İdris Kardaş

İdris Kardaş

03 Ağustos 2018, Cuma

Herkes neden CHP’ye yüklendi?

'da eşini ziyaret eden anne ve 11 aylık bebeğinin alçakça bir saldırıda PKK tarafından şehit edilmesi hepimizi hem yasa hem de öfkeye boğdu. İnsan olan, insanca düşünen herkes edebileceği en büyük laneti edip, saldırıyı yapan örgütü ve onun sempatizanlarını kınadı o gün. Ancak bir yandan da CHP'ye yönelik büyük bir öfke vardı toplumun önemli bir kesiminde. Daha önceki PKK saldırılarında HDP'nin maruz kaldığı türden bir tepkiyle karşılaştı CHP yöneticileri. Peki ama neden insanlar bu kadar öfke doluydular CHP'ye karşı? Bunun nedenleri üzerinde konuşmamız lazım zira bunun nedenlerini CHP'lilerin de pek anladığını sanmıyorum.

İlk neden elbette 24 Haziran'da HDP'nin barajı aşmasında CHP'nin rolünün olması. 24 Haziran seçimlerinde Demirtaş yüzde 8,4 oy almışken HDP'nin yüzde 11,7 ile barajı aşması tüm gözleri CHP'nin verdiği desteğe çevrildi doğal olarak. Daha önce bir yazımda uzun uzun yazmıştım. Demirtaş'a verilen oy yani yüzde 8 oy, HDP'nin gerçek oyudur. Üstü CHP'den ve biraz da sol partilerden gelmiştir. Bu sonuç, şehir şehir analizini de yaptığınızda değişmiyor. Dolayısıyla HDP'nin barajı aşması CHP'den kaynaklı.

Peki ama seçim öncesinde yayınlarda da, kendi seçmenlerine HDP'ye oy gitmesini sürekli sorduğumuz CHP'li yöneticilerin bu sonuçta payları nedir? Kendi seçmenlerin özgür iradeleri ile böyle bir seçim yaptıklarını söylüyorlar ama gerçek öyle mi?

CHP yöneticileri, genel başkan da dahil olmak üzere hiçbiri HDP'ye oy vermeyin kendi partinize oy verin demediler. Hiç bir platformda, hiç bir mitingte, hiçbir televizyon programında bunu söyleyemediler. Karşılaştığımız bir iki cılız çağrı da şöyle oldu. "Bizim seçmen iradesine müdahale etme şansımız yoktur. Ama biz isteriz ki CHP'ye oy versinler" Bu özgüvensiz, kararsız çağrıya karşı HDP'ye oy vermek isteyen CHP seçmeninin fikrinin değiştiğini pek sanmıyorum.

Gelelim bir başka boyutuna. CHP'nin önemli yöneticileri ve , Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalınması durumunda Kürtlerin oyunu alabilmek için seçim kampanyası boyunca herhangi bir şekilde HDP'nin PKK ilişkisine en ufak bir vurgu dahi yapmadılar. Bu ilişkiyi eleştiri savmak kabilinden de olsa gündeme getirmediler. CHP, seçim beyannamesine PKK'nın adını dahi koymadı. Adını yazmasa da terörle mücadele konusunda tek bir cümle kurmadı. Seçim kampanyasına Demirtaş'ı ziyaret ile başlayan İnce ve CHP'nin genel stratejisi hep böyle oldu.

Son olarak seçim sonuçlarını konuşmak üzere kameraların karşısına geçen Kılıçdaroğlu, "bütün renkleri parlamentoya taşıdık" sözüyle HDP'ye verdikleri desteğiyle gurur duyduğunu ilan etmiş oldu.

Peki ama HDP'nin seçim barajını aşması ile PKK'nın saldırıları arasında nasıl bir bağlantı var ki herkes CHP'ye bu konuda tepki gösteriyor? Kılıçdaroğlu'nun söylediği gibi gerçekten de farklı renkler Meclis'te olsa fena mı olur? HDP'nin de olduğu bir Meclis daha demokratik olmaz mı? Dolayısıyla HDP'nin barajı aşmasının 11 aylık Bedirhan bebeğin ve anneciğinin alçakça öldürülmesi arasında nasıl bir bağlantı var?

Bu soruların da sosyal medyada bolca sorulduğunu gördüm. Anlatalım o halde dilimiz döndüğünce.

HDP'nin eş genel başkanlarından milletvekili adaylarına, il/ilçe başkanlarından belediye başkanlarına kadar tüm isimleri Kandil belirliyor. Bu gerçeği bizzat Öcalan ve HDP'li vekiller arasındaki diyalogların yer aldığı yayınlardan görüyoruz.
Detaylı okuma için; https://www.sabah.com.tr/yazarlar/aktuel/idris-kardas/2018/06/20/hdpye-dair-buyuk-illuzyon

HDP'nin tüm yapısını Kandil belirliyorsa, seçim çalışmalarını bizzat Kandil'deki teröristler yönetiyorsa, partinin programından vaatlerine kadar tamamını Kandil yazıyorsa o halde HDP'nin yapısal olarak PKK'nın bir parçası olduğunu söylememiz yanlış olmaz. Bakın, siyasi uzantısı demiyorum. Zira HDP'nin siyasete dair hiç bir özelliği yok. Terörist bir örgütün hiyerarşik yapısında bir yere sahip bir yapılanmadır. Kendiliğinden siyaset üretme ve uygulama yeteneği olmayan bir yapının siyasi uzantı dahi olması mümkün değildir. Dolayısıyla HDP'nin, PKK'nın bir parçası olduğu tanımlamasını yapmamız daha rasyonel olacaktır.

