YÜKSEL AYTUĞ
Sömürecek ne kaldı?
Dizi; aile içi şiddetin en üst katmanlarından reyting süzerek işe başladı. Aile fertleri arasında birbirini yumruklamayan, tokatlamayan kalmadı.
Sonra küçük bir çocuğun, minik Osman'ın masumiyetinden nemalanan sahnelere yer verdi.
Derken sağ-sol çatışmasının artık geçmişe gömülmesi gereken siyasi rantını, reytinge dönüştürmekte tereddüt etmedi. Ardından kocalık görevini yapamayan bir engellinin yatak odası dramını da fütursuzca mıncıkladı. Bir karı kocanın, çocuklarının ölümünden kendilerini sorumlu tutmalarından doğan evlat acısı dramını kanırtmaktan da geri durmadı. Ve tecavüz...
Bir annenin eski eşi tarafından tecavüze uğrayıp hamile kalması ve sahneye minik Osman'ın masumiyetinin dahil edilmesiyle sömürü tavan yaptı. Bitti mi? Hayır... Bitmediğini bu hafta gördük...
İnci Öğretmen kanser hastalığına yakalanmıştı. Ne yazık ki televizyon dramalarını yazanlar, kanser gibi insanların kâbusu haline gelen, o hastalığı çeken kadar, etrafındakilerin de hayatını karartan bu melun illeti, reytinge tahvil etmekte ısrar ediyorlar. Öyküye acı sos mu lazım? Hooop hemen biri kanser oluveriyor...
İnci Öğretmen karakteri de bu kaygıya kurban edildi. Kemoterapi (ilaçlı tedavi) sonrasında saçlarını kaybettiğini anladığı o anlar, en ağdalı dramatik sahnelerle sunuldu. Ekran karşısında aynı acıyı çeken kanser hastalarının o anda ne hissettiği hiç hesaplanmadan... Hep söylerim, sempati için önce empati gerekir.
Kaleme, kameraya davranmadan önce; kendinizi bir de ekranın öte yanında duran insanların yerine koyun. Bakın o zaman, öyle bir geçiyor mu zaman...
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.