FUNDA KARAYEL

24 Ekim 2026, Cumartesi

Dünyada Nepo Baby tartışması

Moda haftalarını takip ederken podyumda yürüyen modellere, ön sırada oturanlara, bir anda karşımıza çıkan yeni yüzlere bakıyorum. Sonra fark ediyorum ki artık yalnızca koleksiyonları değil, aile ağaçlarını da takip ediyoruz. Kimin kızı, kimin oğlu, kimin eski sevgilisi, kimin torunu?
Geçen gün Kobe Bryant'ın kızı Natalia Bryant'ı Victoria's Secret defilesinde izledim. Gayet iyiydi. Üstelik sahnede yalnızca ünlü bir basketbolcunun kızı olarak durmuyordu, kendine ait bir duruşu da vardı. Natalia, 2023'te Versace'nin Milano'daki defilesinde podyuma çıkmıştı. İç giyim markası defilesi ise onun marka için ilk podyum deneyimiydi. Tüm dünyada şu sıralarda konuşulan Nepo baby kavramı gündem oldu bu defileden sonra.

NEPO BABY NEDİR?
Benim de özel ilgi alanım nepo baby'ler bu ara. Peki ne demek nepo baby? İngilizcedeki nepotism yani nepotizm, başka bir deyişle kayırmacılık kavramından geliyor. Ünlü, zengin veya güçlü ebeveynlere sahip olan ve kendi kariyerlerinde bu akrabalık bağlarını, ailelerinin ününü ya da çevresini kullanarak kolayca yer edindiği düşünülen kişiler için kullanılan popüler bir argodur.
Hepimizin bildiği ancak adını koyamadığı bir kavramdı bu aslında artık neyse ki adını öğrendik. Hayatın başlangıç çizgisi herkese aynı mesafede değil. Bazıları yarışa sıfırıncı metreden, bazıları tribünden başlıyor. Bazılarıysa daha yarışın nerede yapıldığını bile öğrenememiş oluyor.

PAZARLAMA STRATEJİSİ
Nepo baby olmak ABD'de eleştiriliyor çünkü bazı sektörler bunu pazarlama stratejisi olarak çok kullanıyor. Eskiden ünlü bir ailenin çocuğu olmak biraz saklanması gereken bir sır, hatta kariyerin üzerinde taşınması zor bir etiket gibiydi. Bugünse soyadı başlı başına bir pazarlama stratejisi. Bana göre moda endüstrisi tam olarak bunu seviyor. İnsanların yalnızca kıyafete değil, kıyafeti giyen kişinin hikayesine de bakmasını.

Peki ya yetenek? Burada hemen bir parantez açmak gerekiyor. Ünlü bir ailenin çocuğu olmak, otomatik olarak yeteneksiz olmak demek değil. Bu çocukların hepsini aynı torbaya koymak da başka bir kolaycılık. Üstelik ünlü bir ailenin çocuğu olmak her zaman rahat bir hayat anlamına da gelmiyor. Böyle isimler daha ilk adımlarından itibaren karşılaştırılıyor. Başarıları ailelerine bağlanıyor, başarısızlıklarıysa kendi hanesine yazılıyor. Bir bakıma ne yapsalar soyadlarının gölgesi üzerlerinde.

Yani birinin üzerinde daha fazla baskı olması, diğerinin önüne daha fazla engel çıktığı gerçeğini değiştirmiyor. Bence asıl olgunluk da burada başlıyor. Her başarıyı torpile bağlamamak, her ayrıcalığı da yetenek masalıyla aklamamak gerekiyor.
Nepo babyleri izlemek, popüler kültürün nasıl çalıştığını anlamak açısından oldukça ilginç. Kimin gerçekten kendi çizgisini oluşturduğunu, kimin yalnızca ailesinin hikayesini sürdürdüğünü, kimin de ikisini birden yaptığını görmek mümkün. Benim için iyi bir nepo baby, ayrıcalığı yokmuş gibi davranan değil, kendi yeteneğini o ayrıcalığın arkasına saklamayan kişi. Çünkü soyadı sana davetiye gönderebilir. Ama içeride kalıcı olmak için bir şey söylemen, bir şey üretmen, bir iz bırakman gerekir.


YAĞMALAMA BİZDE OLSA NE OLURDU?
Fransa'da mağazaların yağmalanması olayını aklım bir türlü almıyor. Fransa İçişleri Bakanı Laurent Nunez bazı şehirlerde polisin kontrolü kaybettiğini kabul etti. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron güvenlik zaaflarının incelenmesini istedi, Başbakan Sébastien Lecornu ise yerel sokağa çıkma yasakları ve geniş çaplı soruşturmalar gündeme getirdi. Macron da yağmacıların yaptıklarının hesabını vermesi gerektiğini açıkladı.
Paris'te birileri yağma yapıyor. Ardından yetkililer çıkıp sorumluluğun yağmacılara ait olduğunu söylüyor.

Suçu işleyenler hesap verecek, zarar varsa karşılanacak, hukuk işleyecek. İlk bakışta son derece sıradan bir açıklama. Zaten hukuk devletinde olağan olan da budur. Ancak Türkiye'den bakınca insanın aklına ister istemez başka bir soru geliyor: Aynı görüntüleri İstanbul'da izleseydik ne olurdu? Türkiye'de olsaydı dayak ihtimali yüksek vatandaş öncelikle yağmacıyı döverdi. Ardından sosyal medya mahkemesi çoktan kurulmuş olurdu. Suçlu bulunur yargılanırdı hemen. Sorun hızla çözülürdü, hiç öyle büyük mesele olmazdı çünkü yağmacı püskürtülürdü. Görüntülerde Paris'te restoranını yağmacılardan korumak isteyen bir işletme sahibi, elindeki küçük biber gazıyla kalabalığa müdahale etmeye çalışıyor. Biber gazını umursamayan yağmacılar, kahkahalar atarak restoran sahibini ve oğlunu taşlamaya devam ediyor. Bakın bu da bizde olsa mekan sahibi hortumla yağmacıya su püskürtürdü. Köpek balığını sopayla döven bir milletiz, bu yağma işleri mümkün değil olamaz. Şaka bir yana Fransa'nın kendi protesto geçmişi, sokak çatışmaları, banliyö isyanları ve kamu düzeni tartışmaları ortada.
Paris, hiçbir zaman kusursuz bir kriz yönetiminin vitrini zaten değildi ama böyle durumlarda ne yapılmalı, biraz bizim insanımızdan ders almalılar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.