İdris Kardaş

İdris Kardaş

18 Temmuz 2018, Çarşamba

Demokratik devrimin ana aksları: Cumhurbaşkanlığı Kurulları

Yeni sistemin hayata yavaş yavaş geçtiği, kurumların oluşmaya başladığı heyecanlı günler yaşıyoruz. Bu sistem sadece halkın Cumhurbaşkanı'nı seçtiği ve bu Cumhurbaşkanı'nın hükümeti kurduğu bir sistem olarak kurgulanmadı elbette.

16 Nisan öncesinde de sık sık anlatmaya çalıştığımız üzere, Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesi ve hükümeti direk kurması milli iradenin ülke yönetiminde tek söz sahibi olmasını doğuracaktır. Bu da demokratik meşruiyeti güçlü bir siyasal sistem anlamını taşır. Yeni sistemin en önemli en değerli özelliği de budur. Ancak bu başlı başına sistemin tamamını ifade etmiyor. Yeni sistemin en kritik ayağı siyasetin nasıl üretileceği konusudur. Üretilen siyasetin toplumsal meşruiyete dayanması esas olmalıdır. İşte bu noktada Cumhurbaşkanlığı kurulları gibi yapılar sistemin ana unsurlarıdır.

Yeni sistemi bizim de somut olarak göreceğimiz, yaşayacağımız en önemli kısmı olan Cumhurbaşkanlığı kurullarının bugünlerde kurulması ve açıklanması bekleniyor. Peki bu kurullar siyasette, ülke yönetiminde, yeni sistemin pratikte uygulanması bağlamında ne ifade edecek? Bu konuya biraz eğilmek gerekiyor. Zira Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da ifade ettiği gibi Türkiye, demokratik bir devrimi yaşıyor ve bu kurullar bu demokratik devrimin en kritik ayakları olacak. Bu yüzden de üzerinde sıkça konuşmalıyız ve geliştirmek için de hepimiz çalışmalıyız.

Dünyada yaşanan demokrasi tartışmalarının özü genel itibariyle temsili demokrasinin asgari düzeyde gerekli ama yetersiz olduğu üzerine şekilleniyor. Gerçekten de seçimden seçime ülke yönetimini belirlemek günümüz dünyasında hem toplumsal ihtiyaçları hem de yeni birey anlayışının beklentilerini karşılamıyor. Dolayısıyla çoğulcu demokrasi ve katılımcı demokrasi kavramları ile temsili demokrasi arasında geçişler, köprüler kurularak en uygun sistem arayışı tüm dünyada devam ediyor.

Çoğulcu demokrasiyi; siyasal partilerin yanında, çıkar gruplarının da örgütlü olması (bunlara en genel tanımlamayla sivil toplum örgütleri deniyor) ve bu yapıların siyaset alanını, ülke yönetimini kendi çıkarları doğrultusunda etkilemeye çabalaması şeklinde açıklayabiliriz.

Katılımcı demokrasi ise bu yapıların, sivil toplum kuruluşlarının, demokratik kitle örgütlerinin yada bireylerin, ülke yönetimini etkileme çabasının yanında bizzat politika üretimine katılımını öngören bir demokrasi çeşidi olarak kabul ediliyor.

İşte bu noktada Cumhurbaşkanlığı bünyesinde kurulan kurullar, temsili demokrasi içerisinde seçilen Cumhurbaşkanı'nın yani siyasi iradenin, çoğulcu ve katılımcı demokrasi ile harmanlanması, melezleşmesi prensibiyle çalışacaklar. Bu da sadece Türkiye için değil, dünyadaki diğer demokratik sistemler için de devrim niteliğinde. Bunu açalım.

Demokratik siyaset nasıl üretilir sorusu kurulların mantığını oluşturan esas soru kalıbıdır. Demokratik siyaset toplumsal talep ve ihtiyaçlara yani toplumsal meşruiyete göre oluşturulan siyasettir. Meşruiyetini toplumdan alır. Eğer ürettiğiniz siyaset, toplumsal talep ve ihtiyaçlara dayanmıyorsa burada demokratik siyasetten söz edemeyiz. Peki Cumhurbaşkanlığı bünyesinde kurulan kurullar bunu nasıl sağlayacak?

