HAŞMET BABAOĞLU

05 Mart 2012, Pazartesi

Kaktüs, kahveler ve biz

mrünü kahvelerde geçirmiş biriyim. İstanbul'da tam istediğim gibi olan tek kahve Kaktüs'tü."
Bizim Pazar ekindeki yazısında böyle demiş Hasan Bülent Kahraman.
Altına imzamı atıyorum.
Hayatımın on yılı Beyoğlu İmam Adnan Sokak'taki bu küçücük kahvede geçti, desem hiç abartmış olmam.
İki günde bir uğrardım. Gece 23.00'te ayrılıp yarım saat sonra pişmanlıkla dönüp kapanışına kadar oturduğum çok olurdu.
Arkadaşlarla orada buluşup laflamanın keyfi bambaşkaydı.
Ama asıl güzel olanı, sıkış tepiş bir kalabalığın ortasında saatlerce yalnız ve mutlu kalabiliyor olmamdı.

***

Kaktüs kahvesi 19 yaşında. Türkiye ortalamalarının çok üstünde bir ömür fakat sonuna gelmiş.
Bu ay sonunda büyük ihtimalle kapanacakmış.
Beyoğlu Belediyesi'nin yeni şartları ve baskıları da bu sonu hızlandırmış olabilir.
Esas nokta ise şu: Kaktüs çoktandır bir müdavim kahvesi değildi. Kahvenin bir suçu yoktu ama biz müdavimler yavaş yavaş elimizi ayağımızı çekmiş, kırk yılda bir uğrar olmuştuk.
Şimdi lafı kıvırıp nostaljik hüzünlere gark olmanın kimseye yararı yok!
Zaten artık hiçbir mekân müdavim mekânı olamıyor!
Bugün pek gözde sayılan, sık sık gidilen kahveler, lokantalar, hatta semtler bir bakıyorsunuz birkaç ay sonra gözden düşüyor.
Hasan Bülent'in dediği gibi acaba evlere mi çekiliyoruz? Şehrin yeni hayatında kahvelerin ömrü doldu mu?
İyi de, benim gibiler hâlâ vakitlerinin önemli bölümünü kahvelerde geçiriyorlar! Üstelik ev yerine dışarıda olmayı seven genç nüfus sürekli büyüyor.
Değişen şey ne?
***

Gerçek şu ki...
Hiçbir yerde çok kalamıyoruz.
Hiçbir yere gönülden bağlanamıyoruz.
Ne kadar hoş olursa olsun, hep aynı yere gitmek çok can sıkıcı sayılıyor artık.
Şöyle bir düşünün... Asmalımescit, Tünel deyip durduk son yıllarda. Herkes oradaydı. Nişantaşı, Ulus ahalisi bile oraya taşınır olmuştu.
Ama daha belediyenin masa yasağı gelmeden önce erozyon başladı. Bütün gözler Galata'ya çevrilmişti.
Şimdi de Karaköy moda! Hem işletmeler, hem de müşteriler hızla Karaköy'e taşınıyor.
Bu garip "hız" sadece belli bir kesime ait sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.
Mesela Fatih At Pazarı'ndaki güzel kahveler de aynı kaderi paylaşmanın eşiğinde. Bir iki yıl öncesinin gözde mekânlarının müdavimleri artık ortalarda yoklar.
Yoksa "hız" deyip geçtiğimiz şey, özünde bir tür değer bilmezlik mi?
Biraz bu nokta üzerinde durup düşünsek, diyorum.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.