ESRA EZMECİ
Aşkın arasına iş ve ekranlar giriyor
İlişkilerde en büyük yanılsamalardan biri şudur: "Biz iki kişiyiz, araya kimse giremez." Oysa modern hayatta araya giren şeyler insan olmak zorunda değil. Bazen o "üçüncü kişi" masanın üstündeki telefondur. Bazen akşam saat sekizde hâlâ açık olan laptop ekranıdır. Bazen de "bir dakika, sadece bakacağım" deyip saatlerce kaybolduğunuz sosyal medya akışıdır. Ve bu üçüncü kişiler, sessiz sedasız, fark ettirmeden ilişkiyi ele geçirebilir.
Önce şu temel gerçeği kabul edelim: Her ilişkinin bir kapasitesi vardır. Zaman, dikkat, enerji, duygusal alan... Bunların hepsi sınırlıdır. Siz birine ne kadar çok dikkat verirseniz, diğerine o kadar az kalır. Bu bir matematik değil, psikoloji gerçeğidir. Dikkat kaynaklarımız sonsuz değildir. Özellikle günümüz dünyasında dikkatimiz o kadar parçalanmış durumda ki, en yakınlarımız bile bazen "ikinci planda" kalabiliyor.
İş, çoğu zaman en masum üçüncü kişi gibi görünür. "Ekmek parası", "kariyer", "gelecek" ... Bunlar kimsenin kolay kolay karşı çıkamayacağı gerekçelerdir. Ama iş, bir noktadan sonra ilişkiyi yiyip bitiren bir canavar haline gelebilir.
'BUGÜN ÇOK YORGUNUM, YARIN KONUŞURUZ'
Düşünün, sabah erken çıkıyorsunuz, akşam geç geliyorsunuz. Eve geldiğinizde yorgunsunuz. Eşinizle veya sevgilinizle konuşacak enerji kalmamış. "Bugün de çok yoruldum, yarın konuşuruz" cümlesi bir kez değil, onlarca kez tekrarlanıyor. Zamanla ev, sadece uyumak ve yemek yemek için gelinen bir yer haline geliyor. İlişki ise "var olan ama yaşanmayan" bir şeye dönüşüyor. Fiziksel olarak oradasınız ama duygusal olarak yoksunuz buna "duygusal ihmal" diyoruz. Partneriniz sizi görüyor, ama size ulaşamıyor. Bu durum uzun sürdüğünde, karşı tarafta bir yalnızlık hissi birikir. Ve o yalnızlık, bir süre sonra öfkeye, hayal kırıklığına ve uzaklaşmaya dönüşür.
İşin en tehlikeli yanı, "meşru" olmasıdır. Kimse size "işini bırak" diyemez. Ama iş ile ilişkinin dengesini kurmak sizin sorumluluğunuzdadır. "Ben çok çalışıyorum, o yüzden vakit ayıramıyorum" demek, aslında "İlişki benim için ikinci planda" demenin kibar yoludur. Ve bu mesaj, zamanla karşı tarafa ulaşır. Bazı insanlar işi bir kaçış yolu olarak kullanır. Evdeki sorunlarla yüzleşmek istemezler. İşe gömülmek, tartışmalardan, duygusal konuşmalardan, hesaplaşmalardan uzak durmanın en kolay yoludur. "Yoğunum" maskesinin ardında aslında "Konuşmak istemiyorum" gerçeği saklanır. Bu da uzun vadede ilişkiyi zehirler.
GERÇEK İLİŞKİ EMEK İSTER
Neden bu kadar kolay bu üçüncü kişilere kapılıyoruz? Cevap aslında basit: Çünkü onlar kolaydır. Gerçek bir ilişki emek ister. Dinlemek, anlamak, çatışmayı yönetmek, duyguları paylaşmak... Bunların hepsi yorucudur. Oysa telefon bir tık uzağınızdadır. Sosyal medya sizi yargılamaz. İş size "başarılı" hissi verir. Oyun sizi anında ödüllendirir. İnsan beyni, kısa vadeli ödüllere düşkündür. Uzun vadeli mutluluk ise daha fazla çaba ister. Bu yüzden çoğu insan, ilişkinin zor kısımlarından kaçıp, kolay üçüncü kişilere sığınır. Ama bu sığınma, uzun vadede daha büyük yalnızlık getirir. Bir başka neden de modern hayatın temposudur. Herkes yorgun, herkes stresli, herkes "yetişmeye" çalışıyor. Böyle bir ortamda, ilişkinin ihtiyaçlarını görmek ve karşılamak ekstra enerji ister. Ve o enerji çoğu zaman yoktur. Bu yüzden insanlar, en yakınlarına bile "sonra" der. Ama o "sonra" çoğu zaman hiç gelmez.
ÜÇÜNCÜ KİŞİ HER ZAMAN İNSAN DEĞİLDİR
Telefon, günümüz ilişkilerinin en sinsi üçüncü kişisidir. Çünkü her zaman yanınızdadır. Yemek masasında, yatakta, yürüyüşte, hatta tuvalette... Telefon, partnerinizden daha fazla sizinle birlikte olan tek şeydir. Birçok çiftin en sık yaşadığı sorunlardan biri şudur: Birlikte otururken birinin telefonu elinden düşmez. Konuşurken gözler ekranda gezer. "Dinliyorum" denir ama aslında dinlenmez. Bu durum, karşı tarafta "önemsiz hissetme" duygusu yaratır. İnsan, sevdiği kişinin gözlerinde kendisini görmek ister. Ama o gözler sürekli başka bir yere bakıyorsa, mesaj nettir: "Sen o kadar da önemli değilsin." Sosyal medya, partnerinizle aranıza giren en kurnaz rakiplerden biridir. Birçok insan, sevgilisi veya eşi varken bile sosyal medyada "beğeni", "yorum", "hikaye görüntüleme" peşindedir. Ama bu ihtiyaç, ilişkinin içinden karşılanması gereken bir şeydir. Dışarıdan alınan onay, uzun vadede ilişkinin temelini zayıflatır. Sosyal medyanın bir başka tehlikesi de kıyaslamadır. İnsanlar orada en güzel, en mutlu, en başarılı hallerini paylaşır. Siz de kendi ilişkinizi o filtreli hayatlara göre ölçmeye başlarsınız.
