BETÜL USTA
Binlerce mağara, Tek hedef… “Terörsüz Türkiye” Nöbeti
Dört bir yanı ateş çemberi … Yarım asırdır en büyük güvenlik sınaması ise "terör"! Türkiye, bugün bu tehdidin sona erdirilmesi için tarihî bir süreçten geçiyor.
Aybüke öğretmen, Bedirhan bebek, Eren Bülbül, Ferhat Gedik, Fethi Sekin, Mustafa Bazna, Semih Özbey… Terör örgütü PKK'nın saldırılarında şehit edilen binlerce insanımızdan yalnızca birkaçı. Her birinin adını yazmaya kalksak sayfalar yetmez. Tıpkı geride bıraktıkları acının, ailelerinin ve bu milletin yüreğinde açtığı yaranın tarife sığmaması gibi…
Bu ölümlere, bu acılara son vermek için siyasi riskler de göze alınarak büyük bir adım atıldı. "Terörsüz Türkiye" süreci
Takvimler, 22 Ekim 2024'ü gösteriyordu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında "Terörsüz siyaset, terörsüz ülke, terörsüz gelecek" çıkışı yaptı. Aradan geçen iki yılda, yakın tarihe kadar gerçekleşmesi imkansız olarak görülen pek çok gelişmeye tanıklık ettik. Öyle ki Mayıs 2025'te terör örgütü PKK, kendisini feshettiğini ve silahlı mücadeleye son verdiğini açıkladı. Temmuz 2025'te PKK'nın Süleymaniye'den sembolik silah yakma görüntüleri paylaşıldı. Ağustos 2026'ta da terör örgütü PKK/YPG'nin Suriye uzantısı SDG elebaşı Mazlum Abdi, SDG'nin feshedilerek Suriye devlet kurumlarına tamamen entegre edildiğini söyledi.
Peki, bu noktaya nasıl gelindi?
Bu yazıda, geride bıraktığımız iki yılda yaşanan siyasi gelişmelerden ziyade, bugünkü tablonun arka planına; yıllardır sürdürülen askerî mücadeleye bakacağız.
Kahraman Türk askerinin kanıyla, fedakârlığıyla yazdığı Pençe Harekâtları destanına…
Ankara, yurt içinde ve sınır ötesinde terör varlığına, bölgesinde bir terör koridoru oluşturulmasına geçit vermeyeceğini somut askeri hamlelerle ortaya koydu. Tehdidi tereddütsüz kaynağında yok edecek devlet iradesiyle Mehmetçik Pençe Harekâtları serisini başlattı. Bu operasyonlar, terör örgütünün barınma alanlarını, lojistik imkânlarını ve hareket kabiliyetini hedef alan mücadelenin önemli bir parçası oldu.
Öğreniyoruz ki; bölgede teröristlerin kullandığı, çoğu tünellerle birbirine bağlı, irili ufaklı yaklaşık 5 bin mağara ve sığınak tespit edildi. Bunların 3 bin 500'ü Pençe Harekâtları kapsamında Mehmetçik tarafından temizlendi. Suriye Harekat alanlarında ise yaklaşık 800 kilometre tünel imha edildi.
Bu rakamları sadece bir veri olarak paylaşıp geçmeyelim.
Dağların içine oyulmuş, bazısı birkaç katlı, belirlenmesi güç, erişimi mayınlarla tehlikeli hâle getirilmiş, içi tuzaklarla donatılmış binlerce mağaradan söz ediyoruz. Güneşin kavurduğu, soğuğun dondurduğu şartlarda yürütülen; her adımında dikkat, sabır ve fedakârlık gerektiren bir mücadele!
Yıllara yayılan bu emeğin büyüklüğünü yalnızca rakamlara sığdırmak mümkün mü?
Bugün Türkiye'nin terör tehdidinden arındırılmasını ve bölgede kalıcı güvenliğin tesisini konuşabiliyorsak, sahada verilen bu mücadelenin payını görmezden gelemeyiz.
