HASAN CELAL GÜZEL
Son pürüz de kalkıyor
CHP'lilerin geçtiğimiz pazartesi günü yemin etmesinden sonra BDP'li milletvekillerinin boykotu, yeni yasama dönemine bir nebze de olsa gölge düşüren son pürüz olarak kalmıştı.
Bilindiği gibi, BDP'nin Meclis boykotu tamamen ideolojik temelliydi.
Bu sayede bir yandan her zamanki gibi gerginliği tırmandırmak istiyor, bir yandan da Hatip Dicle'nin de milletvekili olmasını dayatarak Apo'ya yol açmanın hesabını yapıyorlardı. Bu arada Diyarbakır'da parklarda yayılarak ya da "Grup Toplantısı" yaptıklarını ilan ederek boykotun keyfini çıkardılar. Fırsattan istifade, bütün dünyaya Kürdistan'ın (!) merkezinde "Kürt Parlamento Grubu" toplama mesajı vererek caka satmayı da ihmal etmediler. Halbuki sadece kendilerini gülünç duruma düşürmekle kaldılar.
Apo/PKK/BDP taifesi, seçimden önce ortalığı karıştırmak için "15 Haziran'da iç savaş" tehdidinde bulunmuşlardı.
Seçimden sonra da şantajlarını devam ettirmek için bu defa "15 Temmuz" tarihini ilân ettiler. Bundan kısa bir müddet sonra da İmralı'dan "boykotu bitirin" talimatı geldi. Zira bu boykotun başta Güneydoğu halkı olmak üzere hiç kimse tarafından tasvip edilmediğini görmüşlerdi.
Zombiler gibi kayıtsız şartsız teröristlerin ve PKK'nın emrinde olan BDP'nin, TBMM'ye gelmek ve yemin etmek için nazlanması çok komiktir. Bu münasebetle, Meclis Başkanı Çiçek'in ve AK Parti yöneticilerinin sabırlarını takdir ediyoruz.
Aslında BDP'liler, Apo'dan talimat alınca CHP'lilerden önce boykottan vazgeçmiş ve yemin etmeye karar vermişlerdi. Ancak, CHP'liler "BDP'nin kuyruğuna takıldılar" ithamına maruz kalmamak için BDP'lilerle aynı günde yemin etmek istemediler.
Eğer ağababaları boykotu bitirme talimatını değiştirmemişse, en kısa zamanda Meclis'e gelip yemin etmekten başka çareleri de yoktur.
İnsanın kendi hür iradesiyle hareket edememesi ne kötü bir akıbet değil mi?...
Böylesine faşizan bir ortamda terör örgütü ve terörist başı adına siyaset yapmaya çalışanlara acıyoruz.
Bu dönemde, teröristler silahlarını bırakmaya mecbur kalacaklardır. Esasen bu vahşi terörü devam ettirecek mecalleri de kalmamıştır. Gerçekçi bir değerlendirme yaparak bu mücadelenin silahlı değil, ancak siyasetle mümkün olabileceğini anlamalıdırlar.
"Yeni Anayasa"da elbette demokratik hak ve hürriyetlerin sınırları genişletilecektir. Lakin bu durum, Türkiye'nin millî ve üniter yapısından taviz verilmesini, "devlet içinde devlet", "millet içinde millet" kurulmasını gerektirmez..
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.