PAYLAŞIMLARIN ARKASINDA YALNIZLIK VAR
"Onlar neden bu kadar mutlu, biz neden bu kadar sıradanız?" sorusu, yavaş yavaş içinizi kemirmeye başlar. Oysa o paylaşımların arkasında çoğu zaman aynı sıkıntılar, aynı tartışmalar, aynı yalnızlıklar vardır. Ama siz bunu göremezsiniz. Sadece parıltıyı görürsünüz. Sosyal medya, flört ve kıskançlık konularında da büyük sorun yaratır. Eski sevgililerin, yeni tanışılanların, "sadece arkadaş" denilen insanların sürekli görünür olması, güvensizlik tohumları eker. "Neden onun fotoğrafını beğendin?", "Bu kim?", "Neden o kadar yorum yazdın?" gibi sorular, çoğu zaman boşuna çıkmaz. Gerçek hayatta yapılmayacak bazı şeyler, ekran arkasında "normal" hale gelir. En tehlikeli kısım ise şudur: Sosyal medya, insanlara "alternatif" sunar. İlişkiniz kötü gittiğinde, "Dışarıda daha iyileri var" hissi kolayca uyanır. Çünkü ekranda herkes daha güzel, daha anlayışlı, daha heyecan verici görünür. Bu durum, ilişkide kalma motivasyonunu düşürür. İnsanlar sorunlarla yüzleşmek yerine, "Belki başka biriyle daha mutlu olurum" diye düşünmeye başlar. Diğer görünmez üçüncü kişiler Sadece iş, telefon ve sosyal medya değil. Daha birçok görünmez üçüncü kişi vardır. Oyunlar, özellikle online oyunlar, birçok ilişkide ciddi sorun yaratır. Saatlerce ekran karşısında kaybolmak, partneri "bekleme moduna" almak demektir.
HOBİLER SEVGİLİNİN YERİNİ ALABİLİR
"Bir el daha" deyip gecenin bir yarısına kadar oynamak, ilişkinin ihtiyaçlarını görmezden gelmektir. Dizi ve film izleme alışkanlığı da bazen abartılı hale gelebilir. Birlikte izlemek güzeldir ama sürekli ayrı ayrı, kulaklıkla, kendi dünyasında kaybolmak, yan yana yalnızlık yaratır. Hobiler de bazen üçüncü kişi haline gelebilir. Denge bozulduğunda, partner "ikinci planda" kalır. "Benim bu hobim var, sen de kendi işine bak" demek, aslında "Seninle vakit geçirmek istemiyorum" demenin başka bir yoludur. Aile ve arkadaşlar da bazen üçüncü kişi olabilir. Özellikle evliliklerde, eşin ailesinin sürekli araya girmesi, çiftin kendi alanını kurmasını engeller. "Annem dedi ki...", "Babam öyle istemez..." cümleleri, ilişkinin içine dışarıdan müdahale demektir.
NE YAPMALIYIZ?
Öncelikle farkındalık şarttır. "Benim üçüncü kişim kim?" sorusunu kendinize samimi bir şekilde sorun. İş mi? Telefon mu? Sosyal medya mı? Oyun mu? Cevabı dürüstçe verin. Çünkü fark etmeden değiştiremezsiniz. İkinci adım, sınır koymaktır. Telefonu belirli saatlerde uzak tutmak, yemek masasında ekranlara bakmamak, yatmadan önce en az yarım saat teknolojiyi bırakmak... Bunlar basit ama etkili kurallardır. "Birlikteyken birlikte olalım" prensibi, birçok ilişkiyi kurtarabilir. İş konusunda da denge kurmak gerekir. "Eve geldiğimde işi kapıda bırakıyorum" demek kolaydır ama uygulamak zordur. Yine de bilinçli bir çaba şarttır. İşin sizi yutmasına izin vermemek, ilişkinin hayatta kalması için gereklidir. Sosyal medya konusunda ise en etkili yöntem, bilinçli kullanımdır. "Neden bakıyorum?" sorusunu sık sık sorun. Sıkıntıdan mı bakıyorsunuz? Onay arayışından mı? Kaçış mı? Cevabı bulduğunuzda, kullanımınızı da kontrol edebilirsiniz. Birlikte kaliteli zaman geçirmek de çok önemlidir. Kaliteli zaman, yan yana oturup telefonla oynamak değildir. Gerçekten birbirine odaklanmaktır. Konuşmak, dinlemek, gülmek, dokunmak... Bunlar ilişkinin yakıtıdır. Yakıt bitince araba yürümeyi bırakır. Son olarak, konuşmak gerekir. "Son zamanlarda aramıza iş/telefon/ sosyal medya girdi gibi hissediyorum" demek, birçok şeyin başlangıcı olabilir. Suçlamak yerine, "Biz ne yapabiliriz?" diye sormak, çok daha yapıcıdır. İlişkiler, iki insanın birbirine yer açmasıdır. Bazen başka şeylerden vazgeçmek gerekir. Ve o vazgeçiş, aslında bir fedakarlık değil, bir tercihtir. "Seni seçiyorum" demenin en net yoludur.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.