ÖMER KARAHAN
Kibir çağında mütevazı bir adam N’Golo Kante
İstanbul Üsküdar'da sıradan bir akşamüstü... Sokak lambalarının altında, ellerini arkadan bağlamış, kulaklığını takmış, usul usul yürüyen bir adam. Omuzları hafifçe öne eğik, adımları telaşsız. Ne bir koruma ordusu var etrafında ne de altında milyon dolarlık bir spor araba. Semt balıkçısının şaşkın bakışları arasında eski sokakları arşınlayan bu yalnız yürüyüşçü, Fenerbahçe'nin dünya yıldızı N'Golo Kante'den başkası değil.
Lüks aksesuarların, görgüsüz şatafatın ve devasa egoların yarıştığı futbol endüstrisinde, o sadece kendi tevazuunu taşıyor. Milyon avrolar kazanan bu adam, şöhretin gürültülü dünyasına adeta sessiz bir iyilikle meydan okuyor.
Kimselere reklam etmeden, köklerinin uzandığı Mali'deki çocuklar için kendi cebinden 5 milyon dolara tıp merkezi inşa ettiren, Afrika'da okullar açıp binlerce yoksul ailenin masraflarını üstlenen bir gizli kahraman o.
Onun en büyük lüksü, parayla satın alınamayacak o mahcup çocuk tebessümleri... Sade giyinip, az ve öz konuşuyor. Onu tanıyanlar çok sevdikleri bir dost olduğunu söylüyor. Soyunma odasında seccadesini çıkarıp namazını kılıyor. Ruhunu hayır ve ibadetle besliyor. Üsküdar'ın serin akşamında elleri arkasında, o sakin ve düşünceli adımlarıyla kaybolurken ardında hiçbir iz bırakmıyor gibi görünüyor.
Oysa o sessiz adımlar, parıltılı dünyaların satın alamayacağı kadar derin ve silinmez bir insanlık mirasını geleceğe taşıyor.
KOMBİNE UYGUN BİR ORHAN PAMUK ÇEK ORADAN!
Yıl 2006... Orhan Pamuk Nobel ödülü kazanıyor, yazarın Ermeni meselesi üzerine kurduğu o meşhur cümle yüzünden yer yerinden oynuyor. Mahkeme kapıları, 301. madde davaları, tehditler... Aynı gün, Fransa Ulusal Meclisi'nin "Ermeni soykırımını inkâr etmeyi suç sayan" yasa tasarısını kabul etmesi, Türkiye ile Avrupa arasında o dönem yaşanan en büyük diplomatik ve siyasi krizlerden birine yol açmıştı.
Yıl 2026... Paris Moda Haftası, Valentino defilesi. Kreatif direktör "Herkes kütüphanelere bağışlamak için bir kitap getirsin" diyor. Konuklara gönderilen e-postada kitapların kütüphanenin girişindeki toplama kutusuna bırakılması isteniyor. Getirilecek kitabın yeni alınabileceği veya kendi kütüphanesinden seçebileceğini söylüyor. Toplanan eserlerin, Bibliothèques Sans Frontières'in (Sınır Tanımayan Kütüphaneler) veya başka kuruluşların desteğiyle Paris'te ve diğer şehirlerde halk kütüphanelerine ulaştırılması planlanıyor. Davetliler arasında yer alan Hande Erçel de kombini üzerinden yola çıkıp hemen Fransa-Nobel diyerek kapıyor Orhan Pamuk'tan İstanbul ve Masumiyet Müzesi'ni... Ama ne kitaplar! Sayfalar jilet gibi, matbaa kokusu Paris'ten duyuluyor. Belli ki kendi kütüphanesinden ruhuna dokunmuş bir eseri seçmemiş; defileye gelirken "Kombine uysun" diye mağazadan taze kapmış.
20 yıl önce ülkeyi ortadan ikiye bölen, uğruna entelektüel savaşlar verilen koca Orhan Pamuk, bugün Paris podyumlarında bir "şirin gözükme" aparatına, kıyafete uygun aksesuara dönüşüyor. 2006'nın o ağır hafızası, 2026'da popüler kültürün elinde maskaraya çevriliyor.
Kusura bakmayın ama o hiç dokunulmamış, okunmamış sayfalar Paris kütüphanelerini zenginleştirir belki ama bu sahte derinlik çabasını, bu vitrin entelektüelliğini temize çekmeye asla yetmiyor.
'KARAKIŞ' DÜETİ YAYINLANIYOR
Mert Demir, Harbiye sahnesinde Türk müziğinin güçlü ve sevilen isimlerinden Kibariye'yi ağırlamıştı. İkilinin birlikte seslendirdiği, sözü, müziği ve aranjesi
Mert Demir imzası taşıyan 'Karakış', gecenin en dikkat çeken anlarından biri olmuş ve dinleyicilerden büyük beğeni toplamıştı. Gelen yoğun ilgi ve istek üzerine şarkı; 9 Ekim'de tüm dijital platformlarda yayında olacak.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.