HAŞMET BABAOĞLU

03 Mayıs 2026, Pazar

Eski yazlar, romanlar, aşklar

Your browser doesn’t support HTML5 audio

Gümüşlük'ün kapalı koyunda küçücük kumsaldan bir çıkıntı ve bir iğde ağacı...
Çok gençtik...
Kalabalık giderdik...
Genç yazarlar, şairlerden oluşan bir arkadaş grubu...
Ben ansiklopedilere yazdığım maddelerden üç beş kuruş toplayıp pansiyona yatırırdım parayı...
Sonra sabah kahvaltısının ardından çantama üç beş roman koyup doğru o iğde ağacının altına koşardım...
Yaygımı yayıp üzerine kurulur, saatlerce roman okurdum...
Denize çağırırlardı...
Güzelim laciverdiliklere...
Okuduğum romanlardaki kahramanları kendi hâllerine bırakıp nasıl denize gidebilirdim...
Restoranlar ve gürültüleri mi?
İnanmayacaksınız ama sadece iki restoran vardı; basbayağı balıkçı demek daha doğru...
Onlarca yıldır gitmiyorum Gümüşlük'e...
İğde ağacı yerinde değilse, yerine gelenleri görmeye katlanamam...

***

Niye sabah sabah aklıma geldi bunlar şimdi?
Kitaplık odamda birkaç not defterimi karıştırdım, yıllarca defterlerimi romanlardan altını çizdiğim satırlarla doldurmuşum; 80'ler, 90'lar...
Şimdi mi?
Makale okumaktan, sosyal bilim yazılarına ve haber-yorumlara göz atmaktan sıra bir türlü roman okumaya gelmiyor.
Sonuç?
İnsanlardan uzaklaşıyorum...
"A, nasıl?" dediniz, değil mi?
Oysa iyi roman okumak insanları kucaklamaktır.

***

Ne çok Romain Gary notu almışım o zamanlarda...
Şu mesela:
"Tedavi görüyorum da denebilir, ama normal olduğum için. Dışarıdayken normal davranışlarım dikkati çekiyor. Uyum sağlamayı öğrenmek için delilerin yanındayım." (Yalan-Roman)
Ya da şuna ne demeli:
"İnsan ne kadar uğraşırsa uğraşsın, birini sevmeden soluk alamıyor." (Yalan-Roman)

***

Ve tabii o ağacın altının en sevdiği roman...
Lawrence Durrell'ın İskenderiye Dörtlüsü...
Roman kahramanı Justine'den şu bahsediş:
"Çok kolay kandırılabiliyordu. Böylesine bir 'veriş' çok etkileyicidir. Sıradan bir Arap gibi sadeydi. Olgunluk umurunda değildi. Biz Avrupalıların parçalanmış ruhunda aşk kavramı oluşmadan çok önce doğmuştu sanki!.. Biz Avrupalılar yapmacık bir edebiyatı aşk bilgisiyle zehirledik. Oysa aşkın asıl yürürlük alanı dindir."

***

1984 yazını anlatan bir yazı bile kaleme almışım hatta, şimdi gördüm.
Sonu şöyle:
"Malum, her yazın ardından sarı bir sonbahar ve alabildiğine gri bir kış gelmez mi!"
Neyse, neyse...
Daha yaza gelmedik, çok başlardayız...
Değerini bilelim.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.