Toplumun talep ve ihtiyaçlarını bu kurullar tespit edecek. Politika üretimi yapacak atölyeler gibi düşünebiliriz aslında. Ancak sadece fikirsel olarak havada kalacak politika belgeleri üretmeyecekler. Aksi halde birer düşünce kuruluşuna yada sivil toplum kuruluşuna dönüşme tehlikesiyle karşılaşabilirler. Ama burada durum farklı. Her kurulun doğal başkanı Cumhurbaşkanı olacak ve bu da toplumun talep ve ihtiyaçlarına göre hazırlanan siyasetlerin pratiğe geçmesini, icraata dönüşmesini sağlayacak.

Peki burada esas nokta ne? Yani kurullar katılımcı ve çoğulcu demokrasi prensiplerini siyaset pratiğine döken yapılar haline nasıl gelecek?

Toplumsal kesimler, sivil toplum kuruluşları, sektör temsilcileri, akademi, özel sektör yani hangi toplumsal talep ve ihtiyaç ile ilgili politika yapımından bahsediyorsak o konularla ilgili toplumun kurumsal aktörleri sürece dahil edilecek.

Kurullar sivil toplumla birlikte oluşturdukları politikaları Cumhurbaşkanına yani milli iradeye, halkın direk seçtiği hükümetin başına sunacak. Oluşturulan politikalar siyasi iradenin en üst mercii tarafından değerlendirildikten sonra icra makamları olan bakanlıklar ve ofisler eliyle hayata geçecek. Bunlar içerisinde yasal düzenlemeler gereken konularda elbette devreye girecek ve toplumsal meşruiyete sahip bu politikalar Meclis tarafından da kabul gördükten sonra pratiğe geçebilecekler.

Kurulların sivil toplum kuruluşları ile birlikte politika üretmeleri sonuç alma açısından da çok önemlidir. Toplumsal bir talebi, ihtiyacı yada sorunu en iyi bilecekler ofislerinde oturan bürokratlar değil, sivil toplum kuruluşları ile toplumla sürekli bağ kurabilen siyasetçilerdir. Burada sivil toplum kuruluşları bir sorun yada ihtiyaç alanı ile ilgili çok daha derinleşip, uzmanlaştığı için politika belirleme süreçlerine katılımları çok değerlidir. Sorunu en iyi bilenler olarak çözümü de en iyi bilecekler yine sivil toplum kuruluşlarıdır. Ancak bu çözüm önerileri yada politika belgeleri; siyasal iradenin yani Cumhurbaşkanı'nın toplumun birliği, bütünlüğü, genel toplum çıkarının korunması, ulusal güvenlik gibi daha makro bir bakış açısının süzgecinden geçmelidir. Zira her ne kadar toplumsal meşruiyet gözetilerek ve sürece dahil edilerek hazırlanmış olsalar da atanmışlar tarafından hazırlanacakları için siyasi meşruiyet açısından halkın seçtiği siyasi iradenin onayı gereklidir. İşte cumhurbaşkanlığı bünyesinde kurulacak olan bu kurullar sivil toplumla birlikte sorunları, talep ve ihtiyaçları masaya yatıracak en uygun çözümleri siyasi iradenin onayına sunacaklar.

Bu politika yapım süreci Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini neden demokratik bir devrim haline getirdiğini bize açıkça gösteriyor. Türkiye siyasi tarihi açısından için çok heyecan verici bir süreci yaşıyoruz. Sadece Türkiye için değil, dünyadaki diğer devletler için de hayati bir rol model olabilecek bir yapılanma içerisindeyiz. Heyecanımızı kaybetmemeliyiz. Sürecin gelişmesi açısından da her kesim üzerine düşeni mutlaka yapmalı.

Bu konuyla ilgili yazılara bir süre devam edeceğiz.

BİZE ULAŞIN