ERHAN AFYONCU
İstanbul’da yanlış yapılaşmadan dolayı sele yol açan bürokrat görevinden alınıp sürgüne gönderilmişti
İstanbul'da tarih boyunca çeşitli meteorolojik âfetler yaşadı. Şehrin kurulduğu arazinin eğimli yapısı, kalabalık nüfusu, bazı yanlış imar faaliyetleri, sel âfetlerinin hem hazırlayıcısı hem de felaketin şiddetini artıran başlıca sebepler olmuştu. Ahmet Önal'ın 'Osmanlı Döneminde İstanbul Selleri' üzerine bir kitabı yakında çıkacaktır.
SEL, EVLERİ DENİZE SÜRÜKLEDİ
Lale Devri'nin hükümdarı III. Ahmed devrinde İstanbul sık sık şiddetli yağmurlara ve sellere teslim olmuştu. Edirne'de tahta çıkıp, Eylül 1703'te İstanbul'a gelen III. Ahmed, 9 Kasım 1703'te Cuma selamlığı töreni için Topkapı Sarayı'ndan Şehzâde Camii'ne doğru yola çıkmışken yağmurun şiddetinden ötürü namazını Sultan Ahmed Camii'nde kılabilmişti.
Küçük Buzul Çağı'nın (1300-1850) en soğuk dönemi 1708-1709 yılları olarak bilinir. Osmanlı tarihçiler, aynı tarihlerde İstanbul'u vuran meteorolojik âfetleri ayrıntılı şekilde anlatırlar. 22 Eylül 1708 günü şiddetli bir karayel esip denizde beş-on kayığı batırmış, Sarayburnu'nda da çekelvenin (küçük ticaret gemisi) batmasıyla beş-on adam boğulmuştu. Akşama kadar şiddetli yağmur aralıksız devam etmiş, ertesi gün yağmurdan ötürü Divân-ı Hümayun, yani Osmanlı Bakanlar Kurulu toplanamamıştı.
Üçüncü Ahmed av partisinde.
14 Aralık 1708 Cuma günü III. Ahmed, etkili yağmur altında devlet adamlarıyla Bâb-ı Hümayun'da bayramlaşıp Sultan Ahmed Cami'ne gitmiş ve bayram namazını kılıp tekrar Topkapı Sarayı'na dönmüştür. O günkü bayramlaşma töreninde Anadolu kadıaskeri Abdurrahim Efendi ulemanın teşrifata uygun olarak padişahın elini öpmesini Babüssaade çatısının oluğu altında ayakta beklediğinden ıslanıp üşümüş, ıslak elbiselerini ancak evine gidince değiştirebilmiş, bu yüzden hastalanmış, dört ay boyunca sağlığına kavuşamayınca azledilmişti.
İstanbul semaları, 14 Temmuz 1709'da yağmur bulutlarıyla kaplandı. Şiddetli yağmur ve meydana gelen seller, şehirde ve civar bölgelerdeki yollarda çukurlar oluşturdu. Kâğıthane tarafından gelen sel o bölgedeki mahsulleri ve padişahın görmesi için buraya getirilen topların arabalarını Haliç'e sürükledi. Kavun, karpuz, kabak gibi bostan mahsulleri, araba tekerlekleri ve keresteler denizin yüzünü kapladı.
Temmuz'daki âfetten bir ay sonra başkentliler çok daha büyük bir felakete uğradılar. Dönemin tarihçilerinden Uşşâkîzâde, âfetin 13 Ağustos 1709'da seher vakti başladığını yazar. Tarihçinin tasviriyle, gök gürültüsü, şimşek ve şiddetli rüzgâr eşliğinde yağmur başlamış, sağanak gitgide etkisini arttırmış, öğle vaktine iki buçuk saat kala tavuk yumurtası büyüklüğünde dolu yağmış, birçok binanın camları kırılmıştı. İstanbullular, Sultan Bâyezid Camii ile Ayasofya Camii arasındaki bölgeye dolu yağmamasını büyük şaşkınlıkla karşılamıştır.
1729'da İstanbul.
Tarihçi Silahdar Fındıklılı Mehmed Ağa, yağmurun 13 Ağustos 1709'ta akşam ilâ yatsı namazı arasındaki bir vakitte başlayıp 14 Ağustos'ta ikindi vaktine kadar kesintisiz devam ettiğini söyler. Ayrıca, İstanbul'dan ziyade mücavir bölgede yıkıma yol açtığını yazar. Silahdar'a göre, şiddetli gök gürültüsü ve şimşekler eşliğinde öyle etkili bir yağmur yağmıştı ki uzun zamandır benzeri görülmemişti. Sel suları özellikle Tekirdağ'da 400 evi temellerinden söküp içindekilerle birlikte denize sürüklemişti. Sarıyer Deresi'ndeki birkaç ev de İstanbul Boğazı'na sürüklenmiş, Üsküdar yakınlarındaki Bostancıbaşı Köprüsü yıkılmıştı.
