İdris Kardaş

İdris Kardaş

04 Ocak 2018, Perşembe

Tuzakları başlarına geçiyor birer birer

"Bana göre kesinlikle tek adam iktidarı hukuk devleti ilkesi ile değiştirilmelidir." Bu sözün sahibi ne Türkiye'nin muhalif bir siyasetçisi, gazetecisi ne de PKK yada FETÖ'nin yurtdışına kaçan üyeleri değil. Bu sözlerin sahibi esasında bir Türk de değil. Türkiye'ye kurulan kumpas davasını yöneten, Hakan Atilla'yı "yargılayan", jüri üyelerini yönelik etkileyici konuşmalar yapan hakim Richard Berman tarafından söylenmiş sözler bunlar. Peki nerede mi söylemiş bu sözleri? Tabi ki Türkiye'de. Berman, Mayıs 2014'te FETÖ'ye yakınlığı ile bilinen bir şirket tarafından Türkiye'ye davet edilmiş ve düzenledikleri toplantıda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı bizzat hedef aldığı bu sözleri söylemişti. Davanın nasıl bir dava olduğunu anlamak için bundan gayrısına gerek yok ama biz yine de bakalım. Balık baştan kokmuş durumu yani.

Sarraf davası olarak bilinen davanın hakimi katıksız bir Erdoğan düşmanı ve FETÖ üyeleriyle ilişkili çıkar da, tanıkları, bilirkişileri, savcıları ondan farklı olur mu?

Davanın tanığı Hüseyin Korkmaz'a bakalım mesela. 17/25 Aralık yargısal darbe sürecinde rolü olmadığını iddia eden ama ABD'deki davada, 17 Aralık ilgili dosyayı ABD'ye kendisinin götürdüğünü, ABD'nin federal polis teşkilatı FBI'dan 50 bin dolar aldığını ve FETÖ'ye mensup olmadığını anlattı. Daha sonra bylock kaydı olduğu ve 17/25 Aralık darbe sürecinde kilit rol oynayan, ABD Konsolosluk görevlisi Metin Topuz'un da çok sık görüştüğü eski emniyet müdürü Yakup Saygılı ile yoğun teması olduğu ortaya çıkmıştı.

Davanın bilirkişilerine daha önce de birçok kez işaret etmiştim. Kısaca değinelim yine de.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a tek adam diyebilecek kadar kendinden geçen davanın hakimi Berman tarafından atanan bilirkişiler, FDD adlı düşünce kuruluşunun Başkanı Dubowitz ile Başkan yardımcısı Schanzer. FDD düşünce kuruluşu, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan aleyhine olmak üzere, Müslüman Kardeşler, Hamas ve Katar ile ilgili sayısız raporlar hazırlamış bir kuruluş. Raporların çoğunda "İslami" diktatörlük ve "İslami" terör gibi kavramları bilinçli bir şekilde kullanan bu yapı Trump yönetimine ama özellikle damadı Kushner'e çok yakın.

Katar operasyonundan Suudi Arabistan'daki saray darbesine, Kudüs kararından Dahlan'ın Abbas yerine başa geçmesine, Mısır'daki darbeyi desteklemekten Müslüman Kardeşler hareketini terör örgütü ilan etmeye, 17/25 Aralık yargısal darbe sürecinden 15 Temmuz işgal ve darbe girişimine kadar tüm olayların içinde yer alan bir çetenin mensubu Dubowitz ile Schanzer. Çetenin diğer üyeleri BAE veliaht prensi Zayed ve danışmanı Dahlan, BAE Wahsington büyükelçisi Uteybe ve Trump'ın damadı Kushner. Bu liste daha da uzatılabilir. Bu isimler sık sık olarak BAE ve Washington'da görüşmeler yapıyor ve yukarıda saydığım tüm bölgesel operasyonları düzenliyorlardı. Bu görüşmeler, toplantılar ve diğer birçok belge ise bu kişiler arasındaki e-maillerin geçtiğimiz aylarda sızması sonucu ortaya çıkmıştı.

