HAŞMET BABAOĞLU
Pazar notları: Ağlayan erkek!
Halkçılık bir siyaset biçimi olmaktan çok bir tür nostaljidir! Yani "yurt" özlemidir. Geçmişinde, geride bıraktığın yurda özlemdir... Her halkçı, halkına ne kadar uzak düştüğünün bilinciyle yanıp tutuşur!
Cumhuriyet'in "halkçılık" ilkesi günümüzde "halktan yana politika izlemek" çabası veya bir tür devletçi popülizm sanılıyor. Bu tümüyle yanlış bir kavrayış! Çünkü bizdeki "halkçılık" devletin bir projesidir: "Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitle" olarak halk yaratmak projesi...
CHP'nin trajedisi... İdeal halkı oluşturmak üzerine kurulu ideolojik tasavvuru ağır ağır terk edip halkın ideal partisi olabilmek için çalışmak!
Yolum Güzelbahçe'de bir mandalina çiftliğinin ortasından geçiyor. Her yıl bu mevsim heyecanla bakıyorum ağaçlara ve meyvelerine. Sarı yeşile, yeşil sarıya bu kadar mı yakışır! Ama çevredeki müteahhitlik facialarına aldırmamak; mandalina bahçelerinin içine kadar sokulan villa bozuntularını görmezden gelmek giderek imkânsızlaşıyor.
Tocqueville haklıydı sanırım. Hani diyordu ya, "Birey, yurttaşın en acımasız düşmanıdır." Bireyci ve bireyselleşmiş toplum siyaset üretemez. Sadece siyaseti taklit eder. Çünkü birey tek başına savaşmak için teçhizatlanır. Siyaset ise ondan başkalarıyla dayanışmasını ve birlikte savaşmasını ister.
Gözyaşından uzak tutulmak erkeği bilgiden değil ama bilgelikten; dürüstlükten değil ama merhametten; düşünmekten değil ama anlamaktan uzaklaştırır.
Yine de ağlar erkekler! Ama kimse inanmaz onların gözyaşlarının içtenliğine! O yüzden çoğu gizli gizli ağlar!
Eninde sonunda şunu kabulleneceğiz: İnsanın "güzellik yaşları"yla güzel yaşları çok farklı dönemler.
2001'de Sabah'ta çıkan bir yazımda demişim ki. Aşkın geleceği yoktur. Gelecek geldiğinde de aşk yoktur.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.