YAVUZ DONAT

27 Ağustos 2004, Cuma

Sıcağı, sıcağına

Allah rahmet eylesin, eski bakanlardan Veysel Atasoy'un cenaze namazından sonra gazetede, Adalet Bakanı Cemil Çiçek'le birlikte, öğle yemeğindeydik. Yemeğin ortasında önümüze bir "açıklama" geldi.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 4 sayfalık "bildirisi."
Herkes çatalı, bıçağı bıraktı. Üzerinde çok çalışıldığı ve her kelimesinin özenle seçildiği anlaşılan "tebliği" okumaya başladı.

***
- Sayın Bakan... Sıcağı, sıcağına ne diyorsunuz?
- Boğaz 9 boğum... Laf da öyle.
Çiçek konuşmak istemiyordu. "Konuşun" dedik. Konuştu:
- Beş hükümette görev aldım... Parlamentoda en uzun süre bakanlık yapan kişiyim... Ama bugün zorlandığım kadar hiç zorlanmadım.

***

Cemil Çiçek'e "neden" diye sorduk:
- Söyleyecek söz mü bulamıyorsunuz
- Söyleyecek söz bulamamaktan değil... Kelimeleri seçememekten değil... Düşüncemi ifade etmekte sıkıntı duymaktan da değil.
- Öyleyse
- Çok farklı bir durumla karşı karşıyayız da ondan.

***

Cemil Çiçek "siyaset adamı olduğu için" bu konuya pek girmek istemiyor:
- Zira konular kendi çerçevesinden çıkarsa ve hele siyasi zemine kayarsa, sorunların çözümü zorlaşır.
"Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu Başkanı olduğu için" yine konunun dışında kalmak niyetinde:
- Yurdun her yerinde fedakarca görev yapan 10 bin kişilik adalet camiası bu tartışmalardan rahatsızlık duyar.
Ve "konu yargıya intikal ettiği için" fikir beyan etmeyi doğru bulmuyor. Yani "laf 9 boğum." Bakan "konuşamıyor."

***

Bir yandan yemeğe devam ediyoruz. Bir yandan da 4 sayfalık "beyanname" ye göz gezdiriyoruz. Ve "Neşter" bölümünün altını çiziyoruz. Neşter soruşturmasının sonucu "kamuoyunu tatmin etmemişti." "Başsavcılık makamı" diyor ki:
- Yargı ve Yargıtay camiasını da tatmin etmedi.
Buna "eleştiri" mi demek lazım "Özeleştiri" mi?
Yargının, kendisini ilgilendiren konulara "neşter vurması" mı

***
Ve yemektekilere "bir dakika" diyoruz. Odamızdan "iki dosya" alıp geliyoruz.
Biri "247 sayfa."
Diğeri "106." İkisi de "Neşter iddianamesi." 15 Haziran 2004 tarihli olan iddianamenin "bir cümlesinin" altını daha önce renkli kalemle çizmişiz. (Sayfa 103) O cümleyi masadakilere okuyoruz:
"Yargının zan altında kalmamasının yolu, kendi içinde veya kendisine yönelik olumsuzlukları bertaraf edebilmesinden geçmektedir."

***

İşte "işin özü" bu. Yargı "kendi sorununu kendi çözmeli." Kendi kapısının önünü "kendi temizlemeli."
"Kendi göbeğini kendi kesmeli." "Neşter üzerine" aylarca çalışan savcı Ömer Suha Aldan'ın, 103. sayfadaki sözlerine "herkesin kulak vermesi gerek."
Öyle anlaşılıyor ki "Neşter yarası" olmasaymış, "Yargıtay- MİT-Çakıcı krizi" bu kadar derinleşmeyecekmiş.
Kimbilir "Neşter" örtülmeseydi... Belki "bu işler" bu noktalara kadar gelmezdi.

***
Yargı yıprandı.
Daha fazla yıpranmamalı.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.