HAŞMET BABAOĞLU

22 Ekim 2009, Perşembe

Hep gitse.. Geri gelse de sever miydiniz?

Size deselerdi ki...
Sevgilinizle bir araya geldiğiniz her saniye büyük mutluluk yaşayacaksınız...
Fakat beraberliğiniz kısacık zaman dilimlerine sığacak...
Ayrılıklarınız daha uzun ve sık olacak...
Öfkeleneceksiniz buna bazen...
Yine de her kavuşmanız eşsiz bir sevinç ve tatmin getirecek...
İster miydiniz böyle bir ilişkiyi?
Cevabı zor, değil mi!
Ancak böyle bir şey başımıza geldiğinde bir noktayı net biçimde biliriz.
Bu ilişkinin baştan aşağı aşk olduğunu...
Çünkü aşk, bütün zorlama tanımları bir yana, özlemdir.

***

Yukarıda anlattığım türden bir hikâyesi var Zaman Yolcusu'nun Karısı (The Time Traveller's Wife)filminin...
İnsanın içini burkacak kadar etkileyici bir hikâye!
Keşke daha yaratıcı ve sağlam bir yönetmenin eline düşseydi bu hikâye!
İddia ediyorum, Benjamin Button kadar olay yaratırdı!
Ama olsun!
Her sahnede içimden dedim ki, iyi ki, filmin adının yarattığı ucuz çağrışımlara aldanmayıp seyretmeyi seçmişim...
***

Audrey Niffenegger'in romanından uyarlanan senaryo bir tür bilimkurgu hikâyesi.
Ya da nesnel gerçekliğe aldırmayan bir modern masal diyelim. (Atilla Dorsay gibi işin bilimkurgu tarafını ciddiye alıp sonra da filmi "en zırva ve sahte film" olarak damgalamanın ne âlemi var!)
Konusu şöyle..
Adam genetik bir bozukluk yüzünden zamanda ileri geri hareket ediyor. Üstelik kontrol edemiyor bu özelliğini, her şey iradesi dışında gerçekleşiyor.
Zaman yolculuklarından birinde 6 yaşındaki Clare ile tanışıyor. Küçük kız ona inanıyor. Sonra yıllar sonra Clare ile karşılaştığında birbirlerine âşık oluyorlar. Evleniyorlar.
Fakat ne yazık ki, adamın zaman yolculukları sürüyor; olur olmaz zamanlarda ortadan kayboluyor.
Kadın bekliyor, özlüyor; bekliyor, özlüyor...
***

Ne çok yazdım, beklemek ve aşk arasındaki bağ üzerinde...
Hatta artık raflarda bulunmayan ilk hikâye kitabımın adı "Bekle Beni Gelmeyeceğim" di.
Ve sonra Roland Barthes'ın o müthiş saptaması: "Âşık mıyım? -Evet. Beklediğime göre.."
Filmi seyrederken bunların hepsi bir bir zihnimden geçti. O yüzden çok sevdim belki de.
Farkında mısınız?
Tamam, tamam! Kadınlar ve âşık erkekler elbette farkındadırlar.
Bekleyiş... Kendi dışında kalan her şeyi yavaş yavaş gerçekdışı kılar. Bir şeyi veya birini özlemle beklerken geri kalan her şey gözümüzde anlamını ve elle tutulur olma özelliğini yitirir sanki.
Aşk da böyle değil midir?
Ama ah şu hayat!
Mecburiyetler, görevler, arzular, işler güçler...
Ya beklemekten bıkılır...
Ya da kavuşma eninde sonunda rutine dönüşür.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.