbul Belediye Başkanlığı'na adaylığını koyan Mehmet Bekâroğlu'nun yaptığını unutamam...
Hani soğuk kış gününde, durakta bekleyen başörtülü kadının önünden cipiyle geçen türbanlıdan söz etmişti.
Haa, madem 'İslami solculuk' yapacaksın, o zaman Versace ve Mercedes meraklısı Erbakan Ailesi ile bağları koparacaksın.
Bir yandan Erbakan Hoca partinin manevi lideri olarak konuşacak, öte yandan sen aynı partide yeşil solculuk yapacaksın. Olmaz!
Ona iki kere kızgınım.
1) İlki 'havuzlu villa' konusunda...
Bu ülkede on binlerce havuzlu ikametgâh bulunuyor. Kimisinde havuz ortak, bazı evlerin kendi havuzu var.
Bizde havuz 'yüksek statü simgesi' olarak görüldüğü için son yıllarda müteahhitler kâr oranını artırmak için havuz yapıyorlar.
Ev almak isteyenler de, matah bir şey sanarak havuzlusunu tercih edebiliyor.
Halbuki havuz başa beladır!
Unutmadan: İstatistikler, havuzların çocuklar için silahlardan daha ölümcül olduğunu göstermiştir.
Yine de havuz, gelişen Türkiye'nin simgelerinden biridir. Kılıçdaroğlu'nun, Başbakan'a popülist tırmık atmak için bu simgeyi diline dolaması bence pek sevimsizdi.
Önce buna kızdım.
Bu kadar da pes artık!
İnsan biraz tutarlı olur.
Madem Erdoğan'ın havuzunu diline doluyor, o zaman Kılıçdaroğlu'nun havuzunu ne yapmalı?
Suyunu mu içirmeli?
Not: Önceleri Kılıçdaroğlu'nun sempatik bir hali vardı. Ancak "Dersim" tartışmasında geri adım atmasından başlayarak, demokrasi, hukuk, ahlak konularında yanardöner olduğunu gözlüyor ve giderek soğuyorum.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.