Bu yazışmalardan birkaçı şöyle;

Bilirkişi Dubowitz, ABD'li senatör Ed Royce'a -ki bu isim FETÖ'nün bağış yaptığı isimlerden biri- "TR ile sertleşmemiz gerekiyor. Sosyal medya, tvde, radyoda bir platformumuz olmalı ve Türkiye'de hak ve özgürlüklerin durumu hakkında tartışmalar düzenlenmeli" önerisini getiriyor.

Bu isimlerin BAE'de yaptıkları bazı toplantılarda konuştukları başlıklar; "Erdoğan'ın başkanlığının sonuçları, Kürt meselesi, ABD ile BAE'nin Türkiye'yi daha iyi davranış sergilemeye yönlendirmek ya da mecbur etmek için atabileceği adımlar, siyaset, ekonomi ve güvenlik açısından kullanılabilecek araçlar."

Davanın bilrikişileri olan FDD Başkanı ve yardımcısının dışında bir de John Hannah adında bir danışmanları var. 15 Temmuz'dan tam bir ay önce Foreign Policy adlı dergiye yazdığı makaleden bir kesit; "Türkiye'de hala bir darbe riski var. Türkiye yoldan çıkan bir NATO müttefiki, hesaplaşma günü ihtimal dahilinde. Sorunun büyük kısmı Erdoğan'ın ta kendisi. Görevi bıraksa ya da kontrollü bir şekilde hareket etse çok daha iyi şeyler olabilir."

Sarraf davasının bilirkişisi Schanzer'in 15 Temmuz'dan sonra Washington Post'ta yazdıklarına bakalım bir de. "Darbenin başarısız olması zaten otoriter olan Erdoğan'ın elini güçlendirdi." demiş.

Aynı Schanzer yine 15 Temmuz sonrası bu kez Huffington Post gazetesinde; "Sanki her şey yeterince karanlık gözükmüyormuş gibi Türkiye'nin diktatörü aynı zamanda ülkedeki siyasi sistemi manipüle ederek gücünü artırıyor." diye yazmış.

Mahkemenin diğer bilirkişi Dubowitz'in 15 Temmuz gecesi attığı twitlere bakalım. "Çok acı. Erdoğan bugünden sonra daha fazla halk desteğine sahip olacak ve bunu demokrasinin aşınması için kullanacak."

FDD adlı düşünce kuruluşunun raportörlerinden biri de eski CHP milletvekili Aykan Erdemir.

Davanın hakimi, tanığı, bilirkişisinin Türkiye ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan düşmanlıkları ortada. Hepsi daha büyük bir çetenin birer parçaları elbette. Ortadoğu'yu, İslam coğrafyasını şekillendirmek ve yönetmek için çok ciddi çalışmalar içerisindeler. Ancak karşılarında çok açık bir şekilde Türkiye var. Geri adım atmayan, darbe, işgal, suikast girişimi ve daha nice badireleri sırtını millete dayayarak atlatan demokrasi içerisinde hareket eden ve bu açıdan onların oyununu onların kurallarına göre de oynayabilen bir lider var karşılarında.

Uluslararası düzen bir haydut düzeni buna artık şüphe yok. ABD ve bu çete Katar'a abluka uygulayıp sonrasında haraç alan, Kudüs'ü İsrail'in başkenti ilan eden ve Türkiye'yi akılları sıra kendi mahkemelerinde yargıladıklarını düşünen bir fikre kapılmış olabilirler. Ancak tuzakları başlarına geçiyor. Zira Türkiye'de onurlu her vatandaş bu davanın nasıl bir tuzak olduğunu çok açık görüyor ve bunu dillendiriyor. Bu dava ve sonucu sadece gayri hukuki değil, aynı zamanda gayri meşrudur da. Biz yolumuza bakalım. Mücadelemize devam edelim. Direniş hattını yani Erdoğan'ı koruyalım, kollayalım. Tuzaklarının hepsi başlarına geçmeye devam edecek.

SON DAKİKA