HİLAL KAPLAN

12 Aralık 2025, Cuma

Avrupa’nın çatlayan zırhı

Your browser doesn’t support HTML5 audio

Fransa, Almanya ve Hollanda ekseninde aşırı sağın yükselişi Avrupa siyasetinin ana belirleyicisi olmaya devam ediyor; ancak bu yükseliş doğrusal bir tırmanış değil. Özellikle Hollanda örneği, aşırı sağın her zaman kesintisiz şekilde ilerlemediğini, kimi zaman toplumsal ve siyasal dirençle karşılaştığını gösteriyor. Bu nedenle Avrupa'daki dönüşümü anlamak, hem güçlenmeleri hem gerilemeleri aynı anda okuyabilecek bir perspektif gerektiriyor.
Fransa'da Marine Le Pen'in Ulusal Birlik Partisi, ekonomik sıkışma ve güvenlik kaygılarının beslediği kültürel huzursuzluğu siyasallaştırarak merkez siyasetin boşluğunu dolduruyor.
Banliyö çatışmaları, laiklik tartışmaları ve Müslüman karşıtı söylemlerin normalleşmesi, aşırı sağın bir "alternatif düzen" algısıyla iktidar eşiğine yaklaşmasını sağladı. Macron sonrası dönemde ülkeyi bekleyen belirsizlik, bu eğilimi daha da güçlendiriyor.
Almanya'da AfD'nin yükselişi, savaş sonrası kurulan siyasal konsensüsü zorluyor. Enerji krizi, Ukrayna savaşı ve artan güvenlik endişeleri, özellikle doğu eyaletlerinde AfD'yi ana akım bir aktöre dönüştürdü.
Partinin göç karşıtı söylemi yalnızca mülteci meselesine değil, Berlin'in AB içindeki yük paylaşımına dair geniş çaplı bir rahatsızlığın dışavurumu. Bugün Almanya, bazı yerel yönetimlerde aşırı sağın fiili iktidar kurduğu yeni ve rahatsız edici bir tabloyla karşı karşıya.
Hollanda ise bu trendin önemli bir istisnasına işaret ediyor. Geert Wilders'in PVV'si, 2023 seçimlerinde yakaladığı ivmeyi 2025'te koruyamadı; oy oranı düşerken sandalye sayısı da anlamlı biçimde geriledi.
Üstelik merkez partilerin PVV ile koalisyon kurmayı reddetmesi, aşırı sağa karşı kurumsal direnç kapasitesinin hâlâ canlı olduğunu gösterdi. Bu durum, Avrupa'daki aşırı sağ yükselişinin güçlü ama kırılgan bir dinamiğe sahip olduğunu; toplumların belirli eşiklerde fren mekanizması geliştirebildiğini ortaya koyuyor.
Bu üç örnek birlikte okunduğunda, AB'nin iç kırılganlıklarının giderek derinleştiği anlaşılıyor. Göç konusunda ortak bir politika üretilememesi, enerji dönüşümünün maliyetleri, ekonomik baskılar ve güvenlik kaygıları, aşırı sağın hem bir sonuç hem de katalizör olmasını sağlıyor. Avrupa Parlamentosu'nda aşırı sağın ağırlığının artması, birlik değerlerinin normatif temelini aşındırırken; Hollanda gibi geri çekilme örnekleri bu siyasal dalganın mutlak olmadığını hatırlatıyor.
Avrupa bugün basit bir siyasi döngüden geçmiyor; tarihin hızlandığı bir eşiğin üzerinde duruyor. Aşırı sağın yükselişi kıtanın geleceğini tek başına belirlemeyecek belki, ama merkez siyaset çökmeye devam ederse o gelecek artık demokratik bir Avrupa değil, korkularla yönetilen kâğıttan bir ev olur. Avrupa'nın asıl sınavı aşırı sağla mücadele etmek değil; onu mümkün kılan özüne cesaretle bakabilmekten geçer.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.