BERCAN TUTAR
Yapay zekâ çağındaki Türkiye faktörü
Elon Musk'ın Ukrayna savaşının kaderini değiştiren Starlink uydu ağı ile ilgili çevresine söylediği "Savaşta nasılım?" sorusuna istihzayla yaklaşanların çoğu işin ciddiyetini yavaş yavaş kavramaya başladı. Çok kısa sürede yapay zekâ destekli İHA'ların ve otomasyonda sınır tanımayan askeri teknolojilerdeki ilerlemelerin sadece savaşın değil barışın da kurallarını yeniden yazdığı bir döneme geçtik.
Askeri alandaki yapay zekâ yarışı iç ve dış sınırları birleştirerek uluslararası yönetişimi bir tercih alanından çıkarıp bir mecburiyete dönüştürüyor. Haliyle dünya küresel iç politika diyebileceğimiz bir aşamaya giriyor. İç ve dış politika alanları arasındaki çizgiler bu nedenle giderek silikleşiyor.
Bu nedenle farklı bölgelerdeki savaşları ayrı ayrı ele alamıyoruz. Gazze soykırımı ve Lübnan'a saldırılar ile Ukrayna ve ABD-İran savaşının iç içe geçtiğini görüyoruz.
Musk'ın Kiev'e Rusya içine yönelik dron saldırılarında Starlink'i kullanma izni vermesinden sonra cephedeki ivme Ukrayna lehine dönmeye başladı. Benzer şekilde İran'ın düşük maliyetli intihar dronlarıyla ABD ve İsrail'i zorlayan saldırıları yapay zekâ çağında konvansiyonel askeri üstünlükleri anlamsız hale getiriyor.
***
Bu tabloya ABD ve İsrail'in İran ile savaşındaki rakamlar dâhil değil. Hürmüz krizindeki istatistikler de eklenince İHA saldırılarının savaşlardaki devasa ağırlığı çarpıcı şekilde ortaya çıkacaktır. Bu yüzden olsa gerek bütün büyük güçler ordularını yeniden yapılandırıyor. Rusya Starlink'e karşı kendi Rassvet uydularını geliştiriyor. Spacex'in Starlink internet ağına alternatif olsun diye.
İran'ın ucuz maliyetli füzeleri ve İHA'larıyla baş edemeyen ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı CENTCOM da çareyi ilk çok uluslu 'tek yönlü saldırı insansız hava aracı (İHA) görev gücü' kurmakta arıyor.
Haliyle yapay zekâ çağında iç içe geçen savaşlar bize şunu gösteriyor. Şiddet tekeli artık kimsenin uhdesinde değil. Konvansiyonel üstünlüğünüz istediğiniz gibi at koşturacağınız anlamına gelmiyor. Ukrayna ve İran'da görüldüğü üzere üstün askeri rakiplere verilen asimetrik yanıtların tahribatı hayli yüksek olabiliyor. Kimse artık orantısız güç kullanmakta rahat olamıyor.
***
Dolayısıyla kimse dokunulmaz ve karşı konulamaz değil artık. Konvansiyonel hatta nükleer üstünlük bile bir yerde güçlü orduların 'Aşil Topuğu'na dönüşüyor. Zayıfların ve yükselen güçlerin lehine dönen bir askeri teknoloji çağına giriyoruz. Bu da ister istemez dünyayı, dron ve füze teknolojisindeki atılımlarıyla yeni askeri teknolojilerdeki devrimin öncüsü Türkiye'nin durduğu çizgiye ilerlemeye zorluyor.
Bu bağlamda Türkiye'nin savunduğu yeni paradigma başta bölgemiz olmak üzere küresel çapta bir trende dönüşüyor. O paradigma da yeni askeri teknolojilerin "savaşların körüklemesinden çok barış ve istikrarın inşasında" kullanılmasıdır.
Türkiye'nin Suriye, Libya, Irak, Ukrayna, İran, Somali, Sudan ve Karabağ'da izlediği stratejiler bu yeni paradigmanın birer pratiğidir. Hâsılı kelam, sorun veya çözüm yapay zekâda değil, aksine onu yapan ve kullanan insanın sahip olduğu tasavvur ve formasyonun mahiyetindedir.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.