1720 yılı, İstanbul'un yoğun yağış alan bir yılıydı. 12 Nisan 1720'de çok yağmur yağmış; 21
Haziran'da ise şiddetli yağmur, gök gürültüsü ve şimşekler sabahtan ikindi vaktine kadar aralıksız devam etmiş, Sultan Bâyezid Cami'nin sağ tarafındaki minaresinin külahına yıldırım düşmüştü. Ağır hava koşulları III. Ahmed'in Okmeydanı'nda tertip ettiği sünnet şenliğinde de etkiledi. 24-25 Eylül akşamı kafesli kasrın önünde denizde sallar üzerinde kandillerden iki servi yapılıp içinde çengiler oynatılmış, etrafında fişekler atılmış, fişeklerden oluşturulan kaleler tutuşturulmuştur. Ancak gece vakti gök gürültüsü ve şimşekler eşliğinde öyle şiddetli bir yağmur başlamış ve sert rüzgârlar esmiştir ki bütün çadırlar yıkılıp yerle yeksan olmuştur. 28 Eylül günü ve akşamı da etkili yağmur ve sert rüzgârlardan ötürü eğlence tertip edilememişti.
Sünnet Şenliği'nde topçuların gösterisi.
YANLIŞ YAPILAŞMANIN GETİRDİĞİ FELAKET
III. Ahmed döneminde bazı yanlış imar faaliyetleri sel baskınlarına davetiye çıkartmıştı. Tarihçi Silahdar Fındıklılı Mehmed Ağa'ya göre Bostancıbaşı Sivaslı Mehmed, imara açılmayacak yerlerde binalar inşa ettirmiş, Dolmabahçe önünde sahile kale suru gibi bir duvar çektirmişti. Ayrıca Beşiktaş Sarayı ile Dolmabahçe arasında eskiden beri mevcut olan Arap İskelesi'ni kapatıp burada padişah için odalar ve kayıkhaneler yaptırmıştı. Bu yüzden de yağış zamanlarında sel sularının önü kapanmış, Boğaz'a dökülecek mecra bulamayan taşkın suları her defasında mahalleyi kaplamaya başlamıştı. III. Ahmed, bostancıbaşıyı gerek bu yanlış yapılaşmaya sebep olmasından gerekse de insanlara verdiği diğer zararlar ve kibrinden ötürü 13 Nisan 1721'de tarafından azledip, Sivas'a sürgün ve kaleye hapsiyle cezalandırdı.
6 Ağustos 1728'de güneşin doğmasında sonra başlayan şiddetli yağmur ve dolu kısa sürede İstanbul'u perişan etti. Tarihçi Küçükçelebizâde Âsım'a göre şiddetli yağmur ve dolu yağışından ötürü İstanbul Boğazı boyunca Hisarlar, İstinye, Yeniköy, Kanlıca ve Beykoz köylerinin sokakları ve çarşıları sel sularına teslim oldu. Bu bölgelerdeki sahilsaraylarının kara tarafındaki duvarları bile sele direnemeyip yıkılmıştı. İki-üç saat devam yağmur, Kemerler ve Boğaziçi'ndeki bostanların mahsullerine de zarar verdi. Tarihçi Sadreddinzâde, ayrıca Büyükdere, Göksu, Çengelköy, İstavroz (Beylerbeyi) ve Bulgurlu taraflarında pek çok ev ve dükkânın harap olduğunu, sellerin sürüklediği ahşap ve sair eşyaların iki gün Üsküdar iskelelerini kapladığını yazar.
Bostancıbaşı.
SEL KOLERAYA YOL AÇTI
İSTANBUL, 1751 yazında büyük bir sel âfetiyle yüzleşti. 15 Ağustos 1751'de önce hafif bir yağmur başlamış, korkunç gök gürültüleri duyulmuş, şimşekler ve kapkara bulutlar ufku kaplamış, hemen ardından gök delinmişçesine yağmur şiddetlenmişti. Aralıksız 10 saat devam eden yağmurun sebep olduğu seller, şehrin ana yolları ve sokaklarında hendekler açmış, bazı kapalı ve korunaklı mahalleri bile sular altında bırakmış, şehirdeki köhne duvarları ve harap olmaya yüz tutmuş binaları yıkıp perişan etmişti. Kasımpaşa'nın iki tarafındaki derelerden öyle bir sel gelmiştir ki 165 adet evi, 6 tane fırın ile değirmenleri, 60'tan fazla attar, kahve ve sair dükkânlarını temellerinden yıkıp geçmiş, birçok yer de sular altında kalmıştı.
Yağmur sadece sel olup, sokakları kaplamamış, ayrıca dönemin resmî tarihçisi Vakanüvis İzzî Süleyman Efendi'nin naklettiğine göre, bostanlar ve açık arazilerdeki kuyuların suları adeta nehir misali dışarıya akmıştı. Hatta selden korunaklı bazı binaların altındaki kuyular bile yeraltından gelen sularla dolup taşmış, bu suretle "Gökden yağar, yerden çıkar" sözü gerçek olmuştu. Sel sularının Kadıköy'deki mezarlıkta yeni gömülmüş cesetleri açığa çıkarıp denize sürüklediğine dair söylentiler yayılmıştı. O gün yağan yağmur sularının deniz suyu gibi tuzlu olması herkesi hayrete düşürmüştü. Dönemin tarihçilerinden Sıdkî Mustafa, sadece 3-5 dakikalık fasıla hariç yağmurun saatlerce devam ettiğini belirtir. Her ne kadar daha uzun süreli yağışlar görülmüşse de o günkü gibi gök gürültüsü, şimşek ve yıldırımların eşlik ettiği şiddette yağmura şahit olunmadığını, adeta testiden boşanırcasına yağdığını yazar. Kısa sürede kendi medresesinin geniş avlusunun da dize kadar yağmur suyuyla dolduğunu söyler. Ermeni rahip ve Tarihçi İnciciyan da yağmurun 18 saat sürdüğünü, çok büyük sel meydana geldiğini, şehre çok zarar verdiğini, şiddetli kolera çıktığını yazar.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.