Bu konuda haklı olabilirsiniz ama HDP'ye oy veren CHP'liler ve bu konuda onları yönlendiren yada sessiz kalarak onaylayan yöneticilerinin şöyle bir düşüncesi olamaz mı? "Evet HDP ile PKK ilişkisini biliyoruz. Ancak barajı aşarsa ve siyasal sistem içerisine girerse, PKK'ya mesafe koyabilir, ayrışabilir ve böylelikle şiddet sona erebilir. HDP'nin baraj altında kalması ve siyasal alanın dışına itilmesi terörün devamını getirecektir" diyebilirler. Açıkçası Türkiye'de bir dönem birçok insan bu yanılsamayı yaşadı. Ancak gerçek bu kadar basit değil. Nedenini örneklerle birlikte irdeleyelim.

7 Haziran 2015 seçimlerine kadar HDP hareketi hiçbir zaman kendi partileriyle barajı aşamadı. 7 Haziran seçimleri öncesinde yoğun bir kampanya dönemi oluştu. Ana akım medyada saz çalan Demirtaş Türkiye partisi olacaklarını, siyasetle sorunların çözülmesi için çalışacaklarını açıklarken, HDP'yi destekleyen yapıların büyük aktörlerin esas derdi AK Parti'nin tek başına iktidar olamaması için HDP'yi bir Truva atı olarak görmeleriydi. Siyaset içerisinde bu meşru bir stratejiydi ve sonuçta HDP seçimlere bu destekle girdi. "Bir oy CHP'ye bir oy HDP'ye" artık bir slogan olmuştu. Sonuç olarak da CHP'nin güçlü olduğu yerlerde HDP'ye oy patlaması yaşandı ve yüzde 13 oy alarak tarihi bir başarıya imza atıldı. Gerek AK Parti'nin tek başına iktidar olmasını önlemek isteyenlerin gerekse de terörün bu yolla çözüleceğini düşünenlerin bir araya gelmesiyle HDP barajı aştı. Türkiye'nin Batı'sından milletvekilleri çıkardılar. Peki sonuç ne mi oldu?

Seçimden sonra PKK yöneticileri, HDP'nin PKK sayesinde barajı aştığı açıklamaları yaptılar.

Seçimlerden zaferle çıkmış HDP yani PKK, seçimden sadece bir ay sonra, 11 Temmuz'da ateşkesi bitirdiğini açıkladı. 14 Temmuz'da PKK eş başkanı Bese Hozat, savaş ilan etti. HDP ve Demirtaş ise, PKK'nın söylemlerini meşrulaştırmakla, PKK'nın süreci bitirmesinin haklı olduğunu kamuoyuna anlatmakla meşgullerdi bu süreçte.

Birkaç gün sonra, 20 Temmuz 2015'te KCK eş başkanı Cemil Bayık halkı silahlanmaya ve tünel/siper hazırlamaya çağırdığında, Türkiye'nin her yerinden oy almış HDP ve lideri Demirtaş ne mi yaptı?

"Özerkliğin inşası için halkımızı bu onurlu 'hendek' direnişini sahiplenmeye çağırıyoruz, geri adım atmak şerefimize yakışmaz" sözleriyle bu siperlerin açılması emrini siyasal zemine yaymaya başladı." açıklamasını yaptı.

Sonrasını zaten hepimiz biliyoruz. Hendek terörü sürecinde 793 güvenlik görevlisi şehit edildi, 314 sivil vatandaş hayatını kaybetti. 4 binin üzerinde güvenlik görevlisi ve 2 binden fazla vatandaş yaralandı. Bölgede yaşayan insanlar 90'lardakine benzer bir göçe maruz bırakıldılar PKK tarafından.

7 Haziran ve 1 Kasım'dan sonra PKK'nın terör saldırıları sonucunda binlerce insan hayatını kaybetti. Otobüs duraklarında, yola dölenen mayınlarda, hendeklere kurulan tuzaklarda, hamile eşinin yanında vurulan da vardı, bayram günü kapısı çalınıp çocuklarının önünde vurulan da. Hepsi tüm Türkiye'nin ve CHP'lilerin gözü önünde oldu.

İşte bu nedenledir ki; CHP'nin yeniden HDP'nin barajı aşmasında bu kadar ısrar etmesi ve bu yönde büyük katkı sağlaması toplum tarafından tepkiyle karşılandı. CHP'li adayların, HDP'ye oy vereceğini söyleyen CHP seçmenleriyle karşılaştıklarında 7 Haziran'dan sonra yaşananları anlatma sorumluluğu vardı. Ancak bunu yerine getirmediler. Hem kendi ülkelerine hem de kendi seçmenlerine karşı ahlaki olan bu sorumluluğu yerine getirmediler. HDP'ye oy vermeyin diyemediler. HDP, bir siyasi parti değil, PKK'nın bir yapısıdır demediler.

Nitekim 24 Haziran seçimlerinde de HDP barajı aştı ve PKK saldırılarına hemen başladı. AK Partili siyasetçileri engelli çocuklarıyla direklere bağlayarak şehit ettiler. Eşini ziyarete giden genç bir anneyi ve 11 aylık bebeği şehit ettiler.

Değişen bir şey olmayacağını seçimden önce çok anlattık ekranlarda çok yazdık ama hiç bir CHP yönetici duymadı.

HDP siyasi olarak güçlü olmadığı yada barajı aşmadığı için PKK'ya karşı duramayan mağdur bir yapı değil, PKK'nın bizatihi bir parçasıdır, dolayısıyla ona mesafe alması yerçekiminin bitmesiyle aynı anlamdadır, dedik. Ama dinletemedik.

Toplum CHP'ye yüklenmesin de ne yapsın şimdi? Her terör saldırısında ilk tepki alacak yapı HDP değil bundan sonra CHP olacaktır. Millet haksız mı?

BİZE ULAŞIN