HAŞMET BABAOĞLU

27 Nisan 2009, Pazartesi

Şükür ki...

Sağlıklıymışım...
Eş dost akraba ve sevdiklerim şimdilik iyilermiş.
Her şey yolundaymış.
Meslek çevremdeki insan kılıklı pisliklere aldırmamayı öğrenmeye başlamışım.
Güzel! Güzel de...
Toplumdan ne haber?
Bu toplum iyi şeylere hep teğet geçiyor ve belalara bodoslama bindiriyorsa...
Ülkeye dair en eski ve en sıradan hayallerimiz bile hâlâ gerçekleşmemişse...
Onlarca yıl önce daha ilkokuldayken öğrendiğimiz " kriz " sözcüğü hiç gündemden kalkmamışsa...
Ve hepimiz artık " kriz arsızı " olmuşsak...
Ve 30 yıllık kangren olmuş sorunları bile çözme konusunda arpa boyu yol kat edememişsek...
Hep ve yerli yersiz " birlik beraberlik "ten söz ederek kemikleşmiş kamplara ayrılmış bir toplum olmaya doğru ilerliyorsak...
Hâlâ çocuklar dipçik, anneler kuru ekmek yiyorsa... İyilik, güzellik, sağlık dediğimiz şey bir bakmışsınız buhar olup uçmuş!
Bir bakmışsınız, geriye içinizde kocaman ve ağır bir burukluk kalmış!

***

Yine de diyorum bazen..
Şükür ki... Hâlâ şiir seviyorum.
Hâlâ roman okuyorum.
Cortazar'ın bir sözcüğü, Borges'in bir cümlesi, Tanpınar'ın bir paragrafı hâlâ beni baştan çıkartabiliyor.
Az buz değil bunun yeri ve değeri...
Çünkü bu sayede hayatın labirentlerinde korkusuzca dolaşabiliyorum.
Ya da kaçıyorum, yok bunun ötesi..
Fakat güzel kaçıyorum!
Ve sonra dönüp insanoğlunu onca rezilliğine rağmen alnından öpebiliyorum.

***

Şükür ki... Eğlenceyle neşeyi birbirine karıştırmaktan çabuk kurtulmuşum.
İçinde neşe olmayan eğlenceyi ve sevinç barındırmayan sevgiyi çoktandır bir yana ittim; onlarla ilgilenmiyorum.
Eğlenerek mutsuz olanlarla; mutsuz olduğu için eğlenmeyi tu kaka ilan edenlerin akraba olduğunu biliyorum.
Şükür ki.. Çok zamandır, sevincin Tanrı'nın güzelim kıvılcımı olduğunu sadece bilmekle kalmıyor, bunu iliklerime kadar hissediyorum.
Şükür ki... Kokularla tanıdım dünyayı; dünyamı...
Kokulara bağlandım.
Her seferinde hanımeli kokusuyla zaman tüneline girip delikanlılığımdan çıkmayı..
Temiz çarşaf kokusuyla, hiç yatağa uzanmaya gerek duymadan dinlenmeyi...
Güzel bir boynun kuytu kokusunda aşkı bulmayı...
Fırından gelen kurabiye kokusunda dostluğun sıcaklığını yaşamayı...
Becerebiliyorum.
Şükür ki...
Oburluğu değil, yiyecekleri seviyorum.
Ve en çok da kokularına bayılıyorum.
Taze fesleğenin, yeni demlenmiş çayın, henüz kesilmiş karpuzun kokularına...

***

Bütün bunlar bir yanıyla karakterimin bir parçası.
Ama...
Kriz üretimini ve çözümsüzlüğü kendine "uyuşturucu" kılmış ve bununla "kafa bulan" bir ülkede...
Bütün bunlar bir tür direniş, hatta ayakta kalma çabası da...
Kokular, öyküler, sözcükler ve bahar güneşinin ruhuma kattığı neşe olmasa...
Ne yapardım ben?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.