HAŞMET BABAOĞLU

25 Eylül 2011, Pazar

Pazar notları: Yalnızlık senden eski...

Acılarımızı karşılıklı olarak unutmaya çalıştığımız sürece barış gelmeyecek... Unutmak imkânsız, barışmak mümkün oysa!

***
Silahların öldürmeye gücü vardır ama savaşı sürdürmeye gücü yoktur! Her zaman bunu yapan kelimelerdir. Kelimeler korkunçtur! İnandıran, meşrulaştıran, coşturan, gururlandıran kelimeleri savaşın elinden çekip alabilseydik, silahlar çok kısa sürede susardı.
***
Hınç... O bağımlılık yapan tehlikeli uyarıcı! Nafile tutku!
***
Bir yalnızlıktan kaçanlar vardır, bir de yalnızlığına kaçanlar... Tümüyle farklı iki ayrı kişilik yapısıdır bu.Tabiiyalnızlığına kaçanlar ile "yalnızlığa mahkûm" olanları birbirine karıştırmamalı!
***
Kuytu köşeler, hücreyi andıran odalar, battaniye altına saklanmış sıkıntı dolu uykular... Bunların "yalnızlığın saltanatı" ile ilgisi yoktur. Yalnızlık meydanlara çıktığında ve kalabalığa karıştığında sever kendini!
***
Bazen düşünürüm de, ilk arkadaşım yalnızlığımdır benim, ilk sevgilim de... Öylesine somut ve elle tutulur bir şeydir sanki! Şimdi gel de Pinhani'nin o güzel şarkısını hatırlama! "Şimdi senle beraber olsak da/ çıkartamazsın, çünkü o senden eski/ bu yalnızlık içime işlemiş/ çıkartamazsın çünkü o benden biri."

***
Aman sakın! Yalnızlıktan bir sevgili gibi söz eden herkesi hayat kaçağı mızmızlarla aynı kefeye koymayın! Benim "yalnızlık" dediğim en derininde "yerinden yurdundan uzaklığını" bilmektir. Can sıkıntısı değil, gizliden gizliye hasrettir.
***
Sokak çocuklarını yok saymak artık imkânsız. Ama bir de sokaktan eve girmek istemeyen çocuklar var. Onlara dikkat ediyor muyuz? Pek sanmam. Daha çok yoksul mahallelerde akşamüstlerinin alacakaranlığıyla çıkıyorlar ortaya. Kendilerine sırtını dönmüş zengin bir sitenin arka duvarına yaslıyorlar gencecik bedenlerini ya da yeşili çoktan solmuş bir halı sahanın tel örgülerinin dibine çöküyorlar. On beş, on altı, en çok 19 yaşındalar. Üst başlarının kendilerine hiç benzemeyen orta sınıf akranlarından bir farkı yok. Ama araba farlarına yakalanan gözlerindeki kaçak öfke parıltıları ve geleceksizliğin buğulu bakışı var ya, işte bu tümüyle onlara özgü...
***
Yaza veda ettik! Tam o gün bardaktan boşanırcasına yağmur yağdı kasabaya... Dönüş yolunda Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şiirini içimden mırıldanıyordum: "Ne güzel geçti bütün yaz/ Geceler küçük bahçede.../ Sen zambaklar kadar beyaz/ Ve ürkek bir düşüncede.../ Sanki mehtaplı gecede/Hülyan, eşiği aşılmaz/ Bir saray olmuştu bize."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.