ATİLLA DORSAY
Yeşilçam'ın düşen yaprağı: Ekrem Bora
'ANTİPATİK ZENGİN' ALGISINI YIKTI
Sinema tarihçisi gözüyle bakarsanız, elbette ilginç ve başarılı rolleri var. Örneğin 60'ların başlarındaki Metin Erksan filmleri: Acı Hayat ve Suçlular Aramızda... Halit Refiğ'in Şafak Bekçileri, Atıf Yılmaz'ın Kalbe Vuran Düşman ve Pembe Kadın'ı, Haldun Dormen'in Bozuk Düzen'i. Ve elbette Ertem Eğilmez'in ünlü Sürtük melodramı. Ve orada, onun o ünlü gazino patronu kompozisyonlarından biri. Anadolu'nun bağrından çıkıp gelmiş o karayağız ve bıçkın gençlerin yanı sıra; Avrupalı sarışınlığının kentsoyluları, yani açıkça zenginleri oynamaya mahkum ettiği bir oyuncu. Ki o yılların yazılı olmayan Yeşilçam kuralları gereğince, sınıfsal ayrımlar vardır ve önemlidir. Ve asıl delikanlı ya da 'jön', tıpkı seyircinin büyük çoğunluğu gibi, fakir (ve de esmer) olmak zorundadır. 'Yeter ki gönlü zengin olsun!' İşte Ekrem Bora bu dezavantaja rağmen, oynadığı zenginlerin genelde antipatik olması kuralını aşarak, kendisini çok sevdirmişti. Bunda onun o kötülere bile inanılmaz insancıllık öğeleri ekleyebilmesi de etkili olmuştur. Ayrıca iyi yürekli kahramanları da çoktur. Kariyerinin sonlarında (1990'larda) rol aldığı en azından iki film, Engin Ayça'nın Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu (Şoray'la son beraberliği) ve rahmetli Orhan Aksoy'un Yumuşak Ten filmleriyse, onun artık nasıl seçkin bir oyuncuya dönüştüğünün açık kanıtlarıdır. Ekrem Bora kolay unutulmayacak. Sevgi iyi de, keşke o filmleri yeniden görebilsek, kentte küçük bir salonu Türk klasiklerine ayırabilsek, onarılmış kopyalarını DVD'lerde bulabilsek... Asıl sevgi öyle olurdu.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.