ATİLLA DORSAY

11 Nisan 2009, Cumartesi

Hanna'nın seçimi, Michael'ın seçimi...

İnsanı şaşırtan, üzen, etkileyen, sarsan bir film. Ama konusunun görkemi ölçüsünde başarılı olduğu da kolay söylenemez. Bu yeni 'soykırım öyküsü', 20. yüzyılın bu en dramatik olayına farklı bir açıdan eğiliyor. Bir tür büyük geriye dönüş, bir ömre yayılan sürekli bir hatırlama hikâyesiyle... Film, beklendiği gibi savaşın içinde açılmıyor, hatta savaş döneminden hiçbir sahne içermiyor. Her şey, 1958 Almanyası'nda, kendisinden 20 yaş büyük Hanna'yla tanışan, yeni-yetme (15 yaşındaki) Michael'ın öyküsüyle başlıyor. Hanna'dan bedensel aşkı öğrenen Michael, sekiz yıl sonra onunla yeniden karşılaşıyor. Bu kez, bir hukuk öğrencisi olarak katıldığı, eski Nazi suçlularının yargılandığı bir mahkemede... Çünkü sanık sandalyesinde oturanlardan biri Hanna'dır ve Auschwitz toplama kampında yüzlerce kadını ölüme yollamış bir eski Nazi gardiyanı olarak yargılanmaktadır.
Michael şok geçiriyor ve bu şok içinde, kadının cezasını azaltacak bir bilgiye sahip olduğu halde ortaya çıkmıyor, o bilgiyi mahkemeye vermiyor. Ve Hanna ömür boyu hapis cezası alıyor. Onun içeride olduğu uzun zaman süresiyse Michael için hem yükselip ünlü bir avukat olma, hem de vicdanıyla hesaplaşma dönemidir.
Bu karmaşık ve bir bulmaca gibi inşa edilmiş hikâye, kuşkusuz ki çok ilginç. Hem nispeten yakın tarihin dramatik bir dönemine dönüş yapıyor, hem de 'okuyucu' motifi aracılığıyla edebiyat aleminin Homeros'dan Çehov'a sayısız klasiklerini anıyor. Kaynak roman daha çok hukuksal sorunlara yoğunlaşırken, <ı>Saatler'in yönetmeni Stephen Daldry aşka ve duygusallığa yoğunlaşan bir melodram yaklaşımını tercih etmiş. Ama film melodram olarak da tümüyle doyurmuyor. Gerek Michael'ın yaş sıçramalarındaki inandırıcılık eksikliği, gerekse ele alınan temaların sonuç olarak aşırı duygusallık yükünün altında ezilmesi, filmin lehine çalışmıyor. 'Okuyucu'nun adeta tüm edebiyat tarihini kasetlere doldurup yollaması bir yerden sonra bir fantezi gibi duruyor.
Etkileniyorsunuz, ama bu büyük drama tam olarak katılmakta zorlanıyorsunuz. Yine de görülmesi gereken hayli ilginç bir film bu. Ve oyuncular da çok iyi. Kate Winslet'i ilk kez bu kadar beğeniyor, Oscar'ını hak ettiğini düşünüyor ve içtenlikle alkışlıyorum. Ralph Fiennes ve Lena Olin de öyle. Savaş sonrası Almanyası'nın yağmurlu, kasvetli, kederli atmosferi başta olmak üzere çeşitli dönemlerin tasviri gayet iyi. İki ustanın birden imzasını taşıyan görüntü ve müzik de harika. Demek ki mükemmel olmayan, ama yeterince ilgiye değer bir film karşımızdaki...

OKUYUCU * * *
(The Reader) Yönetmen: Stephen Daldry/ Senaryo: David Hare/ Görüntü: Roger Deakins, Chris Mendes/ Müzik: Nico Muhly/ Oyuncular: Kate Winslet, Ralph Fiennes, David Kross, Lena Olin, Jeanette Hain, Susanne Lothar/ Amerikan filmi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.