ÜNAL ERSÖZLÜ (EGE)
Hayat notları: Bir anlasak!
Herkesin birbirini ötekileştirdiği bir ülkede yaşıyoruz. Oysa 'iyi niyet', 'uzlaşma', 'birbirini dinleyebilme', 'anlamaya gayret gösterme'; zaman zaman sıkışan tüm sistemlerde, çarpışan araçlardaki bir hava yastığı gibi. Eğer hava yastığınız çalışıyorsa, çarpışmalarınızı az hasarla atlatırsınız.
Eğer hava yastığınız çalışmazsa fiziki zarar çoğalır. Bizim toplumuzda da hayatın bütün alanlarında, sanki hepimiz için geçerli olmak üzere, 'uzlaşma gayretini' ve 'iyi niyeti' yitirmiş bir görüntü yayılıyor gibi. Oysa tüm sıkıntılardan, ancak 'uzlaşma' ve 'iyi niyetle' çıkılabilir.
'Empati yapma', 'iyi niyet' ve 'hakiki uzlaşma gayreti'; eğer bir 'hava yastığı olabilme' rolünü üstlenirse, çok daha güzel bir ülkede yaşayacağımızı düşünüyorum.
Çok daha zengin, barış içinde, çok renkli bir ülkede.
"İnsanlar akıl bakımından üç çeşittirler.
Kendiliğinden anlayanlar.
Kendilerine açıklanan şeyleri anlayanlar.
Ne kendiliklerinden ne de başkalarının aracılığıyla açıklananları anlayanlar."
Durmadan değişen, yeni gündemler yaratılan arenada, sanki anahtar gibi Makyavel'in bu sözleri.
"Nasıl yani?" diye sorduklarında ise, şu yanıtı vermiş:
Ne istediğinizi söyleyin, ne olduğunuzu haber vereyim.
Bir darı tanesi mi istiyorsunuz? Siz bir serçesiniz.
Bir kuzu mu istiyorsunuz? Siz bir kurtsunuz.
Bir zafer mi istiyorsunuz? Siz bir kahramansınız."
Acaba, kimler; neden, ne zaman; kimlerden, ne istiyorlar?
Bu da çok önemli sanki; günümüzü iyi anlayabilmek için.
Filler tepişirken, ezilen çimler üzerinde; suni kahramanlar ile gerçek kahramanlıklar arasında....
-Söylemem, demiş adam.
-Mütevazılık yapmayın, kahramansınız, birçok insanı bu sayede kurtardınız, demiş gazeteciler.
-Peki o zaman söylerim, ama yazamazsınız, demiş.
-Biz yazarız, demiş gazeteciler.
-Madem yazacağınıza söz verdiniz, söyleyeyim. Ama ben bir Yahudi'yim, demiş adam.
Sonra gülümseyerek uzaklaşmış. Ertesi gün gazetelerde çıkan haberlerin başlığı şöyleymiş:
-"Acımasız Yahudi, zavallı aslanı tabancayla vurdu."
Yani bir de, neyin yazıldığı değil de, nasıl yazıldığı önemli sanki...
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.