Dikkat ediyor musunuz, Türkiye Türkiye olalı ortaya çıkan en büyük toplumsal hareketliliği analiz ederken hiç kimse "sınıf çatışması"ndan söz etmiyor... Keza -onlar için ızdırap verici olsa da- sosyalistler bile ağızlarına alamıyor "sınıf" sözcüğünü...
Çünkü bu bir sınıf çatışması değil, kültür çatışması!
Şükrü Hanioğlu, Sabah gazetesinde bunun böyle olduğunu ortaya koyan berrak bir yazı kaleme aldı geçenlerde...
Hanioğlu'na göre "Türkiye'de 'sağ' ve 'sol' gibi konumlanışların fazla anlam taşımamasının asli nedeni, siyasetin en üst düzeyde bir 'kültür çatışması aracı' olarak kavramsallaştırılması"ndan başka bir şey değil.
Hanioğlu, yazısında dünyaya da bakıyor ve son 20 yılda ortaya atılan "ideolojilerin sonu", "tarihin sonu" gibi teorilerin, taşıdıkları problemlere rağmen önemli doğruluk payları içerdiğini savunuyor:
"Fukuyama'nın 'tarihin sonu' ve Huntington'un 'medeniyetler çatışması' tezlerinin ciddi yapısal sorunlarla malûl oldukları ortadadır. Ancak Soğuk Savaş sonrasının dünyasında 20'inci asrın ideolojik çatışmaları ile 'sınıf mücadelesi' gibi, kültürel unsurları arka plana iten kavramsallaştırmaların düşüşe geçtiği tartışılmaz bir gerçektir."
Hanioğlu, "kültürel çatışma merkezli ve yaşam tarzı vurgulu siyasetin yakın dönemde değişmesini beklemenin gerçekçi olmayacağı"nı hatırlatıyor ve "demokratikleşme aracılığıyla farklılıkları güvence altına almaktan başka çaremizin bulunmadığını vurguluyor:
"Bu, kültür(ler) arası mücadeleyi ve siyasetin bu temelde üretilmesini önleyemez; ancak onun toplumsal çatışmaya dönmesine engel olur.
"Mesela tüm bireyleri ahlak anlayışımız ve dünya görüşümüz çerçevesinde tektipleştirerek, 'ideal' bireylerden oluşan, bu kıstaslara uymayanların ötekileştirileceği bir toplum ve 'gençlik' yaratmak değil, Gezi parkında gitar çalan küpeli Ahmet ile Üç Aylar'da kıldığı nafile namazı sayısını artıran Mehmet, başörtüsü ile üniversiteye devam eden Ayşe ile muhafazakârlığı kadınlığa müdahale olarak gören Fatma'nın bir arada yaşamasıdır."
Hanioğlu yazısında sadece yönetenlere düşeni anlatmış, ben oradan alıp "yönetilenler"e, bize düşeni anlatacaktım, fakat yazı çok uzayacağı için, onu sonraki sayıya bırakıyorum.