Osman Can
Türkiye’nin yargı sorunu ve yeni bir başlangıç
12 Ekim Pazar günü Türkiye'de Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun kürsü yargıç ve savcılarından oluşacak on üyesi için yapılan seçim sonuçlandı. Seçime eski Kemalist seçkinleri temsil ettiği düşünülen YARSAV, lideri Pennsylvania'da bulunan ve dini bir hareket görüntüsü altında devlet kurumlarında kontrol sağlamayı hedefleyen Gülen hareketi ile, politik ve sosyo-kültürel olarak hükümet partisine mesafeli olmakla birlikte demokratik ve çoğulcu bir yargı talebini dile getirenlerin de temsil edildiği Yargıda Birlik Platformu (YBP) katıldı. YARSAV seçimlerde, 2010'un aksine hiç bir varlık gösteremedi. Seçim Paralel Yapı ile YBP arasında bir yarışa sahne oldu. YBP 10 koltuğun 8'ini alarak seçimin kazananı oldu.
HSYK'nın toplam 22 üyesi var. Bunlardan dördünü Cumhurbaşkanı öğretim üyeleriyle avukatlar arasından seçiyor. Adalet Bakanı ve Müsteşarı ad hoc üye. Bir üye Türkiye Adalet Akademisinden geliyor. Üç üye Yargıtay, iki üye de Danıştay'dan geliyor.
Ancak Türkiye'de HSYK seçimlerini önemli kılan husus bu sorunlar değildi. Sorun uzun süreli bir planın uygulanması çerçevesinde ülkenin en kritik kurumlarında kadrolaşmaya çalışan Paralel Yapının ülkenin en merkezi ve kilit kurumu olan yargıyı ele geçirmesiydi. Zira yargı hukukun sağladığı en güçlü zırhları barındırıyor. Siyasal her türlü hamleyi hukuk ve yargı zırhları veya kalkanları gerisinde yapabilmek mümkün olabiliyor. Hükümetin ordu, polis veya merkez bürokrasisinde paralel yapıya karşı alacağı her tür idari tasarruf yargı yoluyla engellenebiliyor, bütün hamleler boşa çıkarılabiliyor.
Bu yüzden HSYK seçimleri demokrasi için hayatiydi. Yargısal alana müdahalesi anayasal olarak mümkün olmayan hükümet kanadı, Yargıda Birlik Platformunu desteklemekle seçime ancak dolaylı bir şekilde müdahil olabildi. Oysa paralel yapı hem YARSAV ile işbirliği içine girerek bir iki elemanını onların listesinden seçime soktu. Hem de bağımsız bir liste çıkarmak suretiyle seçimlere doğrudan müdahil oldu.
Sonucu garanti altına almak için, çok ahlaki olmayan başka bir yöntem denedi. Alt derece yargıç ve savcıları etkilememe kaygısıyla, 12 Ekimden sonra yapılması gereken Yargıtay ve Danıştay'dan gelecek HSYK üyelerinin seçimi öne alındı. Yargıtay 23 Eylül'de, Danıştay da 29 Eylül'de yapıldı. Yargıtay'dan gelecek üç üyenin tamamını, Danıştay'dan gelecek iki üyeden birini kazandılar. Bu şekilde 12 Ekim'de yapılacak ana seçime moral üstünlükle girdiler. Lakin tüm bu baskı ve oyunlara rağmen ilk derece hâkim ve savcıları, totaliter bir siyaset felsefesine sahip, katı bir hiyerarşiye göre hareket eden ve yargıyı sadece bir iktidar enstrümanı olarak gören Paralel Yapı'ya yargıyı teslim etmedi. Bu Yargı açısından umut verici bir gelişme. Yargının hızla normalleşeceğinin ve yargıya güvenin yeniden tesis edileceğinin göstergesi.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.