HAŞMET BABAOĞLU

13 Nisan 2013, Cumartesi

Haplar, bitkiler, hikâyeler...

Sıradan bir ağrı kesiciyi yutmak zorunda kalınca öfke nöbetine kapılan tanıdıklarım var.
Vitamin haplarına zehirli madde gibi bakanları biliyorum.
Üstelik ilginçtir; aynı kişiler "iyi geliyor" diye karışımı ve tadı tuhaf bitki çayları yapıp afiyetle içerler.
İlaçlara asla güvenmeyen ama ekranlara çıkan kendinden menkul "alternatif tedavi uzmanları"ndan hiç kuşku duymayan insanlar çoğu zaman şöyle bir tez öne sürerler...
"Tıp ve ilaç sektörü dev bir endüstridir ve bu endüstride insan hayatından daha önemli olan şey kâr maksimizasyonudur."
Eh, haksız sayılmazlar!
Ama sistem her yol için aynı!
Bakın, sonunda ne oluyor?
Bugün ABD'de ağırlığı bitkisel çareler olmak üzere "alternatif tedavi"ler için yapılan harcamaların miktarı yılda 34 milyar doları bulmuş.
Al sana, sadece kendi çıkarlarını düşünecek kadar büyümüş bir endüstri daha!
Bizde de farklı değil!
Bitkisel tedavi pazarı muazzam bir sektöre dönüştü ve sonuçta kireç tozlarını bitki tozu; zehirli bitkileri kanser ilacı diye satanlara gün doğdu.

***
Mesele sadece toplumsal değil, psikolojik bir derinliği de var.
Çocukluğumuzu hatırlayın.
İlaç çoğu zaman "zorlama"yla hayatımıza giriyor.
Hapları sadece daha tatsız tıbbi kurcalamalar veya iğne yerine geçtiğinde sevmeye başlıyoruz.
Bazı psikanalistler ilaç fobisi ile "yabancı düşmanlığı"nın (Zenofobi) birbirine çok benzediğini düşünüyorlar.
Sınır ihlali gerçekleştiren ve içlerinde önceden hesap edilemez kötülükler gizleme ihtimali olan ilaçlar...
Bilinçdışımız için manzara belki bundan ibaret.
Bu bakımdan laboratuvar ürünü ilacın "soğukluğu"na karşı bitkisel çayın sıcaklığını tercih etmek anlaşılır bir şey!
Tedavi başka bir şey ama "içimiz ısınıyor"; bunu yabana atmamalı!

***
Hepsi bir yana...
İnsanı hâlâ hikâyeler besliyor, büyütüyor; sarıyor sarmalıyor. Hâlâ hikâyelere sığınıyor; hala hikâyelerle canlanıyor.
Hepimiz bir hikâyeyiz nihayetinde.
Ama işte o minik haplar var ya...
Üzerinde anlaşılmaz yazılar bulunan bir kutuda; çıplak gözün göremeyeceği kadar ufak binlerce harfle dolu bir prospektüse sarılı halde "yutulma"yı bekleyen hapların bir hikâyesi yok!
Oysa argan otunun, zerdeçalın, kırlangıç otuyla zeytin yaprağı karışımının zihnimizde uyandırdığı hikâyeler ne güzel!
Tamam! Hiçbir hastalığı iyileştirmiyorlar.
Ama laflarını etmek bile bizi yeryüzüyle yeniden barıştırıyor sanki!
Aradığımız şey o işte! O barış!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.