28 Mart 2013, Perşembe

“An”dan haberin yok ki, nasıl yakalayacaksın!

Diyarbakır'da newruz kutlamalarındaki çoşku barış süreci hakkında nasıl bir fikir veriyor?

Coşku güzel şey! Ama daha güzeli bu ilk hava dağıldıktan sonra barışın yükünü sırtlayabilmektir. Her iki tarafta da "ne karşılığında bu işlere girişildi" diye soran bir kitle var. Onlara pratikte net biçimde şu cevap verilmeli: Barış karşılığında! Ancak kamuoyunun "barış" durumuyla "barış yapmak" konusunu birbirine karıştırdığını görüyorum.

Aradaki fark nedir? Karıştırılan konu ne?

Şöyle anlatayım. Tanıdığım kalben barışçı birçok kişi var. Meydanda Öcalan'ın bildirisi okunduğunda, televizyonlar o bildiriyi yarım saat verdiğinde bir tuhaf oldular. Çok anlaşılır bir durum. "Bu barış değil, örgütün zaferi" diye düşünenler oldu. Oysa şu anda "barış yapılıyor"; ortada bir müzakere var! Gerçek şu ki, kimler savaşıyorsa, onlar müzakere eder ve barış yapar. Dünyanın her yerinde böyle olmuştur, bundan sonra da böyle olacak! Unutulmamalı ki, bu müzakere öncelikle terörün durdurulmasını hedefliyor. Terör duruyor, silahlar susuyorsa, zafer barışındır. İnsanlığın zaferidir. Çünkü insana yakışan barıştır!

Son dönemlerde günümüz insanının "Şimdi" ve "AN" kavramıyla ilgili sıkıntısına temas eden yazılar kaleme aldınız. Ne diyorsunuz? Şu "Anı yakala" meselesini yanlış anladık galiba...

Bilgeliğin değil, züppeliğin hakim olduğu bir çağda "Anı yaşamaktan" anladığımız "vur patlasın çal oynasın!" havası! Binlerce yıllık insanlık geleneklerinden ve vahiy dinlerinden gelip birikmiş ne varsa modern hayata tercüme etmeye kalkışıyoruz ve çuvallıyoruz. "Anı yakala" diyorlar. Ama nasıl? Hele bu hızla! Halbuki gelenekten gelen "an" kavramı başka bir şey. Orada zaman "an"dan ibaret! Bir tespih gibi art arda dizilen anlardan söz eder ya Tanpınar.

"Dem bu demdir, dem bu dem" der Sufiler…

Bu kadar! Hem bakmayın siz, modern insan aslında "an"dan umudu kesti, aklı fikri geleceğinde ve bundan hep endişeli. Oysa hikmet geleneğinde gelecek endişesi diye bir şey olamaz. Rıza var, teslimiyet var orada. Ben günümüz insanını geçmişle gelecek arasında sıkışmış bir varlık olarak görüyorum. Geçmiş geçmek bilmiyor, gelecekse bir skandal! O zaman da acaba "anı" yakalayabilir miyim telaşına düşülüyor. Bu da şimdilerde yeni bir sosyal medya trendine dönüştü: Fotoğraf çekip paylaşıyorsun. An orada donduruluyor! Hepimiz fotoğraf çekmeye çalışırken yaşamayı unutan Japon turistlere benzemeye başladık! Yemeğinin tadının farkında değil ama tabağın fotoğrafı çoktan Instagram'da yerini aldı bile!

Sonrasında da endişe ve kaygı bozuklukları geliyor…

Ne yazık ki… Bir salgın gibi yayılıyor anksiyete bozukluğu. Şimdilik "sakinleştiriciler ve her türden sarhoşlukla" idare etmeye çalışıyoruz. Sarhoşluk şu: Bir süreliğine, gelecek yokmuş gibi yapmak, bir gün sonrasını düşünmeden bir saat geçirebilmek. Neden bütün bunlar, derseniz; kestirmeden şunu söyleyebilirim: Çok hafife aldık binlerce yıllık insanlık geleneklerini, dinleri, inançları. Şimdi bunun bedelini anksiyete bozukluğuyla ödüyoruz.

SON DAKİKA