FUNDA KARAYEL
Avrupa’daki anti-turist protestolarında son durum!
İtalya'dayım ve her yerliyle sohbet aynı cümleyle başlıyor: "Yine bir protesto vardı geçen hafta." Arkadaşlar, Avrupa artık turist görmeye dayanamıyor. Gerçekten. Sanki çöküşün sorumlusu bizmişiz gibi. Eylemler sıradan değil. Barselona'da sahillere çıkıp bavullarla "gürültülü yürüyüş" yapıyorlar; Lizbon'da "Turistler evleri işgal ediyor" pankartlarıyla yürüyenler sokaklarda.
Roma'da ise "Kiralık daire değil, yaşam hakkı!" diye bağıran aktivistler. Şehir duvarlarında "Tourist go home" ( Evine dön, turist!) yazıları grafiti değil artık, yerel dilde yazılmış açık tehdit mektupları gibi duruyor. Airbnb'den ev kiralarsan, o evin eski sahibi büyük ihtimalle şu an metro çıkışında seni izliyor. Fiyatlar artmış, sokaklar taşmış, yerel halk "yeter artık" diyor. Ve biz, masum turizm severler, elimizde sadece güneş kremi ve Google Maps ile suç mahallindeyiz. Şehirler yanıyor, ama Instagram story'leri hâlâ "dolce vita." Şimdi ciddi soruyu soralım: "Turistleri istemiyoruz" diyen şehirler, ekonomilerini nasıl döndürecek? Turizm olmazsa ne olacak? Bu ülkelerin çoğu, kalkınma modelini "gel, ye, iç, fotoğraf çek, git" üzerine kurmuşken… Şimdi turistleri suçlamak kolay da, alternatif ne? Üretim mi? Teknoloji mi? Turistleri suçlayarak sorunu çözemezsiniz. Sorun sistemsel: plansız büyüme, denetimsiz kira ekonomisi ve aşırı bireysel kazanç hırsı.
Neyse ki panik yok yerel yöneticiler aktif çözümler peşinde. İtalya, Venedik'ten Sardinya'ya; Roma'dan Floransa'ya kadar turisti suçlamak yerine, sistemi düzeltmek için plan yapıyor.
AŞIRI TURİZME KARŞI AKILCI BİR YOL HARİTASI
Aşırı turizm, yani overtourism, turistlerin artmasıyla değil, bu artışı yönetecek sistemin olmamasıyla başlıyor. Dolayısıyla çözüm de 'turisti kovmak' değil, turizmi akıllıca planlamak ve yeniden yapılandırmakla mümkün. Peki bu nasıl olur?
En basitinden başlayalım: Herkesin aynı anda aynı yerde olması elbette krize yol açar. Barselona, Venedik, Floransa gibi destinasyonların taşıma kapasitesi yıllardır aşılmış durumda.
O zaman bu yükü dağıtmak gerekiyor. Alternatif güzergahlar oluşturulmalı. Kırsal turizm, ekoturizm, kültürel rota gibi seçenekler teşvik edilmeli. Altyapı geliştikçe, turist yoğunluğu popüler merkezlerden çevre bölgelere kaydırılmalı. Turizm bir şehri öldürmez. Onu öldüren şey, kontrolsüzlük, denetimsizlik ve plansızlıktır.
Avrupa'da çözüm arayışları başladı, ama bu sadece onların meselesi değil. Türkiye gibi popüler destinasyonlara sahip ülkeler de benzer sorunlara çok yakında maruz kalabilir.
O yüzden mesele şu: Turizmi günah keçisi yapmak mı, yoksa onu 21'inci yüzyıla yakışır biçimde yeniden tanımlamak mı?
Tercih bizim. Ama artık su tabancası değil, akıl ve vizyon zamanı.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.