Siyasi süreçlerin önünü açan zemini anlamak için önce o zeminin nasıl hazırlandığına bakmak gerekiyor.
***
8 Ekim'de, güvenlik kaynakları PKK/KCK'nın Irak'ın kuzeyindeki Metina bölgesinin Baze alanında bulunan dört barınma noktasını boşalttığını açıkladı ve görüntülerini yayınladı. Peki, bu gelişme ne anlama geliyordu? Peşine düştük.
Sürecin Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) koordinasyonunda yürütülmesinden de anlaşılabileceği üzere alandaki gelişmelerin her ayrıntısı kamuoyuyla paylaşılamıyor. Millî menfaatlerimizi ve güvenlik hassasiyetlerini gözeterek, aktarılabilecek bilgiler çerçevesinde tablonun görünmeyen tarafını anlatalım.
Bölgedeki mağara ve sığınakların önemli bir bölümü 2024 öncesinde yürütülen operasyonlarla temizlendi. Sürecin başlamasının ardından örgütün kullandığı barınma alanlarının boşaltılması gündeme geldi. Bazı örgüt mensupları Türk adaletine teslim oldu. Örgütün kendisini feshettiğini ve silahlı eylemlerine son verdiğini duyurmasının ardından bölge de hareketlendi.
Ancak mesele, mağaraların boşaltılmasıyla bitmiyor!
Silahtan arındırmanın tespit ve teyidi kapsamında silah / mühimmat depolarının işaretlenmesi, güvenli biçimde teslim alınması ve kullanılamayacak hale getirilmesi lazım... Asker, MİT'ten gelen bilgiler doğrultusunda arama ve tarama faaliyetleri yürütüyor; elde edilen bulgular ilgili birimlerle de paylaşılıyor.
Teslim olan örgüt mensuplarının ifadeleri bu çalışmalar açısından önem taşıyor. Fakat bir başka gerçek daha var: Yıllar önce döşenmiş, örgüt mensuplarının dahi yerini unuttuğu mayınlar ve el yapımı patlayıcılar… Gizlenmiş silah depoları, terk edilmiş barınma alanları hâlâ risk barındıran noktalar…
Bütün bunlar, terör örgütünün bir alanı terk etmesiyle o alanın kendiliğinden güvenli hâle gelmediğini gösteriyor.
TSK, gerekli tedbirleri alarak bu bölgeleri güvenli hâle getirmek için bugün de görev başında. Yıllarca terörle mücadele eden askerimizin sorumluluğu, artık yalnızca örgütün hareket kabiliyetini engellemek değil; geride kalan tehlikeleri de ortadan kaldırarak güvenliğin kalıcı olmasına katkı sunmak.
Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler'in önceki gün verdiği mesaj da bu noktada değerli. Bakan Güler, uluslararası bir ajansa verdiği röportajda, Türkiye'nin bölgesel ve sınır güvenliği koşulları sağlanana kadar Suriye ve Irak'taki askerî varlığını sürdüreceğini dile getirdi. Ve ekledi: "Bölgesel ve sınır güvenliği açısından gerekli koşulların sağlandığını değerlendirdiğimizde, üs bölgelerimizin durumu ve bölgedeki varlığımız yeniden gözden geçirilecek".
Terörsüz Türkiye, siyasi iradenin ortaya koyduğu bir hedef. Bu hedefin sahada karşılık bulabilmesi ise yıllardır verilen mücadelenin kazanımlarının korunmasına, silahsızlanmanın doğrulanmasına ve geride kalan güvenlik risklerinin ortadan kaldırılmasına bağlı.
Mutlak manada terörün sona ermesi yalnızca silahların susması değil, o silahların bir daha konuşamayacağı şartların da oluşturulması demek. Barışın kalıcılığı, sahadaki güvenlikle birbirine bağlı.
Ve o şartların oluşması için Mehmetçik, yıllardır olduğu gibi bugün de en zorlu koşullarda görevde… Terör, Türkiye ve bölgesinde tarih olana kadar da sahadaki mesai sürecek.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.