PINAR YILDIZ YÜKSEL
Dün elinizi tutuyordu bugün mesafe istiyor
Bir gün geliyor ve bir şeylerin değiştiğini hissediyorsunuz. Büyük bir olay olmuyor aslında. Kapılar sert çarpılmıyor, dramatik konuşmalar yaşanmıyor. Ama bir bakıyorsunuz, okuldan gelir gelmez çantasını yere atıp gününü anlatan çocuk gitmiş; yerine "İyi geçti" deyip odasına çekilen biri gelmiş.
İlk tepki genelde aynı oluyor:
Bir şeye mi kırıldı?
Bir sorun mu var?
Eskisi gibi neden anlatmıyor?
Sonra insan farkında olmadan daha çok sormaya başlıyor:
Bugün ne yaptın?
Kimlerle oturdun?
Neden keyifsizsin?
Bir şey mi oldu?
Ve bazen o klasik cevap geliyor:
Bir şey yok.
İşte anne-babaların en zorlandığı yer tam da burası olabilir. Çünkü çocuk küçükken sorunları görmek kolaydır. Dizini yaralar, ağlar. Arkadaşıyla kavga eder, anlatır. Korkarsa gelir sarılır.
Ama ortaokula geçiş başka bir dönem.
Çocuk artık sadece sizin dünyanızın içinde yaşamıyor. Arkadaşları, kendi düşünceleri, kendine dair soruları büyümeye başlıyor. Bir zamanlar sizin söylediğiniz her şey çok önemliyken, şimdi arkadaşının söylediği bir cümle gününün yönünü değiştirebiliyor.
Ve dürüst olalım... Birçoğumuz bunu ilk başta yanlış yorumluyoruz. "Eskisi kadar bana düşkün değil." Oysa mesele çoğu zaman uzaklaşmak değil. Kendi alanını kurmaya çalışmak.
Çünkü büyümek biraz da şudur: İnsan sevdiği kişilerden uzaklaşmak istemez ama kendi sesini de duymaya ihtiyaç duyar. Bu yüzden bazı günler çocuk odasının kapısını kapatabilir. Bazı günler çok konuşurken bazı günler sessiz olabilir. Bir gün sarılmak isteyip ertesi gün "Anne, tamam" diyebilir.
Bunlar anne-babalar için kafa karıştırıcı olabilir. Ama belki de şunu hatırlamak gerekiyor: Bu dönem çocukların bizi daha az sevdiği dönem değil. Bizi yanında taşımayı farklı şekilde öğrendiği dönem. Biz hâlâ onun için güvenli limanız. Sadece artık elinden tutarak değil, biraz geriden yürüyerek eşlik etmemiz gerekiyor.
EVET, BUNU BİZ DE YAŞIYORUZ!
ANNE-BABALARIN EN SIK YAPTIĞI 5 ŞEY
ANLAŞILMAYA İHTİYACI VAR
Bu yaşlarda çocukların en büyük ihtiyacı sürekli kontrol edilmek değil, anlaşılmak. Her şeyi anlatmasını beklemek yerine yanında olduğunuzu hissettirmek daha güçlü bir etki yaratabilir. Bazen "Bir şey anlatmak istersen ben buradayım" cümlesi, on soru sormaktan daha çok işe yarar. Çünkü çocuklar büyürken kapıları biraz daha fazla kapatıyor olabilir. Ama bu, size ihtiyaçlarının bittiği anlamına gelmiyor.
YAZ TATİLİ HAZİRANIN İLK HAFTASI BAŞLAMALI
Sınavlar bitti. Öğretmenler ellerindeki müfredatı gayet güzel bir şekilde işledi. Mezuniyet törenleri de yapıldı. Ancak okullar hâlâ devam ediyor.
Devam ediyor ama çoğu sınıf boş. Çocuklar okula gitmek istemiyor artık. Hava sıcak, arkadaşları gelmiyor. Hemen her evde aynı cümleler dolaşıyor: "Anne yarın okula gitmek istemiyorum, zaten kimse gelmiyor." Okulların 26 Haziran'a kadar açık olmasının kimseye bir faydası yok. Tersine hem aileler hem de çocuklar için bu, zor bir sürece dönüşüyor.
Aileler piknikler düzenliyor, okul velileri bir araya gelip çocuklarla birlikte bireysel etkinlikler yapıyor. Öğretmenler de aynı durumda! Peki, o zaman okulların kapanmasını haziranın sonuna kadar uzatmak doğru mu?
Okulları haziranın ilk haftası kapatsak, çocuklar doyasıya açık havanın, güneşin tadını çıkarsa, daha güzel olmaz mı? Fiziksel ve duygusal gelişimleri için bu çok önemli! Bir anne olarak, ara tatillerin kaldırılıp yaz tatilinin erkene çekilmesinin çocuklarımızın yararına olacağını düşünüyorum. Doya doya yazı yaşayalım, çocuklarımızla birlikte, ailece...
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.