YÜKSEL AYTUĞ
Var mısın yok musun ekran laboratuvarı
Atv ekranında Esra Erol'un sunduğu Var Mısın Yok Musun yarışmasının daha ilk bölümünün ardından bu köşede "Bu yazın ekran adresi belli oldu" diye yazmıştım. Nitekim yarışma kısa sürede ilgi odağı haline geldi.
Bu kadar emin ve iddialı bir öngörüde bulunmamın sebebi Var Mısın Yok Musun'un bir yarışmadan fazlası olmasıydı. Çünkü orada yarışmacılar değil, "yaşamlar" yarışıyordu. Kendiliğinden oluşan drama örgüsüyle birlikte her yarışmacı kendi dizisinin başrol karakteri olarak izleyicinin karşısına çıkıyordu. Böylece o kuşakta dizi izlemeye alışkın seyirci, hem yarışma hem drama izleyip "eksiklik" hissetmiyordu.
Ben sosyolog ve psikologların yerinde olsam bu "bedava laboratuvardan" sonuna kadar faydalanırdım. Çünkü yarışmacı profili adeta Türk toplumunu örnekleyen bir panel isabetliliğinde seçilmiş. Yarışma bu yönüyle her izleyicinin kendisini bir ya da birkaç yarışmacıyla özdeşleştirmesini ve kaderini onunla eş tutmasını da sağlıyor.
Peki yarışmacıların kaderini ne belirliyor? Şans mı, sezgiler mi, tecrübe mi, analiz mi, istatistik mi?
İçinde bu kadar gizem, soru çengeli ve önerme barındıran yarışma izlenmez mi?
Ancak Esra Erol'a da haksızlık etmek istemem. Bu yarışmayı ondan daha "sahici" sunabilecek ikinci bir isim aklıma gelmiyor.
Golcü alınmazsa hüsran!
Fenerbahçe, transfer döneminde yapması gereken ilk işi en sona bıraktı: Golcü bulmak.
Şampiyonlar Ligi 2. Ön Eleme'de oynanan iki maç, Fenerbahçe forvetindeki "kara deliği" tüm çıplaklığı ile ortaya koydu: Bu takımın golcüsü yok!
Umarım bu "uyuşukluk" sarı lacivertlilerin Şampiyonlar Ligi'ne katılma hakkını yitirmesine sebep olmaz. Zira rakip Sturm Graz hiç de yabana atılır bir takım değil. Özellikle kendi evindeki çılgın taraftarının önünde oynadığı maçlarda. Bu sefer kaleye iki Mert Günok koysanız, yetmeyebilir.
Fenerbahçe'ye kim gelecekse, Sörloth mu, Guirassy mi, bir an önce iş bitmeli. (Aslında transferde ilk yapacakları iş, oraya buraya savrulmadan Trabzonsporlu Onuachu'yu sarı-lacivertli kadroya katmak olmalıydı ama beceremediler.)
Bu yıl sadece şampiyon olmak Fenerbahçe taraftarını kesmez. Mutlaka Avrupa'da final ya da yarı final beklentisi var. "Tartışmasız golcü" bulunamazsa hepsi hayal olur. Buraya not düşüyorum.
Klavye sapıkları
Aynı yaşlarda bir kızım olduğu için Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım ile empati yapmakta zorlanmadım. Tepkisini son derece haklı buluyorum. Zira bir baba, küçücük kızı için sanal medya gruplarında yapılan o vahşi, sapık, iğrenç yorumları asla ve asla sindiremez.
Şu holiganizmin gelip dayandığı yere bakar mısınız? 12 yaşında bir kız çocuğunu, sırf babası bir kulübün başkanı diye ve sadece gönül verdiği takımı sevip destekliyor diye sanal medya marifetiyle taciz etmek de neyin nesi? Siz nasıl mahluklarsınız? Sizin çoluğunuz çocuğunuz, kız kardeşiniz, yeğeniniz, kuzeniniz yok mu? Bakın klavye sapıkları, biliyorum ki o yazdıklarınızı Aziz Yıldırım'ın yüzüne söyleyecek cesaretin yüzde biri sizde yok. Umarım onunla yüz yüze gelmezsiniz...
Sevgili Yaz'a gelince:
Aklı başında olgun tavırları, katıksız Fenerbahçe sevgisiyle bizim ailenin sevgilisi. Ben görür müyüm bilmem ama 20 yıl sonra Fenerbahçe'nin başkanlık koltuğuna çok yakışacakmış gibi duruyor.
Ne demiş?
Bir petrol istasyonundaki "samimi" uyarı levhası: "Sigara içilmez! Farkındayız canınızın bi kıymeti yok ama petrol çok pahalı."
Şeref kürsüsü
Konya'da engelli kızıyla yaşayan yaşlı kadının elektrik faturasını her ay gizlice ödeyen ve "Bu ay da borcun yok teyzeciğim" diyen elektrik şirketi çalışanını alnından öpüyorum.
Zap'tiye
Bir hafta içinde sevdiğim her yer yandı. Çocukluğumu geçirdiğim Marmara Adası, yaz mekanlarım Küçükkuyu, Altınoluk ve Ayvalık... Elleriniz kırılsın!
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.