HAŞMET BABAOĞLU

24 Aralık 2008, Çarşamba

Bu sabahların bir anlamı olmalı

Minicik bir örümcek... Bir aşağı bir yukarı ilerliyor. İnsan olsa tatlı bir telaş diyeceğim bir hal içinde...
Belki kaygan zeminden kurtulmaya çalışıyor, belki ağ örecek bir köşe arıyor kendine...
Ama benim durduğum yerden bakıldığında sekiz bacağı, minicik kafası, incecik beli ve öyle yan yan gidişiyle öyle sevimli ki, beni örümceklere asla dokunmamaya yemin ettiren ninemi sevgiyle anıyorum.
Sabah mahmuruyum oysa.
Nasıl yatmışsam boynum fena ağrıyor.
İçim tatsız.
Fakat bu küçük mü küçük örümcekle aramda derin bir akrabalık doğuyor sanki...
Bu his neşelendiriyor beni.
Kalkıp çalışma odasına koşuyorum.
Büyüteçimi almaya...
Kendime de gülüyorum bir yandan; bilmeyen " koca adam ilk kez örümcek gördü sanki " der çünkü.
Büyüteç elimde salondaki pencereye döndüğümde göremiyorum onu...
DVD, kitap, dergi yığını arasında kaybolmuş belli ki! Oradaki tozlarda beslenecek ne çok organizma bulur, kimbilir! Çıkmaz bir daha ortaya!
İşte o an fark ediyorum.
Ayılmışım; günle barışmışım...
Boynumun ağrısı geçmiş, kendimi bayağı dinç hissediyorum.
" Örümceğim benim " diyorum içimden; " sağol! "

***
Lafa örümcekle, sabahla, uyanmakla girdim ya...
Ben sabahları uyandıktan sonra saatlerce kendine gelemeyenlerden olmadım hiç!
O ayrı bir sendrom.
Ama Batılıların " wake up mood " dediği; sabah kalkışlarına özgü ruh hallerimizi önemli bulurum.
Geçen gün bir arkadaşım " son zamanlarda sabah uyandığımda çok ama çok tatsız oluyorum; hatta içimde büyük bir öfkeyle uyanıyorum " diyordu.
Oysa rutin hayatında bir sorun yoktu. Hali vakti yerindeydi.
" Doğan günden ne bekliyorsun?" dedim.
" Hiç " dedi hemen.
Ağzından çıkacak başka bir cevabı bastırmak ister gibi hızla cevaplamıştı. Gördüm, o anda gözlerinden bulutlar geçti.
Çünkü yolu bir hastane koridoruna düşse bile...
Bir otobüs kuyruğunda vaktinin çoğunu tüketse de...
Yine, yeniden aynı işlerle erkenden boğuşmaya mecbur olsa da...
İnsan her yeni günü bir fal gibi açar .
O günü umutla beklemiyor da, gün bütün boğuculuğuyla onu bekliyorsa...
İşte o zaman güzel uyanmak zordur.

***
Bir de geceler var tabii...
Sabahlara kötü uyananların bir çoğu "vallahi gecem iyi geçti, uyurken iyiydim" derler.
İnanalım mı?
Bana söyleyin gerçekten mutlu yatılan bir gecenin (sabah kötü haber veren bir telefon gelmediyse) mutsuz kalkılan bir sabahı olabilir mi hiç? Sanırım, sorunun özü çok sevdiğim bir şarkının adında gizli: " Bu sabahların bir anlamı olmalı."
Aradığımız, istediğimiz, beklediğimiz bu gerçekte...
Anlam...
O yüzden işte bedenimiz de ruhumuz da sevdiklerimizin var oluşunun güzelliğini bile flulaştıran koşuşturmacaya direniyor...
Sonuçta... Karamsarlığımız ağır basıyor; rutinin güvenliği bile yenik düşüyor. Sonunda her günün dert getireceğinden ürkmeye başlıyoruz...
Korkarak yatağa giriyoruz.
Sabah kötü uyanıyorsak, şaşmamalı!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.