MERVE YURTYAPAN
Maraton koşucuları gibi çalışıyorum
Atv'nin sevilen programı Esra Erol'da yarın saat 16.00'da yeni sezona başlıyor. Hafta içi her gün izleyiciyle buluşacak olan Esra Erol, yoğun bir çalışma içerisine girdi. Birbirinden ilginç konular, konuklar ve olaylara yer verecek olan Erol, insanlara "Yalnız değilsiniz, biz buradayız" diyecek. Ünlü sunucu, reyting listesinin üst sıralarında yer alan programıyla yine aynı heyecanla izleyicinin karşısına çıkacak.
Erol, "Bu başarı topluma karşı sorumluluklarımın sınırlarını genişletiyor. Hatta bazen uykularım kaçıyor" diyor. Uzun yıllardır tanıdığım ve her zaman doğal, içten, enerjik ve samimi tavırlarına hayran olduğum Erol ile yeni sezon öncesinde bir araya geldik. Yeni sezonu, programın başarısını, özel hayatını ve hakkında merak edilenleri konuştuk.
'Esra Erol'da programı televizyon dünyasında markalaştı. Bunu da reyting odaklı program yerine ilkeli, düzeyli ve toplumun iyileşmesine katkı sağlayıcı bir program olmaya özen göstermemizle sağladık. Konularımız çok değişmiyor ama elbette konuklarımız bizim desteğimize ihtiyaç duymalarına bağlı olarak değişiyor, değişecek. Bizim hedefimiz sorunlarının çözümsüz olduğunu düşünenlere elimizi uzatmak, "Biz buradayız, yalnız değilsiniz" demek.
Sadece ve sadece kendimizle yarışmamıza elbette. Her programın sadece öncesinde değil sonrasında da saatler süren toplantılar yapıyoruz. Bazen eve gece yarısı gidebiliyoruz. Düşünün yayın 19:00'da bittiği halde.
Eminim o kanallarda da arkadaşlarım elinden geleni yapıyorlardır. Ama dediğim gibi, ben de ekibim de sadece işimize odaklanarak çalışıyoruz. Sadece programı değil, kendimizi ve izleyicimizi en iyi biçimde temsil etme çabamız var. Ekran önünde ben varım ama arkamda her biri, işini en iyi şekilde yapan dev bir ekip var. Onlara da yeni sezonda kolaylık dilemek isterim.
UYKULARIM KAÇIYOR
Hemen sıralayayım: Önce kendim olmak, yani ekranda oynamamak, izleyiciyi kandırmamak. Gerçek Esra nasılsa ekrandaki Esra odur. Sonra çok çalışmak. Ama öyle böyle değil, gerçekten çok çalışmak. Maraton koşucuları gibi. Seyirciye saygı duymak ve bu ülkeye inanmak. Tüm bunlar birleşince seyirci de fark ediyor zaten.
Getirmez olur mu? Bu başarı, hem seyirciye hem de o seyirci üzerinden topluma karşı sorumluluklarımın sınırlarını genişletiyor. Eğitimli-eğitimsiz, zengin- yoksul, genç-yaşlı toplumun her kesiminden herkese ulaşabiliyor olmanın sorumluluğa çok büyük. O kadar ki bazen uykularım kaçıyor.
Sabah çocukların kahvaltısı, okula yolculanmaları, sonra ATV'ye gelip işe koyulmak. Gördüğünüz notlar, işte her programa sıkı çalışmamla ilgili. Stüdyodaki konuğun meselesine en az onun kadar hâkim olmam gerekiyor. Meselenin açmazları, çözüm noktaları vs. Doğru yaklaşım konuyu çözmemiz için önemli. Yayın başlayınca hayat duruyor zaten. Bitince de yayının toplantısı var, sonra koşarak eve gidiyorum. Çocukların ödevleri, onlara kitap okumak derken yorgunluktan bitmiş oluyorsun.
Hedef koymuyorum. Dünya artık ileriyi görmenize izin veren bir yer değil. Yapmaya çalıştığım şey, 'an'ın hakkını vermek. Dikkat edin 'anı yaşa' demiyorum, demek istediğim başka bir şey. 'An'da yapılması gerekenin en iyisini yapmaya çalışırsan o seni iyi yere götürür.
Değilim. Hatta o kadar hırslı değilim ki bazen kendime kızıyorum bu nedenle. Ben şuna inanıyorum, tek başına hırs başarı getirse de mutluluk getirmez. Çünkü hırs bencil bir şey ve bencilseniz hayattan keyif alma ihtimaliniz olmaz. Hayattan keyif almak için başkalarına değer vermek ve kendinden uzaklaşmak da gerekiyor.
Elbette var. Seyirciyle aranda güvene dayalı bir bağ kurman gerekiyor. Güven ekran camını geçip seyirciye ulaşan bir duygu. Ve eğer ekrandaysan mesai odaklı çalışamazsın. O senin tüm zamanını alır. Uykularını kaçırır. Yemek yerken bile aklındadır.
EVDE ÜNLÜ BİRİ DEĞİLİM! SADECE ANNEYİM
Yok, aslında o kadar çok ekranda görmüyorlar, buna dikkat ediyorum. Program okul ve ödev saatlerine denk geliyor. Zaten onların ayrı bir dünyaları var. Diyeceğim o ki, evde ben o kadar da ünlü biri değilim, sadece anneyim.
Daha sabırlı olmak, çok sabırlı olmak. Bütün kararlarımda kendimden önce onları düşünmek. Odak noktan değişiyor, o değişince de her şey değişiyor zaten.
AİLE 'GÜVEN' DEMEKTİR
Emile Durkheim, İntihar.
Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk.
İstanbul, "Dünya bir ülke olsaydı başkenti İstanbul olurdu" denir ya.
Ailem neredeyse orası.
Güven.
Heyecan.
Çalışmak, çok çok çalışmak.
GÜZELLİK KAYGIM HİÇ OLMADI
Güzellik kaygım hiç olmadı, ne ekranda ne de ekran dışında. Sadece seyirciye saygımdan mümkün olan en iyi şekilde görünmeye çalışıyorum.
Hayatı hep ciddiye alarak yaşayamazsın. Bazen esprili yanlarını görerek hayatın sertliklerini yumuşatmaya çalışmak lazım. Kasan biri değilim belki de ondandır esprili yanım. Stand-up? Hımmm, neden olmasın! Yaparsam izlemeye gelir misin?
KOŞULLAR ZORLASA BİLE İYİ OL
İyi ol. İnsanlara karşı, kendine karşı, işine karşı iyi ol. Koşullar seni zorlasa bile sen iyi olmaktan asla vazgeçme.
Ne iş yaparsan yap iyisini yap ki başın hep dik olsun.
İyi insan olmaları ve başka insanlara saygı duymaları.
Saygı duymak ve arkadaş olmayı, konuşabilmeyi başarmak. Aşk ve sevgi emek vermezsen yaşamaz. Ali ile emek veriyoruz. Mutlu evliliği olan herkes, böyle olduğunu bilir, yeni bir keşif değil.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.