HAŞMET BABAOĞLU

17 Eylül 2008, Çarşamba

Tanrı'nın güzelim kıvılcımı... Sevinç!

Geçenlerde Ayşe de (Özyılmazel) yazdı ki, doğru!
Yıllardır aşk, sevgi, ilişkiler, dostluk üzerine çok yazdım ama "sevelim-sevilelim edebiyatı" yapmaktan hep kaçındım!
Hayata geçirilemeden sakız gibi çiğnenmekten tadı kaçmış bir sevgi anlayışını pohpohlamaktan çekindim.
Onun yerine "sevinç" duygusundan, "Tanrı'nın o güzelim kıvılcımı"ndan yana taraf tuttum.
Bu zaman zaman şaşırttı yanımdakileri!
Benim gibi melankolik bir adamın zaman zaman sevgiye sırtını dönüp elinde fenerle sevinç aramaya çıkması garip karşılandı.
Olsun!
İçinde sevinç olmayan, sevinç üretmeyen sevginin gerçekliğinden hâlâ kuşkuluyum.

***
Bizim ki sevgi mi?
Sevilmek için seviyoruz çoğu zaman.
Alışkanlıklarımıza süs olsun diye seviyoruz.
Özgürlükten değil, mecburen; mecburiyetten seviyoruz.
Doğurmuyor sevgimiz, ne başka sevgilere kapı açıyor ne de dünyamızı genişletiyor.
Tersine, sevgilerimizden bir hapishane örüyoruz kendimiz ve sevdiklerimiz için!..
Seviyoruz, seviyoruz, seviyoruz ama bir türlü sevinemiyoruz!

***
Geçen hafta şehrin tuzu kuru mahallelerinde ne kadar cıvıltılı, parıltılı cadde varsa, bir aşağı bir yukarı dolaştım.
Hallere tavırlara, yüzlere, gözlere, ifadelere baktım. Sevinç aradım.
Kimbilir, belki ihtiyacım vardı buna.
Fakat sevince dair ne varsa, yok denecek kadar azdı!
Ne şükür duygusuna has gösterişsiz fakat hakiki neşeden eser vardı...
Ne de tek başına güneşli bir günün bile insanın içini kıpır kıpır edebileceği bilgisinin izleri...
Sanki kimse hayatında hiç gerçekten sevinmemiş, sevinç nedir bilmemiş gibiydi!

***
Tamam! Hemen insanların güncel dertlerinden dem vurarak lafımı ağzıma tıkmaya çalışmayın ne olur!
Hali vakti yerinde olduğu belli olanlara; sağlıklı görünenlere; yanına eşini dostunu alıp sokağa çıkmış oldukları için gülüp oynayarak dolaşanlara baktım ben.
Eğleniyorlardı ama neşeleri yoktu. <ı>(Ki <ı>ikisi <ı>çok <ı>farklıdır!)
Bedenleri "fit"ti, giysileri güzeldi. Ama gülümsemeleri bile kırgınlıkların, kızgınlıkların yüzlerine derin çizgiler olarak kazınmış olduğunu saklayamıyordu. İfadeleri çirkindi.
Çünkü içlerindeki haset ve rekabet duygusunun ağırlığı hallerine tavırlarına yapışmış kalmış fakat sevinç dışarda kalmıştı.

***
Yıllardır altını çize çize söylediğimi yine tekrarlayacağım şimdi...
Olur olmaz biçimde sevgi kavramını kutsallaştırmak yerine biraz da şükür ve değer bilme duygusuna yer açsak...
Sevinç duygusunu endüstriyel eğlenceye kurban etmesek...
Mızmızlığa ve yakınmaya tanıdığımız primin onda birini sevinmeye ve neşeye ayırsak...
Güzel olacak galiba!
Yok! Eminim.
Çok güzel olacak!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.