HAŞMET BABAOĞLU

05 Nisan 2009, Pazar

Pazar notları

Nasıl seveceğiz birbirimizi? Sevmenin adı kötüye çıkmış bir kere! Gizliden gizliye bir tür "yenilgi" sayılmış sevmek!

***
Herkes <ı>almaya odaklanmış, kimsenin <ı>vermeye niyeti yok! Herkes hayata karşı cimri, cömert yok! Bu durumda nasıl sevebiliriz birbirimizi?

***
Artık bir yandan ilişki kurulurken bir yandan da "kuyruğu kaptırmak"tan korkuluyor. Üstelik kimse kimseye "iyi ki varsın!" duygusunu tattırmaya yanaşmıyor! Tersine... Her sevme çabası "ben olmasam, sen yoksun" mesajına kilitleniyor. Kim buna gerçekten sevmek diyebilir?

***
Sevmek, "evlilik" yapmak değil, sevdiğine bir "ev" kurmaktır. Otel değil, motel değil, hapishane değil, hastane değil... Kalbinde bir yuva!

***
Bütün yapıp ettiklerini içindeki "suçluluk duygusu ve korkusu"na bağlayandan korkmalı! Çünkü sözünü ettiği şey "suçluluk korkusu" değil, büyük ihtimalle dizginlemekte çok zorlandığı "suç işleme" arzusudur.

***
Henüz toplanmış koca bir demet ebegümeci... Sanki yemyeşil ve gür bir bahçeyi kucaklamışız!

***
"Beden dili" üzerine pek bilinen bir tez şöyle dile getiriliyor: "Yalan söyleyen insanlar genellikle yüzlerine dokunma ihtiyacı duyarlar. Göze ya da burna dokunmak, kulağı çekiştirmek kişinin yalan söylediğine işarettir." Eyvah! Bittim ben! Çünkü biliyorum ki, tam da cesaretle doğruyu söylemeye kalkıştığımda burnumu kaşırım... Çünkü çoğu zaman doğrular dile getirilmesi zor şeylerdir. Kaçarken değil, doğruları kucaklarken zorlanır insan ve o sırada neresini kaşıyıp çekiştireceğini şaşırır!

***
Alan ve Barbara Pease'nin "beden dili" üzerine yazdıkları ünlü kitapta "gündelik iletişimimizin yüzde 55'inin beden diline dayandığı" iddia ediliyordu. İyi de... Demek ki herkesin birbirini ya yanlış ya da hiç anlamayışında beden dilinin de etkisi var! Madalyonun bir de bu yüzüne bakmak gerekmez mi?

***
Batılılar konuşurken karşısındakinin gözlerinin içine bakmayı medeni bir tutum ve dürüst olmaya dair sessiz bir sözleşmenin başlangıcı sayarlar. Oysa doğuda bu küstahlıktır, en azından münasebetsiz bir tavırdır. Yoksa "beden dili" denen şey de farklı kültürlerin farklı dillerine mi benziyor? Öyleyse nasıl oluyor da bazıları onu her kapıyı açacak bir anahtar gibi pazarlıyor? Çok ciddi bir yanlış çok ciddi bir "doğru" gibi sunuluyor ne yazık ki!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.