HAŞMET BABAOĞLU
Pazar notları: Sevinçle kardeş sevgiler!
20'li yaşlarımın başlarındayken yanımdan hiç ayırmadığım not defterimi buldum! Çınarcık Kestanelik'teki çay bahçesinde otururken şunu yazmışım defterime: "Çocukluk bitti, çocukça gençlik çağım da bitti. Bildiğim şu ki, hiç çalışmadığım bir ders, yaşam! Şu küçük çay bahçesindeki, biraz ilerde deniz kıyısındaki ve yarın döneceğim şehirdeki her şey tembelliğimi yüzüme vuruyor..." Düşünüyorum da, bu satırların üzerinden onlarca yıl geçti fakat tembellik berdevam!
20'li yaşlarımın sonlarındayken düştüğüm birkaç not ise bir defterden kopartılıp kitap arasına sıkıştırılmış çizgili sayfalarda karşıma çıktı. (Gümüşlük'teki bakkaldan alırdım sayfaları hafifçe sarı renkli, kalın çizgili o defterleri.) "Sevilmek... Sevemedim gitti bu duyguyu; kaçacak yer bırakmıyor" diye yazmışım. Sonra bir de şu: "Lale ve Nilgün insana yakışanın denize girmek değil, denize bakmak olduğunu söylediler. Ben kararsızım; bazen denizden çıkmak istemiyorum, bazen de bütün gün ona karşıdan bakmak..." Buradaki Lale, Lale Müldür olmalı! Bodrum yazları... Hayatımın "tarih öncesi!"
Endişe, korku ve hırs, geçinemediğimiz ama bir türlü de kopamadığımız kardeşlerimiz; neşe ve huzur platonik aşklarımız.
Aşk, vahşidir. İlişkiye yabancıdır. Çoğu zaman asosyaldir. O yüzden işte, bazı ilişkiler aşka kurban giderler!
Erkeğin sürekli ve genellikle sürprizli biçimde hediye almasını bazı psikanalistler "sevgide erken boşalma" olarak yorumlarlar bunu. Haince bir yaklaşım mı? Belki ama incelikli!
Kabullenmesi zor ama bizi ayakta tutan sevgilerimiz değil, sevinçlerimizdir! Ve ne kadar azdırlar. (Başka bir sevgi olmalı, acıyla değil, sevinçle kardeş bir sevgi!)
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.